sanat tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Yves Klein ve Maddesizliğin Mavi Boşluğu

Tuval, üzerindeki tüm tanıdık biçimlerden, figürlerden ve nesnelerden kurtulduğunda somut sınırlarıyla baş başa kalır. Sanat tarihi boyunca bu pratik, çoğunlukla bir şeylerin temsili, bir hikâyenin görsel taşıyıcısı veya ressamın iç dünyasının dışavurumu olarak konumlanır. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren, İkinci Dünya Savaşı sonrasının da getirdiği büyük ruhsal yıkımın içinden yükselen avangart arayışlar, görsel sanatı temsilden ayırmak çabasına girişir. Bu yönelimdeki en aşkın ve kavramsal uçlardan biri Fransız sanatçı Yves Klein'dır. O eserini maddeden, alışılmış kompozisyon kurallarından ve hatta ressamın elinin dokunsal izinden arındırarak onu doğrudan mekânın kendisi haline getirmeyi hedefler. Geliştirdiği ve kendi adıyla tescillediği International Klein Blue (IKB) adlı mavi; derinliği ve boyutsal sınırları bulunmayan, sadece öz varlığıyla görünürlük kazanan saf, metafizik bir malzemedir.

Yves Klein, Boşluğa Atla, 1960, © Yves Klein'ın Mirasçıları, ADAGP aracılığıyla, Paris

1 Temmuz 2026 Çarşamba

Tinsel Geometri: Wassily Kandinsky ve Soyutlamanın Felsefesi

Wassily Kandinsky, nesnesiz sanatın kuramsal ve pratik temellerini atarak resim sanatında kökten bir dönüşüm başlatır. Sanatçı, figürün ve dış dünyanın bağlayıcı sınırlarını reddeder. Tuvali tamamen renklerin, çizgilerin ve formların özgürce hareket ettiği saf bir tinsel alana taşır. Onun sanat felsefesi, görselliğin ötesine geçerek ruhsal bir zorunluluğun ifadesi haline gelir. Bu yaklaşım, resmi sadece gözle algılanan bir nesne olmaktan çıkarıp insanın iç dünyasında yankılanan derin bir sorgulama sürecine götürür. Kandinsky’ye göre her form ve renk, insan ruhuna dokunan, orada titreşimler yaratan bağımsız birer varlıktır. Dolayısıyla resim yapmak, gerçeği kopyalamak değil, doğrudan tinsel bir gerçeklik inşa etmektir.

Murnau, Yeşil Evli Manzara, 1909

24 Haziran 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Marc Chagall'da Yerçekiminin Ötesindeki Hafiflik

Marc Chagall resimlerinde fiziksel dünyanın zorunluluklarını reddeden bir anlayış göze çarpar. Sanatçı, yerçekimi etkisini görsel bir veri olarak kabul etmez. Eserlerinde nesnelerin veya insanların havada asılı kalması, düşsellikten kaynaklanmaz. Nesneler, kütle çekiminden bağımsız hareket eder. Bu yaklaşım,  zihinsel bir tercihtir. Amacı, insanın iç dünyasındaki hafifleme, neşe, aşk ve özgürlük hissini somutlaştırmaktır. Vitebsk anıları ve Paris modernizmi, estetik bir yapının temelini oluşturur. Figürler ağırlıklarından arınarak özgürleşir. Chagall, izleyiciyi alışılmış görme biçimlerinden uzaklaştıran evrensel bir görsel dil geliştirir. Fırça darbeleri, boşluğu yeniden tarif eder. Nesneler arasındaki mesafe, düşünsel bir gerilim üretir. Resim düzleminde aranan kararlılığı sanatçı kasıtlı olarak sarsar. Sanat, dış dünyayı yansıtan bir ayna olmaktan çıkar. Düşünceyi somutlaştırır ve kendi yasalarını ortaya koyar.

