3 Nisan 2012 Salı

Beyaz - Gri - Mavi - Sarı - Pastel Tonlar

İlkbahar renkleri. Moda olsa da olmasa da favorim pastel tonlar: ana renk beyazın yanında gri, mavi, çok az da uçuk pembe, açık sarı, soft yeşil... 




_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

21 Mart 2012 Çarşamba

Bahar Tüm Güzelliğiyle Geliyor

Ve ilkbahar geldi: Dallara konan neşeli kuşların ötüşü, güneş, çiçeklenen ağaçlar ve kırlar, dekorasyon ve giyimde pastel tonlar ve çiçekli kumaşlar... Halsizlikle beraber sebepsiz bir sevinç, uyanma, harekete geçme, yenilenme, seyahat etme ve daha çok dışarıda vakit geçirme isteği...  Erguvanlar, laleler, papatyalar, çilek, yaz habercisi sebzeler, sıcaktan ve soğuktan şikayet etmeden ılık havanın tadını çıkarma zamanı...

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

3 Mart 2012 Cumartesi

Bir Okuyucu Yorumu



Bugün  gelen bir e-posta çok hoşuma gitti:

"Hiçliğinizi çok sevdim. Herkes bu kadar dolu dolu hiç olsa.. Hep olurdu o zaman dünya. Yazılarınızla, dolayısıyla hayat, insan, evren ve sanatla yani sizinle tanıştığıma çok memnum oldum. Tek bir an vardı, o da yaşandı, bitti, ama biz hala oradayız :)) Sevgilerimle"

Teşekkürler Nihan.

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Kazvini ve Acâibü'l Mahlûkat ve Garaibü'l Mevcûdat

9. yüzyılda Yunanca ve Latince astroloji, felsefe, tarih, coğrafya, botanik, tıp ile ilgili el yazmaların tercüme edilerek resimlenmesiyle ilk örnekleri görülmeye başlanan İslam minyatür sanatı yüzyıllar boyunca bir üslup olarak gelişir. Bulunan en eski minyatür Fatımiler Dönemi’ne ait mısır parşömenlerinin küçük parçalarıdır. Ortaçağ İslam dünyasının yoğun kültürel ortamında döneme ait görsel imgeler ve motifler el yazmalarına yansır. Eserlerin başlangıcında Allah’a ve peygambere övgü yer alır. Bağdat, Herat, Buhara, Şiraz, Tebriz, İsfahan gibi İslam kentlerinde sanat okulları açılır. Her okulun kendine göre karakteristik özellikleri vardır. İran minyatürlerinde şiir, roman, kahramanlık ve hüzünlü aşk hikâyeleri, masallar konu olarak seçilir. Erkek kahramanlar ince yapılı aşık delikanlılardır. Zarif kadınlar dramatik aşkın güzelleridir. Hayal gücünün ve şiirsel bir anlatımın göze çarptığı minyatürlerde bezemeli yapılar, süslü giysiler, motifli çizgiler, desenli halılar dekoratif etkiyi artırır.

Atölyelerde arta kalan değerlerin kaybolmasını önlemek için sayfalar arkalı önlü yapıştırılıp kitap gibi ciltlenir. Murakka adlı albüm defterlerde minyatür, desen, hat, tezhip örnekleri bir arada toplanır. 13. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan sanatsal çalışmaların koruyuculuğunu yöneticiler üstlenir. Fatımi halifelerinin minyatürlerle dolu zengin kütüphaneleri vardır. Çin’den Türkler’e, Türk sanatçılardan İran’a oradan da Batı’ya geçen minyatürün İslam sanatında en dikkate değer olanları; Yunanca’ya dayanmayan ilk orijinal çeviri (Hintçe’den) hayvan masallarını anlatan Kelile ve Dimne, Firdevsi’nin yazdığı İran kahramanlık destanı Şehname, Ebu Zeyd’in maceralarının aktarıldığı Hariri’nin Makamat, kozmoloji ve coğrafya ile ilgili Kazvini’nin 1280 tarihli Acaibü’l Mahlûkat ve Garaibü’l Mevcûdat ve Nizami Gencevi'nin beş bölümlü Hamse gibi el yazmalarında bulunur. 

18 Şubat 2012 Cumartesi

Depolama Birimi Beyaz Tasarımlar

Harika bir tasarım. Öncelikle beyaz, sonra doğayı çağrıştıran çiçek, yaprak ve  bir kitaplık: üç unsur birleşince benim için harika oluyor :) 2012 Stockholm Mobilya Fuarında sunulan 'Sokak' adlı ürün depolama birimi olarak düşünülmüş. İsveçli Stüdyo A2 tarafından tasarlanan mobilya çeşitli şekillerde biraraya getirilebilecek dört parçadan oluşuyor. Bu tasarım romantik ve beyaz geleneksel İskandinav tarzına göre olsa da A2 tasarımcılarının renkli ve modern koleksiyonları da var.


