13 Haziran 2021 Pazar

Göztepe 60. Yıl Parkı Gül Bahçesi

Gül titreşimi en yüksek çiçek. Gül kokusu 320 mhz frekansa sahip. Beden-ruh-zihin bütünlüğünü ve bir olmayı simgelediği gibi sevgi, saflık ve sadelikle de özdeşleşir. Bütünsel bir şifa kaynağı olduğuna inanılır. Özellikle pembe Isparta gülünden doğal yöntemlerle elde edilen gül yağı bir mucize gibi görülmekle birlikte oldukça değerli.

 

Göztepe 60. Yıl Parkı - Gül Bahçesi - 11 Haziran 2021

   

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.  Creative Commons License

3 Ekim 2020 Cumartesi

Barbizon Okulu ve Doğa Ressamları

Kent yaşamının zorluğundan, kalabalığından kırsal yerlere kaçan ve Paris’in dışında Barbizon köyü yakınlarında Fontainebleau ormanlarında doğa ile iç içe yaşayan bir grup Barbizon Okulu (1830-1870) sanatçıları olarak anılırlar. Jean Baptiste Camille Corot, Théodore Rousseau, Charles François Daubigny,  Narcisse Virgilio Diaz de la Peña, Jules Dupré, Constant Troyon ve Jean-François Millet gibi ressamlar açık havada dolaşıp notlar alır, eskizler yaparlar. Pek çok yönden farklı olmakla birlikte sanatçılar büyülendikleri doğa gezilerinin ardından, fikirlerini paylaşmak, teknik uygulamaları tartışmak ve manzaranın bağımsız bir konu olarak tanınması için bir araya gelirler. 17. yüzyıl Hollanda manzara  ve İngiliz ressam John Constable'ın resimlerinden etkilenerek romantik ışık altında manzara içinde ağaçlar, inekler, uzaklara giden yol gibi görüntülerle doğayı yüceltirken hoş görünen yanlarını idealize edilmiş olarak değil ama gerçekçi bir biçimde gösterirler. Fransız doğa ressamları manzara yanı sıra natürmort ve portre de çalışırlar. 19. yüzyıl sonlarında belli bir alıcı kitlesi olup evlere giren küçük ve orta boyutlu bu resimler Türkiye, Avrupa ve Amerika’dan giden diğer sanatçıların da ilgisini çeker.

15 Eylül 2020 Salı

Yunan Sanatında Grifon, Sfenks ve Kentauros

1997 tarihli  yüksek lisans tezim: Eski uygarlıkların mitolojilerindeki karışık yaratıklardan yola çıkarak Yunan Sanatında Grifon, Sfenks ve Kentauros. Konuyu seçme nedenim tamamen kişisel: sanat tarihi eğitimi alsam da mitolojiye* ve arkeolojiye olan ilgimden kaynaklanıyor. Kökenleri Mezopotamya ve Mısır'a dayanan üç efsanevi yaratık binlerce yıl çeşitli sanat eserleri üzerinde sıkça yer alır. Yunan'da sanat M.Ö. ikinci binden itibaren Girit ve Miken kültürleriyle başlasa da bu kültürlerin ortadan kalkmasından sonraki Karanlık Çağ'ın ardından M.Ö. 8. yüzyılda Doğu ile ilişkiler sonucu gelişir.  Bu dönemde  Mezopotamya, Mısır, Suriye, İran ve Anadolu'dan gelen etkilerle bazı motifler ve üsluplar Yunan Sanatı'na girer. Tezin amacı Doğu uygarlıklarının Yunan Sanatındaki etkilerini de göstermektir. 