Aya Yönelen Ressam veya Ay Ressamı Le Peintre à la Lune tuval yüzeyini göksel bir mesafeye taşır. Sanatçı fiziksel bir konumda bulunmaz, sadece eyleminin kendisine odaklanır. Ay, bir ışık kaynağı olmaktan çıkarak, üretimin sınırlarını çizen bir hedef noktasına yerleşir. Figürün bedeni, kütle çekim yasalarının işlemediği bir boşlukta asılı durur. Bu durum, nesnelliğin reddi anlamına gelir. Kendisini merkeze yerleştiren sanatçının elindeki palet, gökyüzünün boşluğunda yepyeni bir gerçeklik ortaya çıkarır. Ayın ışığı, tuval üzerindeki renkleri değiştirirken, sanatçı kendi evreninin merkezini kurar. Paletteki renklerin ayın ışığıyla karışması, dönüştürücü bir süreci işaret eder. Figürün duruşu, dünyaya ait olanın gökyüzüne olan merakını sergilerken mekânın sınırlarını da aşar Göz, fırçanın hareketlerini takip ettiğinde, sanatın bir köprü kurma işlevini gözlemler.

Marc Chagall, Aya Yönelen Ressam, 1917, kağıt üzerine guaj, 30 x 32 cm.

10 Haziran 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: George Frederic Watts'ın Umut Tablosu Bize Ne Öğretir?

Karanlığın İçindeki Son Tel

Bugün toplumsal olarak hepimizde ortak bir yorgunluk, her şeye rağmen ayakta kalmaya çalışmanın sonucu sessiz yıpranmışlık var. Modern dünyanın getirdiği hız, sürekli değişen gündem ve bilginin yoğunluğu, bireyi kendi özünden koparır. Tam da böyle dönemlerde sanat, bize sahte bir neşe vaat etmek yerine varoluşsal direnişin en dürüst halini sunar. George Frederic Watts, 1886 tarihli başyapıtı Umut ile sanat tarihinin en derin dayanıklılık tasvirlerinden birini gerçekleştirir. Dönemin akademik sanat çevreleri, umudu genellikle zaferle taçlandırılmış, parlak renkli ve dışa dönük figürlerle resmederken; Watts evrensel bir ıssızlığın ortasına, bir kürenin üzerinde, gözleri bağlı ve gururlu bir kadın yerleştirir.

George Frederic Watts, Umut, 1886, 

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Picasso'nun Pembe Dönemi ve Sahne Arkasının Hüznü

Maskenin Ardındaki Melankoli

Pablo Picasso’nun sanat kronolojisinde, yakın dostu Carlos Casagemas’ın trajik intiharıyla şekillenen ve yoksulların, körlerin, dışlanmışların dünyasını monokrom bir tarzla ele aldığı Mavi Dönem, yerini daha sıcak bir palete bırakır. Sanat tarihçileri tarafından Pembe Dönem olarak adlandırılan bu yeni kesit, ilk bakışta Picasso'nun hayatına giren Fernande Olivier’in yarattığı duygusal dinginliğin ve Paris’teki Montmartre bohemine uyum sağlamasının bir sonucu gibi görünür. Hüzünlü maviler pembe, gül kurusu, toprak tonları ve pastel turuncularla yer değiştirir. Ancak bu geçişle boşluk ve sıkıntı yok olmaz, sadece biçim değiştirerek makyajın ve kostümün arkasına gizlenir. Mavi Dönem* resimlerindeki dünyevi olmayanı ve dinsel melankoliyi simgeleyen atmosfer, Pembe Dönem’de sahne ışıklarının altındaki ama aslında topluma en uzak olanların yani sirk çalışanlarının, akrobatların ve palyaçoların dünyasına taşınır.

Picasso o yıllarda Paris'in Montmarte semtinde yaşıyordu

29 Nisan 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz'ın Otoportresinde Varlık ve Hiçlik

Canım babam Nazmi Yılmaz'ı (1944-2004) hayattan ayrılışının 22. yılında saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. İnsan çok yakını olan birinin eserini incelerken onun kişiliğinin yansımalarını da fark edebiliyor. Bu neredeyse monokrom otoportrenin detaylarına odaklandıkça, sadeliğin ardındaki ince ruhu hissetmek mümkün. 