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Sevinç, Hüzün ve Yazı - Gelmeyen İlham

Neredeyse bir ay olmuş herhangi bir şey yazmayalı, eklemeyeli... Geçerli sebeplerim vardı. Tatlı yeğenlerim İstanbul'dayken başka bir şeyle meşgul olunur mu? Şimdi hem birlikte hareketli ve mutlu vakit geçirmenin verdiği sevinç hem de yeniden ayrılmanın neden olduğu hüzün karışmış durumda. Üstelik  dünyanın bir ucuna ağlayarak gitmeleri, geceleri uyuyamamaları, "çok özlediklerini" söylemeleri, "en eğlenceli teyzelerini" etkileyerek kış melankolisini artırıyor.

Bu aralar yeni bir sanat yazısı hazırlamalıyım ama bir türlü girişemiyorum. Bu hafta araştırıp bitirsem iyi olacak :). Aslında makaleleri genellikle planlayarak yazmıyorum. Bir şekilde kendileri başlıyor, sanki iradem dışı gelişiyor. Önce biraz sıkıntı oluyor, biraz stres; her yeni şeye başlarken olduğu gibi. Biraz ilerleyince, konunun detaylarına indikçe keyifli bir hal alıyor. Bekliyorum bakalım hangi konu kendisini seçtirecek? :)
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

20 Ocak 2012 Cuma

Beethoven - Silence


Beethoven: Silence; - Ernesto Cortazar

5 - 6 yıl önce ay tutulması sırasında Ntv'de çalıyordu. O zamandan beri favorim.
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Ukiyo-e ve Resme Deli Olan Yaşlı Adam: Hokusai

Japonya’da 675 yıl boyunca askeri bir yönetim olan ve babadan oğula geçen Şogunluk hüküm sürer. 1867’de feodal rejim son bulur ve bütün hâkimiyet imparatorun olur. Başkent Kyoto’dan Tokyo’ya taşınır. 1603-1868 yılları arası Edo veya Tokugawa döneminde Tokugawa ailesi Japonya’yı dünyadan soyutlayarak şogun kurallarını uygular. Japonya’nın kapılarını Batıya kapadığı bu dönemde Hokusai Fransa ve Hollanda’dan gravürler getirtip Avrupa sanatını araştırır. Gölgelendirme, perspektif, hacimlendirme, renklendirme öğrenerek ‘Ukiyo-e’ tarzına uygular ve Japon sanatına farklı bir canlılık katar.

Tokyo’da el sanatçıları ve tüccarlardan oluşan yeni bir burjuva sınıfı ortaya çıkar. Konfüçyüsçü toplumsal değerlerin ve feodalitenin egemen olduğu zaman diliminde üretilen Japon ahşap baskılara yüzen veya geçici dünya anlamındaki ‘Ukiyo-e’ denir. Bu resimlerde çoğunlukla sıradan yaşamın sorumluluklarından kurtulmuş kısa güzel anlar, erotik sahneler, fahişeler, geyşalar, aktörler, sumo güreşçileri, efsaneler, tiyatro aktörleri vb. gibi konular, servet ve gösteriş yapan elit kesimin popüler eğlenceleri, zevkleri, moda ve nesnelerin estetik nitelikleri tercih edilir. İlk zamanlar sadece siyah mürekkeple tek renk baskılar yapılırken 18. yüzyıldan sonra renkli baskı tekniği uygulanır. Dönemin önde gelen Ukiyo-e sanatçıları: zarif kadın çizimleriyle Utamaro, Hokusai, romantik ve duygusal manzaralarıyla Hiroshige ve Kabuki aktörleri resimleriyle Sharaku’dur. Utamaro kuşları ve çiçekleri kitap illüstrasyonlarında kullanır ancak Hokusai’de bu motifler (kachô-e) gravürlerin (1833-1834) belli başlı konularından biri olur. Ukiyo-e baskılarında alışılmadık ve beklenmedik anlar, karmaşık ve kıvrımlı çizgiler, gelişkin renk duygusu, doğa ve kadın güzelliğine duyulan sevgi ustalıkla, gündelik yaşam ve manzara yüksek anlatım gücüyle aktarılır... 

1 Ocak 2012 Pazar

Sihirli Ağaçlarla Aydınlanan Bir Yıl Olsun

Aralık ayında havaların mevsim normallerinin biraz üzerinde olması ve güneşli günlerin fazlalığı, kış depresyonuna girmeyi geciktirdi neyse ki. Kış sıkıntısı gelmesin hiç.  Hep bahar havası olsun. Erken akşamlar bitsin. Tabi bir ara beyaza bürünsün her yer ama uzun sürmesin.

Sihirli, doğal, güvenli, yeşil, sanat ve sevgi dolu yeni bir yıl olsun.