İstanbul Teknik Üniversitesi - Sosyal bilimler Enstitüsü

Bu tez, YÖK tez merkezinde bulunmaktadır. Teze erişmek için tıklayın. Eğer tez bulunamazsa, YÖK Tez Merkezi'ndeki tarama bölümünde tez numarasını arayabilirsiniz. Tez numarası: 64202


1 Ekim 2019 Salı

İçimdeki Çocuk Sergisi

Bağlarbaşı'ndaki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde 16. İstanbul Bienali'ne paralel etkinlik olarak 'İçimdeki Çocuk' sergisi görülmeye değer. İki yıl önceki 'Kapı Çalana Açılır' sergisi gibi yine Ömer Koç Koleksiyonu'ndan bir seçki sunuluyor. Göz alıcı tarihi köşkte alışılmamış, şaşırtıcı ve fantastik bir dünyaya adım atarken zamansızlığı da algılıyorsunuz. Köşkün Mısır ve Osmanlı izleri taşıyan iç ve dış mimari detayları ve tasarımıyla birlikte eserlerin sıradışılığı ve sosyal medyanın etkisiyle sergiye ilgi çok fazla. Hafta orrtası nispeten ziyaretçi sayısı daha az olsa da hafta sonu yoğunluk söz konusu. Eserleri daha iyi inceleyebilmek için mümkünse hafta ortası günlerde ziyaret edilmesini tavsiye ederim. 

20 Mayıs 2018 Pazar

Perge Antik Kenti

Antalya'da 2018 Perge Yılı ilan edildi. Pamfilya'da Geç Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin önemli bir merkezi olan Perge Antalya'nın yaklaşık 18 km doğusunda Aksu ilçesinde yer alıyor. Stadyum, agora, tiyatro, Hadrian Takı, bazilika gibi anıtsal yapılar yanısıra akropolis, Hellenistik Kuleler, kapılar, surlar, hamamlar, çeşmeler, su kanalı ve sütunlu caddelerin de içinde bulunduğu antik kentte kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor. 300 metre uzunluğundaki sütunlu caddenin tam ortasındaki bölmeli su kanalı kuzeydeki nymphaeumdan gelen suyu taşıyordu. 

Çok sayıda turistin ziyaret ettiği Perge Antalya'nın en yakınında olmakla birlikte kentin kültürel ve tarihi zenginlikleri açısından da ilk sıralardaki yerini koruyor. Buluntulardan Erken Tunç Çağı'nda kurulduğu düşünülen ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklenen antik kentten arkeolojik kazılar sonucu çıkarılan birbirinden değerli Roma dönemi heykelleri bugün Antalya Müzesi'nde sergileniyor.

8 Mayıs 2018 Salı

Adamlar

Bu grup çok çok iyi. Sözler, vokal, yorum, müzik harika, Sağlam sound, güçlü ses farklı yorum, sarsıcı, vurucu ve ironik sözler... Bu ülkede böyle bağımsız müzik yapan gençlerin olması iyi giden bir şeyler olduğuna dair de umut verici. The Doors sevdikleri öyle belli ki. -Favori gruplarımdan biri olan The Doors'u iyi ki seviyorlar.- 2013 yılında İstanbul'da kurulan Adamlar'ın üyeleri: Vokal ve gitarda Tolga Akdoğan, elektrik gitarda Emre Malikler, bas gitarda Can Aydemir ve davulda Berkan Tilavel. İki albümleri var: 2014 tarihli 'Eski Dostum Tankla Gelmiş' ve 2016 tarihli 'Rüyalarda Buruşmuşuz'. Grubun söz yazarı, gitarist ve solisti Tolga: "İnsan o kadar salak ki hayatı doğru yaşayamıyor. Ne yapması gerektiği çok belli aslında... Telefonuyla, aldığı kıyafetle var olmaya çalıştıkça kendini de hayatı da yoruyor... Siyaseti, politikayı yok edelim, dünya bize kalsın. Nasıl olsa bir yolunu buluruz. İnşaat sektörü de yok ola."