Küçük Boyutta Büyük Bir Karşılaşma

Sanat tarihinde otoportre, sanatçının sadece kendi suretini kaydetmesi değil, aynı zamanda kendi varoluşuyla girdiği en yalın hesaplaşmadır. Nazmi Yılmaz’ın 17 x 12 cm boyutlarındaki, kağıt üzerine karışık teknikle çalıştığı bu küçük otoportresi, ilk bakışta bir eskiz gibi görünse de, sanatçının estetik dünyasının merkezine yerleşen bir ağırlığa sahip. Bu kadar kısıtlı bir yüzeyde, kendi bakışını dondurması, resmin teknik sınırlarının ötesinde bir anlam taşır. Ressam burada bize bakmıyor; aksine, kendi iç dünyasındaki bir noktaya odaklanmış, bizi de bu sessiz ana dahil etmiştir.
Nazmi Yılmaz,  Kendi Portresi, 17 x 12 cm 

22 Nisan 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: René Magritte ile Gerçekliğin Sınırlarını Zorlamak

René Magritte (1898-1967), fırçasını bir kalem gibi kullanarak görsel bir felsefe kuran, ressamdan öte bir düşünürdür. Aslında kariyerinin başında fütürist ve kübist denemeler yapar. 1923 yılında Giorgio de Chirico'nun Aşk Şarkısı tablosunun bir reprodüksiyonunu gördüğünde gözyaşlarına boğulduğu söylenir. O an resmin boyanın nasıl sürüldüğüyle değil, düşüncenin neyi temsil ettiğiyle ilgili olduğunu anlar. De Chirico'dan nesnelerin sessizliğini, tuhaf ıssızlığı ve metafizik huzursuzluğu alıp, André Breton'un öncülük ettiği Sürrealist gruba katılarak Paris’te kendi tarzını geliştirir. Onun dünyasında nesneler, isimlerinden ve alışılmış işlevlerinden koparılarak izleyiciyi bir anlam çıkmazına sürükler. Sıradan gözle görülemeyen nesneler arasındaki bağlantılarıyla şaşırtır. Magritte’in eserlerinde karşımıza çıkan kapı; gizemin, geçişin, bilinen ile bilinmeyen arasındaki ince, bazen de imkânsız sınırın en güçlü temsilcisidir. 

La Victoire (Zafer) ve Metafizik Eşik

1939 tarihli bu eser, Magritte’in içerisi ve dışarısı arasındaki ayrımı yıkmasının en zarif örneklerinden biridir. Resimde ıssız bir kumsalda, hiçbir yere bağlı olmayan, kendi başına ayakta duran beyaz bir kapı görürüz. Kapı açıktır ve içinden bir bulut geçer. Bir kapının temel işlevi, bir mekânı dış dünyadan ayırmaktır. Burada ise kapı, kendisi dışarıda olan bir nesnedir. Kapının aralığından hayalet gibi geçen bulut, nesnenin fiziksel sınırlarına meydan okur. Bulut, normalde gökyüzünün sonsuz boşluğuna aitken resimde dar bir kapı çerçevesine sığmaya çalışır; ama aynı zamanda çerçeveyi aşarak süzülür. 

René Magritte, Zafer, 1939

18 Nisan 2026 Cumartesi

Hiçlikte Yankılar -10- Sanat Tarihinde Metafiziksel Bir Yürüyüş

Üç Ressam, Flâneuse ve Sakuralar: 

Gemini'nin komutlarım doğrultusunda oluşturduğu bu kolaj bir düzlemde bir araya gelen üç farklı ressamın —De Chirico, Magritte ve Böcklin— izini sürerken, metafiziksel dekorun tam ortasında duran bir flâneuse’ün ve sanat tarihçisinin zihinsel haritasına da yolculuk yapıyor. Bu yapay zeka resminde sıralama farklı olsa da tarihsel olarak önce Sembolist Böcklin gelir. Ondan etkilenen Metafizik akımın kurucusu De Chirico ve ondan etkilenen Sürrealist Magritte birbirini tamamlıyor.  