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

20 Aralık 2011 Salı

Viyana'da Sıra Dışı Görünümüyle Hundertwasser Evi

...Viyana’daki Mimar Joseph Krawina’nın planladığı ve Friedensreich Hundertwasser’in hayata geçirdiği ‘Hundertwasser Evi’ kitsch kapsamında ele alınıyor. Modern mimariye zıt, düz çizgilerin ve tekrarların olmadığı post-modern bu yapı, “Ressam özgür olmak istediği evler ve mimariler hayal eder ve bunları da gerçekleştirir.” ve "Renk dolu bir dünya cennet ile eş anlamlıdır." diyen ressam, şair ve mimar Hundertwasser’in hayalgücünü kullanarak fantastik öğelerin nasıl enerjik, coşkulu ve göze hoş gelecek şekilde bir araya getirildiğinin de kanıtıdır. Geçtiğimiz yaz bir kısmı kamuya açık bir kısmı özel teraslardaki ağaçları, bitkileri; geometrik bölümlenmiş rengarenk cepheleri; farklı malzemelerle, boyutlarla ve renklerle oluşturulmuş pencereleri sütun ve kaideleri gördüğümde bina-insan-doğa birlikteliğinin somutlaşan masalsı bir örneği olduğunu düşündüm...*

Viyana Hundertwasser Evi
İnsana ve doğaya uygun renk ve şekillerle tasarlanmış bu organik binalarda yaşamak ister miydim emin değilim. Çevremde daha sade şeyler görmekten yanayım ama Gaudi yapılarını andırsa da kendine özgü bir havaya sahip bu büyüleyici görünüm de oldukça yaratıcı. Kente ayrı bir ruh kattığı kesin. Kapitalist tüketimin ve sıradanın karşısında bir düşüncenin aktarıldığı kesin. Beklenilen, alışılagelmiş olandan uzak ve sürprizli...


*Nalan Yılmaz, Sanata Yüzeysel Bir Tepki: Kitsch, 14 Aralık, 2011, Lebriz Sanal Dergi

Ayrıca Viyana ile ilgili ayrıntılı yazım için tıklayın: Viyana'da Bir Hafta Sonu
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Kitsch’in Kralı: Jeff Koons

...Kitsch’in Kralı olarak anılan Amerikalı sanatçı Jeff Koons endüstrinin hazır nesnelerini dönüştürüp genel zevke hitap eder. Sanat eleştirmenleri tarafından eleştirilen, anlamsızlık barındıran, şaka gibi görülen, tartışılan tasarımlarıyla, kocaman kitsch objeleriyle sıradanlığı ve bayağılığı gösterir. İzleyiciyi şaşırtarak ün kazanır. Büyük balondan sevimli hayvan heykelleri ve neşelendiren diğer çalışmaları pek çok müzede sergilenir, ‘Balon Çiçek’ ve ‘Asma Kalp’ vb. müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı bulur. Cesur sanatçı yaptıklarında herhangi bir ironi olmadığını belirtir. O Amerikan kültürüne ayna tutar...*


Neden bazı şeyler Kitsch'tir? ✨ Porselen biblolardan Jeff Koons’un milyon dolarlık dev balon heykellerine; ağlayan çocuk posterlerinden Lady Gaga’nın ikonik tarzına... Kitsch, hayatımızın her yerinde! 🎨 Peki, bu sadece bir rüküşlük mü yoksa sanata karşı bir tepki mi? Milan Kundera’nın da dediği gibi: "Hiçbirimiz kitsch’ten kaçacak kadar süpermen değiliz!

 
*Lebriz Sanal Dergi'deki yazımdan detay
Ayrıca bakınız: Sanata Yüzeysel Bir tepki: Kitsch
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

11 Kasım 2011 Cuma

Doğayı Taklit Eden Dekoratif Öğeler

Bazı nesneler vardır. Yoklukları fazla bir kayıp değildir. Varlıkları ise çevresinde hoş şeyler görmek isteyenlere iyi gelebilir. Doğa gerçektir. Doğayı çağrıştıran nesneler ise taklit. Sonbahar mevsiminde ağaç olan sokaklarda, parklarda, ormanlık alanlarda dolaşıp yaprakların rengini seyretmenin uyandırdığı his ile yaprağı taklit etmiş bir nesneninki aynı olamaz tabi. Yine de bir fonksiyonellik yüklenen eşya estetikle de birleşince göze hitap ediyor. 🚶🐢🕊️🐦🌲🌳🌸


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Zürih, Rapperswil, Maienfeld ve Heidihaus

İsviçre, Maienfeld, Heididorf
80'lerde çocuk olmanın belirli başlıkları vardır. Televizyon evlere 70’li yıllardan sonra girmeye başlar ve çok özel bir yere sahip olur. Geriye bakıldığında akılda kalanların çoğu televizyon programları ile ilgilidir. Günümüzün yetişkinleri olan 80'lerin çocukları; TRT'de yayınlanan çizgi filmlerden Heidi'yi mutlaka o yıllardan hatırladıklarının içinde sayarlar. Heidi bizim için bugünkü çocukların Sünger Bob'u  gibiydi. Bütün çocuklar gözümüzü ayırmadan seyrederdik. Okul bahçesinde şarkısını bağıra çağıra söyleyişimiz -tabi ki biraz uydurarak- bizi neşelendirirdi. Heidi çocukluk anılarımda kalmışken ve 30’lu yaşlarımın ikinci yarısındayken Heidi'nin büyükbabasının kulübesinin önünde durmak öyle heyecan vericiydi ki. Heidi sanki o neşeli kahkahalarını atarak sevimli kulübeden koşarak çıkacaktı. Tabi çevredeki keçiler de bu beklentiyi artırıyordu.

