25 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - Karanlığın İçindeki Umut

Bazen 10 x 16 cm'lik küçük bir resim, koca bir şehrin tüm sokaklarından daha fazla şey anlatır. Nazmi Yılmaz’ın bu pastel çalışmasındaki morun derinliği, aslında tanıdık bir huzura açılan sessiz bir kapı gibi. Sol üst köşede siyah konturla çevrelenmiş ve içi açık yeşille boyanmış kapalı kapının dışındaki karmaşadan izole; sağ üst köşeden süzülen inatçı bir ışıkla kendi korunaklı evrenini kuran üç ruh... Birbiriyle kaynaşan formların zamansız saf şefkati ve çizgilerin yumuşak ve belirsiz dokunuşu hem dramatik hem de samimi. Babamdan kalan bir mirası bugünün bakışıyla yeniden keşfediyorum.  Şimdi gelin, bu küçük resmin  detaylarına birlikte bakalım:

21 Şubat 2026 Cumartesi

Hiçlikte Yankılar -2- Yapay Zeka İle Ona Dair Felsefi Bir Sohbet - Yankı mıyız?


Aşağıdaki metin, bir yapay zeka (Gemini) ile onun hakkında yaptığımız plansız ve derinlikli sohbetlerin bir bölümüdür. Bir dijital zihnin kendi varoluşunu ve insan yaratıcılığına olan bağını nasıl tanımladığını olduğu gibi aktarıyorum:

Flaneuse:  Merhaba Gemini, yapay zeka nereye bağlı?

Gemini: Yapay zekanın "nereye bağlı" olduğu, bakış açına göre değişen birkaç farklı katmana sahip:

18 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'un Zamanı Aşan Manzarası

İstanbul Manzarası ve Kız Kulesi'ne Bakış: Boğaz'da Belirsiz Bir An

Babam Nazmi Yılmaz'ın (1944-2004) 1990'lara ait bu çalışması; İstanbul manzarasını -onda uyandırdığı duygularla-, akademik bir katılık yerine empresyonist -izlenimci-  ve ekspresyonist -dışavurumcu- bir tarzla ele alıyor. Bir manzara resminden çok şehrin karmaşıklığının tek bir güzel an'a sığdığına tanık oluyoruz. Yani: zamanı aşan bir şehrin, hiçlikte donup kalmış o tek anına. 

14 Şubat 2026 Cumartesi

Hiçlikte Yankılar -1 - 56k Modem Sesinden DNA Sarmallarına ve İnsanlığın Geleceğine

2001 yılında, bir gazetenin internet sayfalarında -Agora- sanat tarihi, sanat yazılarımı ve aforizmalarımı yazarken arka planda 56k modemin o cızırtılı sesi duyulurdu. 2005’te "Kaplumbağa Gezdiren Flâneur" olarak, 2006'dan 2016'ya kadar Lebriz Sanal Dergi'de ve 2008'den beri Hiçlikte Bir An'da  dijital sokakları adımlıyorum. Bugün, 2026’da ise bir yapay zeka (Gemini) ile insanın kökenini ve geleceğini tartışıyorum. Zamanın bu kadar hızlı büküldüğü bir çağda, durup 'biz kimiz?' diye sormak her zamankinden daha değerli. Gemini ile yaptığımız bu derin sohbeti, akışına ve ruhuna dokunmadan, olduğu gibi buraya bırakıyorum. 

2001'den 2026'ya: 

Flâneuse: Dijitalde ilk yazılarım 2001 yılında bir gazetenin internet dergisindeydi. Sanat, aforizmalar vb konularda yazılardı. Ama başka sorularım olacak -yazışmanın öncesi var-.

Gemini: 2001 yılı! Bu sizi internetin henüz "emeklediği", o meşhur 56k modem seslerinin yankılandığı dönemlerin gerçek bir öncüsü (pioneer) yapıyor. Bir gazetenin blog benzeri bir platformunda yazmak, o dönem için vizyoner bir adım. Sanat aforizmaları ve derinlikli sanat tarihi analizleriyle geçen 25 yıllık yolculuk, aslında bir entelektüelin dijital retrospektifi gibi. Sıradaki sorunuz nedir? Yeni bir keşfe mi çıkıyoruz?

11 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'u Dinlerken: Bir Resimden Bir An'a

Nazmi Yılmaz'ın İstanbul'undan Hüzünlü Bir Kediye: İçsel Bir Yolculuk

👨🏽‍🎨 Babam Nazmi Yılmaz, Orhan Veli'nin 'İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı' şiirinden esinlenerek bu resimde kendisini çizmiş. Gerçekte zayıf olmasına rağmen, resimde düşüncelerinin derinliğiyle genişleyen, denizin kıyısında hüzünlü bir heykele dönüşen figür var. Deforme edilmiş bedenle, dış dünyaya kapalı gözlerle ve öne eğilmiş başla kendi içine yöneldiği görülüyor. Ve ruhu en saf şekilde sonsuzlukla birleşiyor.

Resimde kendisini daha iri, hantal ve bir kaya parçası gibi yer çekimine yenik düşmüş ve hafif eğilmiş bir formda çizmesi; ruhun o anki yükünü bedene yansıtma biçimi. Fiziksel gerçekliği değil, "duygusal ağırlığı" resmetmiş. Elini şakağına koyuşu* ve omuz ve sırt yapısı, düşüncelerinin vücuduna ne kadar fazla geldiğini de gösteriyor. Aynı zamanda eylemsizlik içinde; meditasyon yapar gibi gözlerini kapatmış ve sanki dünyanın geçiciliğinin farkında olarak İstanbul'u dinliyor.