Ve Gemini ürettiği bu görseli sembolik açıdan değerlendiriyor:

De Chirico, Magritte, Böcklin Resimlerinden Yeniden Üretim

15 Nisan 2026 Çarşamba

Ukiyo-e Sanatında Kuşlar, Çiçekler ve Yaşamın Ruhu: Kachō-ga

Yüzen Dünyanın Kanat Çırpışları: Ukiyo-e ve Doğa Felsefesi

Japon sanat tarihinin en karakteristik dönemlerinden biri olan Ukiyo-e, kelime anlamıyla Yüzen Dünyanın Resimleri demektir. Ancak bu terim, göründüğünden çok daha derin bir felsefi altyapıya sahiptir. Kökeni Budist inancına dayanan 'Ukiyo', başlangıçta yaşamın kederli, geçici ve boş olduğu anlamına gelir. Ancak 17. yüzyılın huzurlu Edo Dönemi ile birlikte bu kavram kabuk değiştirir; madem hayat geçici, o halde bu anın tadını çıkarmalı, güzelliğe odaklanmalı ve neşeyi yakalamalı.

Kachō-ga: Kuşların ve Çiçeklerin Gizli Dili

Ukiyo-e dünyasında kuş ve çiçek resimlerine Kachō-ga denir. Çiçeklerin zarafeti ile kuşların özgürlüğünü ahşap baskı kalıpları aracılığıyla kağıda taşıyan bu tür (Kachō-e), doğanın ruhunu ve anlık özünü yansıtır. Japon toplumunun doğayla kurduğu derin manevi bağ, bu eserleri estetik bir öğe olmanın ötesine taşıyarak yaşamın döngüsüne dair birer sessiz anlatıya dönüştürür. Resimlerde sıkça karşımıza çıkan mavi kuşlar, serçeler veya yırtıcı kuşlar; mevsimlerin geçişini ve insanın bu evrensel ritimdeki yerini sembolize eder.

Utagawa Hiroshige, Uzun Kuyruklu Kuş ve Şeftali Çiçekleri, 1840, 10,8 x 16.5 cm, resim üzerinde geleneksel Japon şiiri Haiku veya Kyoka

8 Nisan 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Munch’un Maskeli Kalabalığı ve Yabancılaşma

Edvard Munch (1863–1944) her ne kadar elleriyle kulaklarını kapatıp dehşetle bağıran Çığlık figürüyle özdeşleşmiş olsa da, sanatı tek bir haykırışla kısıtlı kalamaz. O; modern ruhun sessizliğini, kalabalıklar içindeki mutlak yalnızlığı ve varoluşun belirsiz katmanlarını da tuvale aktarır. Resimleri, izleyicide insan doğasının karanlık ve gizli kalmış yönlerine dair sarsıcı bir farkındalık uyandırır. Munch’un kullandığı kıvrımlı hatlar ve deforme edilmiş perspektif, figürlerin içsel çalkantılarını fiziksel dünyaya yansıtan görsel birer araca dönüşür.

Munch’u anlamadan, figürlerindeki maskemsi yüzleri de anlayamayız. Henüz küçük bir çocukken annesini ve ardından ablası Sophie’yi tüberkülozdan kaybeden sanatçı, ölümü bir misafir değil, ev sahibi olarak tanımıştır: "Hastalık, delilik ve ölüm, beşiğimin başında bekleyen kara meleklerdi," Onun için tuval, bu meleklerle hesaplaşma alanına dönüşür. Daha önce bir yazımda belirttiğim gibi Munch’un kahramanları sadece mutsuz değildir; onlar var olmanın ağırlığı altında ezilen ruhlardır.

Karl Johan’da Akşam: Bir Şehir Panoraması mı, Bir Kabus mu?

1892 tarihli Karl Johan’da Akşam, Munch’un bu ruhsal mirasını sokağa, şehrin kalbine taşıdığı önemli bir eşiktir. Kristiania’nın (bugünkü Oslo) en işlek, en görkemli caddesi olan Karl Johan, normalde burjuvazinin gövde gösterisi yaptığı, pırıltılı vitrinlerin ve şık kıyafetlerin sergilendiği bir vitrindir. Ancak Munch’un fırçası bu vitrini bir korku tüneline çevirir.