İsviçre’nin doğasının güzelliği ile ünlü Zürih kenti geçtiğimiz yaz üç günümüzü geçirmek için çok ideal göründü. Zenginliğini havaalanından hissetmeye başladığımız şehir için yazılacak çok şey var ama burada fazla söz edemeyeceğim çünkü anlatmak istediğim başka bir yer var. Zürih'te mevsim yaz ise 'Classic Trolley' yazan şirin kırmızı otobüslerle yapılan şehir turu detaylı gezmek istediğiniz yerleri seçip tekrar gelmeniz için fikir verecektir. Tramvay benzeri otobüsün açık pencerelerinden güzel binaları, göle dökülen nehir üstündeki köprüleri görebilirsiniz. Tabi ki birçok gezilebilecek kilise ve müze de bu listeye eklenebilir.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Soren Kierkegaard'da İroni ve Hiçlik Kavramı

*Hiçbir şey olmama ironi tarafından geçerli kılınan şiirsel tavırlar ve söylemlerden biridir, üstelik bunların en saygınıdır. Hiçbir şey olmamanın kendi içinde tutarlı olduğu gerçeğiyle zaten sezdirilen sonsuz şiirsel özgürlük, daha da olumlu bir şekilde ifade edilir; çünkü ironik birey son durağı hiçliğe gelmeden önce çok sayıda belirlemeyi olasılık biçiminde gezmiş, her birinin içinde şiirsel olarak yaşamıştır...
*İroni hem her şeyi yutan bir hiçliktir, hem de hiç kimsenin yakalayamadığı bir şeydir; hem vardır hem yoktur; ama derinlerinde alabildiğine komik bir şeyler vardır...
*Yalnızca düşüncenin dürtüsü olan, uyukladığı zaman onu canlandıran, dağıldığı zaman toparlayan bir ironi vardır. Başka bir ironi de; ulaşmak için çabaladığı son durağın ta kendisidir.
*Bir insanın hiçbir uzlaşmaya varamayacak iki şeyi birleştirmesi her zaman ironiktir...
*İroni için hiçbir şey kurulu değildir. Her şeyle keyfince, aklına estiği gibi uğraşır...
*Söylev sanatında sık kullanılan bir söz oyununun adı olan ironinin özelliği, söylenen sözün aksinin ima edilmesidir. Fenomen öz değil, özün karşıtıdır...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Kuşlu Broş Tasarımları


'Ağaç ve Martı' broşun tasarımcısı Meral Saatçi, Aşk var serisinden 'Aşk Beklemez' broşun tasarımcısı Nesrin Dugan
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

23 Eylül 2011 Cuma

İstanbul Modern'de Hayal ve Hakikat

"İstanbul Modern, 16 Eylül'de başlayan ve 22 Ocak 2012' ye kadar sürecek olan ve geçen gün ziyaret ettiğim “Hayal ve Hakikat - Türkiye’den Modern ve Çağdaş Kadın Sanatçılar” sergisi ile, Türkiye'nin toplumsal ve kültürel dönüşümünü kadın sanatçıların üretimleri üzerinden gündeme getirmeyi amaçlıyor. Modern ve çağdaş sanatta kadın sanatçıların öncü ve eleştirel pozisyonlarını merkez alan sergi, Türkiye’nin sosyokültürel tarihine yeni ve alternatif bir bakış sunuyor. Küratörler Fatmagül Berktay, Levent Çalıkoğlu, Zeynep İnankur ve Burcu Pelvanoğlu’nun oluşturduğu seçki,  kadın sanatçıların 1900’lü yılların başından bugüne uzanan üretim sürecini kapsayarak, resimden videoya birçok farklı sanat disiplinine yer veriyor.

Aynı zamanda modern ve çağdaş Türk sanatı tarihinin özeti niteliğini taşıyan sergi, hayat hikayeleri ve üretimleri hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız ve artık adları unutulmaya yüz tutmuş öncü kadın sanatçıları, yeniden keşfedilen modernleri ve neredeyse son kırk yıldır çağdaş sanat ortamını düşünsel tavır ve pratik eylemleriyle yönlendiren yaklaşık 80 sanatçıyı birbirine bağlıyor...