Şimdilik en beğendiğim şarkıları: Utanmazsan Unutmam 💙


5 Mayıs 2018 Cumartesi

Güneşin Kızkardeşi ve Çok Ağladım

Bazı şarkıları ilk duyduğumda ya müziği, ya sözleri ya da yorumu dikkatimi çeker ve yeniden dinlerim. Buraya eklediğim iki şarkıyı ise hem söz, hem yorum, hem müzik hem de video olarak beğendim ve ard arda onlarca kez hatta günlerce takıntılı dinledim -dinliyorum-, izledim -izliyorum-. Gökçe Kılınçer'in Güneşin Kızkardeşi adlı şarkısını ilk olarak Kasım 2016'da 'Cesur ve Güzel' dizisindeki Sühan'ın koşu sahnesinde duydum. Sonrasında sürekli Gökçe Kılınçer'in albümünü dinledim.  Bu şarkıyla birlikte Aşk Beni Bulunca ve Ne tadı Var Bu Dünyanın favorilerim.



31 Mart 2018 Cumartesi

Yazı Yazmak

Bir süredir araştırmak ve yazmak içimden gelmiyor. Kitaplara, zamansız ruhlara sığınmak ve  kötülüklerin egemenliğindeki korkunç cehennemsi dünyadan kaçıp başka olasılıkların peşinde kaybolmak isteği içindeyim. Burada  o zamansız ruhların kitap sayfalarından yansıyan birkaç düşüncesine yer verdim. Aslında bu sıralar gelecekteki uzak zamanları anlatan bilimkurgu romanları okuyorum. Ne yazık ki o kurgular da distopik. Bu bahar günlerinde denge için doğanın güzelliklerine ve huzur veren seslerine sığınmak ise tatlı bir hüzünle birlikte sevinç verici. Doğanın sesinde ama aynı zamanda sessizlikte...
...........................

"Yazı yazmak; boşuna kafamızı, ruhumuzu harcamak, hayallerimizi, düşüncelerimizi satmak, tabiatımızı zorlamak, durup dinlenmeden hareket içinde olmak, hep bir amaç için koşmak... Sonra da yazmak, yazmak, yazmak, dönen bir tekerlek gibi, makina gibi yazmak! yarın, öbür gün daha öbür gün yazmak. Tatil yok! Bayram yok! Ne zaman duracak ne zaman dinlenecek bu adam? Vah zavallı!" s: 43

"Ne saadet! Yüz parça olmamak, ruhun ve vücudun güçlerini ÖTEDE, BERİDE harcamamak." s: 43

"Alıştığı şeylerden korkmuyordu. Alışmadığı şey ise hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı. Fazla kalabalıkta boğulur gibi oluyordu." s: 77

"Her seferinde güneşe hülyalı gözlerle, hüzünlü bir gülümsemeyle bakar, ruhundaki fırtına yavaş yavaş dinerdi." s: 84

21 Şubat 2018 Çarşamba

Gökyüzünü Çalan Betonlar ve İstanbul'un Ruhu

İstanbul, doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehir. Ne onunla ne onsuz yapamadığım. Bu aralar soyağacını araştırmak gündemde ama sanırım 1850'ye kadar gidilebiliyor. Ben bakmadım zaten biliyorum. Fatih Sultan Mehmet bu eşsiz şehri 1453'te aldıktan hemen sonra atalarım İstanbul'a yerleşmişler. Yaklaşık 500 yıl önce... Anadolu'da 230 yıl hüküm süren Karamanoğulları Beyliği'nin merkezi Konya'dan Çatalca'ya göç etmişler. Piri Reis'in dedeleri gibi... Karamanoğulları Türkçe dışında bir dilin konuşulmadığı ve Oğuzlar'ın Avşar boyundan gelen Türkmen beyliklerinin en önemlilerinden biridir. Ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de soyu Karamanoğullarına mensup Türkmenler'e dayanır. Babamın doğup büyüdüğü Çatalca'ya bağlı küçük yerleşim birimine -dedem ve babaannemi- ziyaretlerimizde doğada yaşayıp doğal yiyeceklerle -şimdiki deyişle organik- beslenmenin değerini son on beş yılda anladım. Ne yazık ki dedem, babaannem ve babam artık yaşamıyor ve Çatalca'nın o küçük yerleşimi de fabrikalarla, sanayiyle, etrafındaki çok katlı sıradan konutlarla bir mahalle artık.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...