1 Nisan 2026 Çarşamba

Kayalardaki Işık: Hitit İmparatorluğu İçindeki Luvi Varlığı

Taşın Hafızası: Hitit Disiplini ile Luvi Estetiğinin Buluşması

Anadolu tarihini bir yapı olarak düşünürsek; Hattiler bu yapının üzerine kurulduğu yerel ve en eski temel taşlarıdır. Hititler ise o temelin üzerine yükselen, askeri ve siyasi gücü temsil eden büyük imparatorluk çatısıdır. Ancak bu yapının içinde asıl yaşayan, kültürü şekillendiren ve günlük hayata yön veren gizli bir güç daha vardır: Luviler. Bugün Hitit İmparatorluğu’ndan bahsettiğimizde, aslında çoğu zaman Luvileşmiş bir Anadolu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız. Peki, resmi tarihin 'Hatti Ülkesi' olarak andığı bu coğrafyada, Hititlerin disiplini ile Luvilerin zarafeti arasındaki ince çizgi nerede başlar?

Çivinin Sertliği, Hiyeroglifin Akışkanlığı

Hititler, devletin resmi hafızası için Mezopotamya’dan ithal edilen çivi yazısını seçtiler. Çivi yazısı disiplindir; düz çizgilerden, sert köşelerden oluşur ve kilin üzerine vurularak yazılır. Bu, imparatorluğun askeri ve merkeziyetçi yapısının mükemmel bir yansımasıdır. Kanunlar, anlaşmalar ve yıllıklar bu sert yazıyla, Hititçe kaydedilir. Bu yazı, devletin soğuk ve ciddi yüzüdür; hata kabul etmez ve sadece seçkin bir bürokrat sınıfı tarafından okunabilir.

25 Mart 2026 Çarşamba

Anadolu'nun Kayıp Uygarlığı: Luvi Sanatı - 2

Anadolu’nun Işık İnsanları: Luvi Sanatının Estetik Kodu

Anadolu’nun kadim topraklarında, özellikle sert bazalt taşlar üzerinde bazen bir elin nazikçe ağza götürüldüğünü, bazen de sarp bir kayalıkta güneşin kanatlandığını görürsünüz. Bu estetik izler; Hititlerin devlet geleneği ile Ege’nin yerel ruhu arasında kültürel bir köprü kuran Luvilere aittir. Luviler, Anadolu’nun sadece tarihsel bir katmanı değil, bu toprakların en köklü yerli halklarından biridir. Onların sanatını incelemek; binlerce yıl öncesinden bugüne ulaşan bir estetik felsefeyi ve Anadolu’nun özgün 'ışık' sembolizmini anlamak demektir.

Hiyerogliften Sanata: Bir Yazı Sisteminin Estetiği

Luvileri diğer halklardan ayıran en büyüleyici özellik, kendilerine özgü hiyeroglif yazılarıdır. Hititler devlet işlerinde Mezopotamya kökenli, sert köşeli çivi yazısını tercih ederken; anıtsal yapılarda ve sarp kayalıklarda Luvi hiyerogliflerini kullanmışlardır. Neden mi? Çünkü Luvi hiyeroglifleri sadece bir iletişim aracı değil, başlı başına birer piktogram (nesne-sembol) sanatıdır.

Luvi hiyeroglifleri

11 Mart 2026 Çarşamba

Anadolu'nun Kayıp Uygarlığı: Luviler - Işığın İnsanları - 1

Luviler Anadolu’nun kayıp ya da uzun süre gölge altında kalmış az bilinen ve M.Ö. 2. binyılda Batı ve Güney Anadolu'da yaşamış Hint-Avrupa kökenli bir halktır. Hititlerle çağdaştırlar ve dilleri akrabadır. Ancak Hititler daha çok Orta Anadolu’ya -Hattuşa- hakimken, Luviler Arzawa, Wilusa, Kizzuwatna gibi bölgeleri içeren Ege kıyılarından Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın kültürel dokusunu oluştururlar. 

Hiyeroglif Luvi Yazısı
Hiyeroglif Luvi Yazısı

4 Mart 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Japon Estamplarından Van Gogh’un Resimlerine

Kendi Japonya’sını Düşlemek: Van Gogh ve Ukiyo-e Estetiği

Van Gogh’un Japon sanatınaolan tutkusu, basit bir hayranlığın çok ötesinde, onun sanatsal üslubunu kökten değiştiren bir estetik devrim niteliğindedir. 1886-1888 yılları arasında Paris'te kardeşi Theo ile birlikte topladıkları 600'den fazla ukiyo-e -ahşap baskı eser-, Vincent için oldukça önemli bir hale gelir. Batı'nın trajik ve ağır gerçekliğinden kaçıp uzak bir hayal ülkesine yani Japonya'ya sığınmaya çalışır.