18 Eylül 2011 Pazar

İstanbul'da Doğmak ve Yaşamak: Gidip Gidebileceğin Tek Yer

İstanbul her mevsimde ayrı bir güzelliğe bürünüyor. Bazen tam anlamıyla içine girmeden onu dışarıdan seyretmek daha iyi çünkü metropolde yaşamanın gereklerini yerine getirmedeki umursamazlık sinir bozucu olabiliyor. Doğduğu yerlerden göç edenlerin artık hayatlarını sürdürecekleri kentin düzenine uyması gerekir. Oysa gelen önceden alıştığı yaşam tarzını da beraberinde getiriyor. Sosyal çeşitliliğin, renkliliğin olması son derece doğal. Yine de temel bazı konularda anlaşmalı. Bireyin önce kendisine, sonra karşısındakine saygısıyla, düşünceli davranışlarıyla ve uzun bir geçmişe sahip kente karşı özenli tutumuyla kültürel zenginliğe ulaşılabilir. Başkasını rahatsız etmediği, şehrin dokusuna zarar vermediği sürece herkes geleneklerini devam ettirebilir ama bunlar tek doğruymuş gibi dayatılamaz...

28 Ağustos 2011 Pazar

Nayad Bal'ın Kuşları


Nayad Bal'ın özellikle kuşlu, çiçekli, kalpli, yapraklı, evli, ağaçlı; zarif ve sade takı tasarımları harika. Üstelik kalp-kuş, çiçek-kuş, ev-ağaç, ev-kalp gibi birliktelikler de var. Gümüş, altın ve taş son derece uyumlu kullanılmış, detaylara özen gösterilmiş. Koleksiyonlar: Elegance, Simple, Happiness, Soul whisper, Birds fly, You  are mine adları altında toplanıyor. Favorilerim Happiness ve You are mine.
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Ağaç Kitaplık Tasarımları



Fonksiyonla birlikte göze de hitap eden tasarımlar her zaman ilgi görür. Sadelik, kullanılan malzeme, renk önemli. Bu açıdan bakıldığında fotoğraftaki duvara monte edilen ağaç kitaplıkların çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Koreli genç tasarımcı Shawn Soh kitabın ağaçtan geldiğini de vurguluyor. Her ne kadar kitapların tozlanmaması için sertleştirilmiş cam kapaklı bir kitaplıkta durmasını uygun bulsam da bu tasarımı beğenmemem mümkün değil.
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Prag'da Bir Flaneur'ün Yürüyüş Rotaları: Müzeler

Prag nüfusuna oranla müzeler açısından zengin bir şehir. Açık alanda görülebilen kentin simgesi anıtlar ve yapılar dışında; Musevi Müzesi, Prag Şehir Müzesi, Ulusal Müze, Askeri Müze, Ulusal Teknik Müzesi, Mozart Müzesi, Antonin Dvorák Müzesi, Bedrich Smetana Müzesi, Kepler Müzesi, Dekoratif Sanatlar Müzesi, Güzel Sanatlar Müzesi, Modern ve Çağdaş Sanat Müzesi, Genç Sanat Müzesi, Oyuncak Müzesi, Müzik Enstrümanları Müzesi, özel koleksiyonların sergilendiği müzeler vb. saymak mümkün. Komünizm Müzesi, İşkence Aletleri Müzesi, Absinth Müzesi, Seks Aletleri Müzesi gibi ilginç olanları da var. Ayrıca çeşitli yerlerdeki Ulusal Galeri Sergileri, Prag Sanat Galerisi, Prag Kale Galerisi ve benzerleri de eklenebilir.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Viyana'da İki Günde Nereler Gezilebilir?

Prag kırmızı üçgen çatılı evleriyle, kararmış kuleleri ve heykelleriyle, eski sokakları ve meydanlarıyla hüzünlü ve gizemli. Biraz kasvette var evet Kafka'nın ruhundan mıdır nedir? Yine de ne olacağını bilmeden peşinden sürükleyen ve insanı içine çeken bir cazibeye sahip. Viyana ise bir zamanlar  imparatorluk merkezi: müzikle, sanatla ve kültürle dolu olduğunu hissettirircesine görkemli ve gösterişli. Viyana'da Türk etkisi pek çok alanda yoğun -mesela günlük yaşamlarının vazgeçilmezi kahveyi Türklerden görüp almışlar- ve çok sayıda Türk yaşıyor olsa da ne yazık ki Viyana tarihinde ve kültüründe Türkler abartılı biçimde hep olumsuz ve zalim olarak anılmış. Bu günümüze kadar da çeşitli şekillerle canlı tutulmuş.

Viyana

17 Temmuz 2011 Pazar

Masal Kuleleriyle Prag - 3 - Restoran, Cafe, Opera, İkonik Binalar vb.

Prag'da tarihi doku yanı sıra 1992’de başlanıp 1996’da tamamlanan Frank Gehry‘nin tasarladığı ‘Dans Eden Bina’ Praha 2’de nehir kıyısında, Jiraskuv köprüsü yakınlarındadır. Belirsizlik duygusu uyandıran alışılmışın dışında bir biçime sahip binanın içine girmedim. Cephelerde yuvarlak formların, eğriliğin ve yamukluğun gözlendiği, ofis olarak kullanılan ve çatısında bir restoranın olduğu Post-Modern anlayıştaki Dekonstrüktivist yapının orijinal adı dans eden kadınla erkeği temsil ettiği için ‘Fred ve Ginger’dır. 