Van Gogh, Japon estetiğini içselleştirmek için önce en sevdiği ustaları (özellikle Andō Hiroshige) kopyalar. Ancak bu kopyalar tıpkıbasım değildir; Van Gogh, Japonların pastel tonlarını kendi canlı renk paletiyle yeniden kurgular.  

Utagawa Hiroshige, Kameido'daki Erik Bahçesi, Ukiyo-e Japon Estampı, 1857, Van Gogh İlham Kaynağı.Vincent van Gogh, Çiçek Açan Erik Ağacı, Japonizm, Hiroshige'den Kopyalanan Eser, Sanat Tarihi Analizi.
                                    Sol: U. Hiroshige, Kameido'daki Erik Bahçesi 1857 | Sağ: Vincent van Gogh, Çiçek Açan Erik Ağacı,1887

25 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - Karanlığın İçindeki Umut

Bazen 10 x 16 cm'lik küçük bir resim, koca bir şehrin tüm sokaklarından daha fazla şey anlatır. Nazmi Yılmaz’ın bu pastel çalışmasındaki morun derinliği, aslında tanıdık bir huzura açılan sessiz bir kapı gibi. Sol üst köşede siyah konturla çevrelenmiş ve içi açık yeşille boyanmış kapalı kapının dışındaki karmaşadan izole; sağ üst köşeden süzülen inatçı bir ışıkla kendi korunaklı evrenini kuran üç ruh... Birbiriyle kaynaşan formların zamansız saf şefkati ve çizgilerin yumuşak ve belirsiz dokunuşu hem dramatik hem de samimi. Babamdan kalan bir mirası bugünün bakışıyla yeniden keşfediyorum.  Şimdi gelin, bu küçük resmin  detaylarına birlikte bakalım:

18 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'un Zamanı Aşan Manzarası

İstanbul Manzarası ve Kız Kulesi'ne Bakış: Boğaz'da Belirsiz Bir An

Babam Nazmi Yılmaz'ın (1944-2004) 1990'lara ait bu çalışması; İstanbul manzarasını -onda uyandırdığı duygularla-, akademik bir katılık yerine empresyonist -izlenimci-  ve ekspresyonist -dışavurumcu- bir tarzla ele alıyor. Bir manzara resminden çok şehrin karmaşıklığının tek bir güzel an'a sığdığına tanık oluyoruz. Yani: zamanı aşan bir şehrin, hiçlikte donup kalmış o tek anına. 

19 Ocak 2026 Pazartesi

Adım Adım Assos Antik Kenti: 4K Görüntülerle Tarihe Yolculuk

Ege’nin Bilge Köşesi: Assos Antik Kenti 

Yüksek lisans tezim için Assos Athena Tapınağının friz bloklarındaki sfenksleri ve kentaurları incelerken Joseph T. Clarke'ın 'Report on the Investigation at Assos, 1881, 82, 83' tarihli araştırmalarından da faydalanmıştım. M. Ö. 6. Yüzyıla ait Dor düzendeki tapınağın frizlerindeki kabartmalar Boston, Louvre ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulunuyor. Daha önce akropolü ve limanı görmüştüm. Bu kez tiyatroyu, surları, nekropolü, agorayı ve diğer yerleri de ziyaret ettim. Manzara, hava ve tarihi ortam harikaydı. Sadece bazı ağaçların yanmış olması üzücüydü.


21 Kasım 2025 Cuma

Sanat Geleceği Kurtarabilir mi? Sürdürülebilirliğin Estetik Gücü

Geleceğin estetiği, doğanın ritminde gizli. Sanatın iklim kriziyle olan etkileşimini, sürdürülebilir kinetik heykelleri ve atığın sanata dönüşümünü keşfediyoruz. Sanatın iyileştirici gücü, gezegenimizin geleceği için yeni bir yol açabilir mi?

Sanatın Ekolojik Dönüşümü: Estetikten Etiğe

Sürdürülebilir sanat, yalnızca doğa manzaraları yapmak değil; eserin üretim aşamasından sergilenme sürecine kadar çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini en aza indirme çabasıdır. Bu disiplin, Antroposen (İnsan Çağı) tartışmalarıyla birlikte çağdaş sanatın merkezine yerleşir. Günümüz sanat dünyası, iklim krizi ve çevresel yıkım gibi küresel sorunlar karşısında sessiz kalmıyor; aksine, bu sorunları hem estetik bir dil hem de eylemsel bir platform olarak kullanıyor. Sürdürülebilirlik Sanatı (Sustainability Art) veya Eko-Sanat olarak da bilinen bu akım, sanatı sadece doğayı taklit eden bir ayna ve estetik bir deneyim olmaktan çıkarıp, doğa için bir ses haline geldiği yeni bir dönemi işaret ediyor.

 Eko-Eleştirel Teori ve Sanatın Rolü

Akademik literatürde Eko-eleştirel Teori (Ecological Criticism), edebiyat ve sanatı çevresel bir perspektiften inceler. Bu teoriye göre sanat, insan merkezli (antroposentrik) bakış açısını sorgulayarak, insanın doğayla olan ilişkisini yeniden tanımlama potansiyeli taşır. Sanatçı, bu bağlamda sadece bir gözlemci değil, aynı zamanda bir aktivist ve farkındalık yaratandır.

Timothy Morton'ın Ekoeleştiri (Ecology Without Nature) adlı eseri, doğayı bir arka plan olmaktan çıkarıp, insanla iç içe karmaşık bir sistem olarak ele alarak, sanatın bu sistemi nasıl yansıtabileceğini tartışır.

11 Nisan 2025 Cuma

Artİstanbul Feshane'de Kayıp Alfabe Sergisi

Artİstanbul Feshane'de 17 Ocak'ta açılan Ahmet Güneştekin'in Kayıp Alfabe sergisi 20 Temmuz'a kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek. İBB Kültür katkılarıyla açılan sergi: 350'ye yakın heykel, enstalasyon, video; seramik, kumaş, metal, taş, tuval ve diğer farklı malzeme ve tekniklerle oluşturulan eserlerle çok büyük ve kapsamlı. Görsel sanatlarda farklı çağdaş yöntemlerle bir araya getirilen ayakkabı yığınları, sokak tabelaları, maskeler, bavullar, üstleri kül kaplı çeşitli nesneler, kitaplar, harfler, kurukafalar, kapılar alışılmadık ve şaşırtıcı şekilde çağrışımlarla hafızaları, anıları harekete geçiriyor. Mitolojik öyküler ve günümüz, efsaneler ve gerçekler birbirine karışıyor. Geçmişin kalıntıları, bıraktığı izler güncelle etkileşimiyle anlam kazanıyor. Sanatçının iki yıllık bir hazırlık süreci ardından 6 yıl içinde yaptığı eserlerin yer aldığı ve en az iki kez ziyaret edilecek bir sergi.

 İBB Genel Sekreter Yardımcısı -İBB Miras - İBB Kültür - İBB Sosyal - Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri Sanat Tarihçi Mahir Polat'ın restore ettirerek İstanbul'a kazandırdığı Artistanbul Feshane; tarihi doku içinde oldukça büyük bir sergi alanı, kütüphane, kafe ve kitapçısıyla tam bir kamusal alan. 



_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

5 Aralık 2022 Pazartesi

The Museum Hotel Antakya ve Mozaikler


The Museum Hotel Antakya - Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi 

İyi korunmuş bazı mozaiklerin de bulunduğu etkileyici bir mekan. Otelin bazı odaları bu mozaikli alana bakıyor. Sıradışı bir mimari. Otel ve müze iç içe. Mozaikler dışında az sayıda da olsa çeşitli buluntular da sergileniyor. Birdy kafede bir şeyler içip bu antik ve modern alanın birleşmesinden oluşan atmosferi izlemek mümkün.

Antakya ve Hatay ile ilgili daha fazla fotoğraf ve videolar için:  https://www.instagram.com/naylaky/

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.