Arnavut taşlarıyla çeşitli biçimlerde döşenmiş ara sokaklar genellikle sakin. Zaten meydanlarda ve geniş kaldırımlı caddelerde de fazla kalabalık yok. Ne de olsa kentin nüfusu yaklaşık 1,5 milyon. Turistik bölgelerde biraz yoğunluk oluyor. Çeklerin soğuk, donuk ve kaba olduklarına dair bir söylenti var. Kız kardeşim de oraya yerleştiklerinde öyle düşünüyordu. Şimdi biraz daha gelişme olduğunu belirtti. Yakın zamanda Prag’ı ziyaret eden bir arkadaşım ise restoranlardaki garsonların kabalığından şikâyetçiydi. Kaldığım üç haftalık süre içinde bu tarz bir durumla karşılaşmadım. Mesafeliler, yine de apartmanda, markette vb. ortamlarda gülümseyerek “Dobrý den“ ve “Děkuji“ diyorlar mutlaka.

15 Temmuz 2011 Cuma

Masal Kuleleriyle Prag - 2 - Staroměstské Meydanı ve Astronomik Saat

1344 yılında IV. Charles tarafından inşası başlatılan, Prag’ın en büyük ve önemli katedrali Aziz Vitus‘ta dini hizmetler yanı sıra kral ve kraliçelerin taç giyme törenleri de yapılırdı. Sonraki yıllarda yarı değerli taşlarla ve duvar resimleriyle hareketlendirilen dekorasyonuyla katedralin kült merkezi olan Aziz Wenceslas Şapeli, Altın Kapı ve ana çan kulesi eklenmiştir. Kapısında askerlerin beklediği kaleye girip, ikinci ve üçüncü avlular arasındaki geçiş yolundan sonra karşılaşılan katedralin bronz kapısı Aziz Wenceslas ve Aziz Adalbert hakkında efsaneleri gösteren kabartmalarla süslüdür. Kapının üzerinde sivri kemerli bölüm içinde dini konulu sahneler, yukarıda ise tipik bir gotik öğe olan ve merkezdeki nefe ışık sağlayan gül pencere, yan kısımlarda yapıyı kötü güçlerden koruduğuna inanılan çıkıntı şeklinde korkunç hayvan veya yaratık heykelleri -garguy- etkileyici bir görsellik sunuyor. Göğe doğru yükselme uzatılmış öğelerle, dışarıdan kulelerle, yapıyı destekleyen payandalarla, içeriden sütunce ve plastır demetiyle oluşturulan birleşik payelerle, galeriler ve sivri kemerlerle ifade buluyor. Pencerelerdeki renkli vitraylar mistik bir atmosfer yaratarak iç mekandaki soyutluğu ve maneviyatı güçlendiriyor. 



13 Temmuz 2011 Çarşamba

Masal Kuleleriyle Prag - 1 - Sokaklar, Binalar ve Kale

Prag tarihi ve entelektüel yapısıyla Orta Avrupa’nın gözdesi olmakla birlikte son on yılda Türklerin de seyahat planlarına dâhil ettikleri bir yer. Genellikle seyahat firmaları Budapeşte, Viyana ve Prag turu düzenler ve PVB derler. Bu üçlüden görmediğim Tuna kıyısındaki Budapeşte Avrupa’nın incisi diye tanımlanır. Kız kardeşimi, eşini ve yeğenlerimi ziyarete gittiğim Prag’da uçak bulutların üzerinden alçalınca edindiğim ilk izlenim “Ne kadar çok yeşil alan ve planlı bir yerleşim var” oldu. Havaalanından kent merkezine giderken de bu düşüncem değişmedi. 


5 Temmuz 2011 Salı

Praha Vytopna Restaurant

Prag'da bir akşam yemeğe gittiğimiz ve yeğenlerimin çok sevdiği Vytopna Restaurant turistlerin de ilgisini çekiyor. Masaların yanlarına 400 metre uzunluğunda minyatür raylar döşenmiş ve içeçekler her masanın ortasına küçük tren vagonlarıyla dağıtılıyor. Bardaklar boşalınca tren onları almak için bir kez daha geliyor. Çocuklu masalara Thomas adlı tren servis yapıyor. Ayrıca geleneksel demiryolları ile ilgili olan restoranın sahibinin tren koleksiyonu cam bölmeler içinde sergileniyor. Aileler ve özellikle çocuklar için eğlenceli restoranun menüsünde ızgara somon, kızartılmış ördek, salatalar, makarnalar, vejeteryan yemekleri, biftek, tavuk ve çeşitli tatlılar yer alıyor.

Prag, Vytopna Restaurant
Prag ile ilgili diğer yazılarım:  

Masal Kuleleriyle Prag 
Prag'daki Müzeler
Kafka Müzesi

*****Bu sayfadaki yazının ve görsellerin tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   Creative Commons License

17 Mayıs 2011 Salı

Botticelli ve Primavera: İlkbahar Alegorisinin Gizli Sembolleri

Arno nehri kıyısında dükkanı olan deri ustasının oğlu, Floransalı Sandro Botticelli’nin (1446 – 1510) gerçek ismi Alessandro di Mariano Vanni Filipepi’dir. Fra Filippo Lippi’nin ve Verrocchio’nun öğrencisi olduktan sonra 1470’de kendi atölyesini kuran sanatçı Medici ailesinin korumasında çalışmalarını sürdürür. 14. yüzyılda Duccio, Cimabue, Giotto, Simone Martini, Lorenzetti ile resimde Bizans etkileri kırılmaya başlar. Floransa’da 15. yüzyılda, Rönesans resminin biçimlenmesinde ve gelişmesinde etken olan Massacio, Fra Angelica, Uccello, Fra Filippo Lippi, Gentile de Fabriano, Benozzo Gozzali, Domenico Ghirlandio, Luca Signorelli, Antonio Pollaiuolo, Pinti Ruchio, Piero Della Francesca, Botticelli, Leonardo da Vinci vb. sanatçılar genellikle kilise ve belediye saraylarının duvarlarına freskler yaparlar. Yaş sıva üzerine suda çözülmüş boya pigmentleri kullanılan bu duvar resmi zorlu bir tekniktir. Ressamlar güneş doğmadan kalkıp sıva kurumadan boyayı sürmek zorundadır.

Sanata, bilime, doğaya, insana, bireyselliğe değer verilen Floransa’nın altın çağında sanatçılar, filozoflar, edebiyatçılar, mimarlar, bilim adamları birbirleriyle yakınlık kurarlar ve hümanist düşünceyi yayarlar. Entelektüeller Yunan ve Roma’nın özgün sanat ve edebi eserleriyle, derin ve gizemli gerçekler içerdiğini düşündükleri mitolojisiyle ilgilenirler. Klasik Yunanca metinleri çevirirler. Küçük bir kent olmasına rağmen ekonomik yönden gelişmiş Floransa’nın çok sayıda üretken ve özel kişilikleri ortaya çıkarması hayranlık uyandırır. Çok yönlü evrensel insan tipi bu döneme özgüdür. Kültürel ortamın şekillenmesinde hümanist hareketin kurucularından Leon Battista Alberti’nin de katkıları büyüktür. 
 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Makaron - Baden Unlu ve Kremalı Renkli Bezeler


Pazar günü arkadaşımla Kadıköy'ün eski pastanelerinden Baylan'da kahveli, karamelli, frambuazlı ve kayısılı makaronları denedik. Ne yazık ki çikolatalı kalmamıştı. Makaronlar az şekerli ve hafif kremalı olduğu için lezzetliydi. Beyaz Fırın ve Divan (Frambuaz, Şokola, Fıstık, Passion Fruit, Gül, Karamel, Türk Kahvesi, Vanilya...) gibi pastanelerde de var. Aslında bu işin uzmanı Ladurée. Geçtiğimiz aylarda Bebek'te ve İstinye Park'ta şubeleri açıldı. Henüz Ladurée makaronlarını tatmadım ama çok lezzetli olduklarına eminim. Makaronlar Fransa'da üretilip bütün dünyadaki şubelere dağılıyormuş. Her yerde tat aynıymış. Fransa'da 26 çeşitken İstanbul şubelerinde 12; belki zamanla diğerleri de gelir. Rengarenk makaronların kutularının dizaynı da gerçekten hoş ve zarif. Evet Türkiye'nin de geleneksel acıbadem kurabiyesi var ama ben oldum olası sevemedim.

6 Mayıs 2011 Cuma

Sanat Eleştirisi ve Eleştirmen

Yıllar önce bir panelde eleştirmenlerin görüşlerini dinleme fırsatım olmuştu. Konuşmasında eleştiri ve sanat tarihi birlikteliğine değinen Jale Erzen’e göre "Türkiye’de eleştiride tavırlar belirsiz. Batı dışındaki toplumlarda eleştirinin gelişememesinin nedeni sanatın çok belirgin amaçlara yönelmesi ve otonom olması. Günümüz sanatında endüstri ve teknolojiyle birlikte anlam ve biçim kopuktur. Biçimi sanatçı tek bir parçada sunmuyor. Biçim ve içerik arasında doğrudan bir ilişki yok. Sanat eseri parçalanmış durumda. Eleştirmen biçimi yapılandırmalı"...

Eleştirmen ve küratör Ali Akay için ise: “Ölümün varlığını hisseden insan sanat yapar. Eleştiri için kuramsal alan ve söz söyleyecek insanların ortamı zorunlu. Dönemler boyunca çağdaş ve modern sanatların problemi anlam ve biçimin kopması değil birleşmesi, kavramla el becerilerinin aynı yerde kullanılmasıdır. Bugünün sanatında da biçim ve içerik birlikteliği vardır. Yapıt içinde bulunduğu dönemde eleştirilmelidir. Modern akım temsiliyeti kırmıştır ancak Postmodernizm’de yeniden ortaya koyulur.” 

3 Mayıs 2011 Salı

Ve Karşınızda Rengarenk Mayıs

Mayıs geldi. Evde ve dışarıda gördüğüm güzellikleriyle nihayet bahar da kendini gösterdi: 
güneş, çiçekler, kuşlar, ağaçlar, ruh hali gülümsüyor sanki :)

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

29 Nisan 2011 Cuma

7. yıl Anısına - Ressam Nazmi Yılmaz

Ressam Nazmi Yılmaz'ın (22 Ocak 1944 İstanbul - 29 Nisan 2004 İstanbul) 2000 - 2002 yılları arasında yaptığı kağıt üzerine karışık teknik çalışmalarından seçmeler



___________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
___________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

20 Nisan 2011 Çarşamba

Nazan Yılmaz'ın Ebru Çalışmaları Ve Giz Şarkısı

Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim görmüş olan Nazan Yılmaz'ın 1996 yılındaki Altın Mikrofon Şarkı Yarışmasında birinci olan bestesi Giz eşliğinde ebru çalışmaları


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

10 Nisan 2011 Pazar

Osmanlı Hanedanından Bir Ressam: Şehzade Abdülmecid Efendi

15. yüzyıldan itibaren Fatih Sultan Mehmet himayesinde kitap, minyatür, tezhip, hat gibi sanatlar gelişir, saray nakışhanesi kurulur. Nakkaşbaşı Venedik’e eğitime gönderilir. Yabancı sanatçılar sarayda görevlendirilirler. 18. yüzyılda Batı resminin özellikleri ilk olarak minyatürlerde görülmeye başlar. 19. yüzyılla birlikte ise minyatür ve el yazmaların yerini mimariyle bağlantılı duvar ve tuval resmi alır. III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmud (1808-1839) zamanında kurulan askeri okullarda resim dersleri verilir. İstanbul’a gelen yabancı sanatçılar yağlıboya tablolar, köşk ve sarayların duvarları ve tavanları için resimler yaparlar. II. Mahmud ve Sultan Abdülmecid (1839-1861) nakkaşları eğitim için Avrupa’ya yollarlar. Adı geçen dört padişah da portrelerini yaptırırlar. Sultan Abdülmecid İbrahim Efendi’den desen dersleri alır. 

19. yüzyıl Osmanlı hanedanının Batı saraylarındaki gibi eğitildiği ama Doğuya ait edebiyatı, müziği, dini de bilen, kültürlü ve sanatsal yönü güçlü aydınların olduğu bir dönem. O zamana kadar devlet işlerinde donanımlı olmakla birlikte sanatçıları koruyan, hattat, şair, müzisyen, kuyumcu padişahlar vardır. Ancak Sultan Abdülaziz (1861-1876) ve oğlu Şehzade Abdülmecid Efendi resim sanatını hem desteklerler, okumak için sanatçılar gönderirler hem de idari görevlerinin yanında kendileri de desen ve resim yaparak bu alanda başarılı olurlar. Avrupa adetlerini sevmeyen, içki içmeyen Abdülaziz Arapça öğrenir, ney çalar, güreşlere ve ahşap işlerine meraklıdır. Bunların yanı sıra hattattır ve güçlü bir desencidir. Chelebowski, Ayvazovski, Şeker Ahmet Paşa, Gobel Berton yakınlık kurduğu sanatçılardandır. Heykelini yaptıran ve yurtdışına seyahat amaçlı giden ilk padişah olarak da bilinir. Paris, Londra ve Viyana’da sarayları, müzeleri, sergileri gezer. Döndükten sonra Şeker Ahmet Paşa’ya ve Gerome’a Türk ve yabancı sanatçıların tablolarını aldırarak saray koleksiyonu oluşturur. 

22 Mart 2011 Salı

Bir Radyo Programı - Kaybedenler Kulübü



1997-2003 yılları arasında dinlediğim radyo programından favori listem*.

Kent fm'de Pazartesi, Salı ve Perşembe geceleri 23:00 - 02:00 arası yayındaydı. Birkaç programı kaydetmiştim. Radyolarda daha iyisinin yapıldığını sanmıyorum. Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk'un hem çaldıkları müzik hem de konuşmaları iyiydi gerçekten. Bir dinleyen ya sürekli dinlerdi ya da hiç. Ben programları kaçırmayanlardandım ve genellikle kulaklıkla dinlerdim. 2003'ten sonra takip ettiğim başka radyo programı olmadı. Altıkırbeş yayınlarından aldığım ilk kitap da Nisan 1995 baskılı Paul Klee'nin 'Modern Sanat Üzerine'ydi.

*Favori Listem...