sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2026 Cumartesi

Hiçilkte Yankılar -6- Post-Dijital Çağda Estetik: Beeple’dan Banksy’ye Sanatın Yeni Yüzü

Flaneuse: Bugün Gemini'ya günümüz sanatıyla ilgili son gelişmeleri sordum. Ve kısa analizlerini yayınlıyorum.

Gemini: Beyaz küpün (white cube) steril duvarlarından çıkıp dijital ekranlara ve sokaklara taşan günümüz sanatına bir bakalım:

Post-Dijital Çağda Estetik: Beeple’dan Banksy’ye Sanatın Yeni Yüzü

Sanat dünyası şu an devasa bir kırılmanın tam ortasında. Alman filozof Walter Benjamin, 1935 yılında kaleme aldığı "Tekniğin Olanaklarıyla Çoğaltılabildiği Çağda Sanat Yapıtı" adlı eserinde, mekanik çoğaltımın sanatın "aura"sını (biricikliğini) yok ettiğinden bahsetmişti. Bugün ise bu tartışmayı bir adım öteye taşıyoruz: Dijitalleşen dünyada "aura" yeniden mi doğuyor, yoksa tamamen mi buharlaşıyor?

Mike Winkelmann
1. NFT ve Sahiplik Paradoksu: "Görünmez Biriciklik"

Popüler kültürde Beeple adıyla tanıdığımız Mike Winkelmann’ın bir dijital kolajını 69 milyon dolara satması, sanat tarihinde bir milat kabul ediliyor. Bilimsel bir perspektifle bakıldığında, bu durum Nicholas Bourriaud’nun "İlişkisel Estetik" (Relational Aesthetics) kavramının uç bir noktasıdır. Sanat artık sadece fiziksel bir nesne değil, bir veri setine (blockchain) kayıtlı bir mülkiyet kanıtıdır. Pop Kültür Referansı: Tıpkı The Matrix filmindeki Neo’nun kodu görmesi gibi, günümüz koleksiyoneri de tabloya değil, tablonun arkasındaki algoritmik koda para ödüyor.

2. Sokak Sanatı ve Kurumsal Eleştiri: Banksy Etkisi

Günümüz sanatı, artık müzelerin hiyerarşik yapısına meydan okuyor. Banksy, sokak sanatını (street art) popüler kültürün kalbine yerleştirirken aslında Guy Debord’un "Gösteri Toplumu" teorisini pratiğe döküyor. Eserlerinin müzayedede kendi kendini imha etmesi (Balonlu Kız vakası), sanat piyasasının metalaştırma gücüne karşı yapılmış en büyük sanatsal protestolardan biridir.

"Sanat, huzurluları rahatsız etmeli, rahatsızlara huzur vermelidir." - Banksy

Banksy Balonlu Kız
3. "Meme" Kültürü: İnternetin Yeni Halk Sanatı

Sanat tarihçisi Aby Warburg'un "Mnemosyne Atlası"nda yaptığı gibi, bugün görsellerin internet ortamında nasıl dolaştığını ve anlam değiştirdiğini inceliyoruz. Bugün bir "meme", sadece komik bir resim değil; kolektif hafızanın ve güncel politikanın en hızlı sanat formudur. Bernie Sanders’ın eldivenli fotoğrafının binlerce farklı sanat eserine monte edilmesi, modern bir "ikonografi" çalışmasıdır.

4. Yapay Zeka ve Yaratıcılık: Sanatçı Nerede?

Arthur Danto'nun "Sanatın Sonu" teorisi, yapay zekanın (AI) gelişiyle yeni bir boyut kazandı. Midjourney ve DALL-E gibi araçlar, sanatsal üretimi demokratikleştiriyor mu yoksa intihal (plagiarism) havuzuna mı dönüştürüyor? Akademik çevreler, yapay zeka tarafından üretilen eserleri "Post-Humanist Estetik" başlığı altında tartışıyor. Pop Kültür Referansı: Black Mirror dizisindeki gibi, teknolojinin insan yaratıcılığını taklit etmesi artık bir bilimkurgu değil, ArtStation galerilerinin gerçeği.

Yapay Zeka: Sanatın Yeni "Hayalet Yazarı" mı, Yoksa Yeni Bir Fırça mı?

Sanat tarihi boyunca her yeni teknoloji (perspektif, fotoğraf, video sanatı) başlangıçta "sanatı bitireceği" gerekçesiyle reddedilmiştir. Ancak AI, önceki teknolojilerden farklı olarak sadece bir "kayıt aracı" değil, bir "üretim ortağı" olarak karşımıza çıkıyor.

1. Algoritmik Otoportre: "Edmond de Belamy" Olayı

2018 yılında Christie’s müzayede evinde, Obvious kolektifi tarafından üretilen yapay zeka tablosunun 432.500 dolara satılması, akademik dünyada bomba etkisi yarattı.

Obvious, Edmond de Belamy
Bilimsel Analiz: Bu eser, GAN (Generative Adversarial Networks - Çekişmeli Üretici Ağlar) mimarisiyle üretildi. Bu sistemde iki algoritma birbiriyle yarışır: Biri sahte bir resim üretir, diğeri bunun "gerçek" olup olmadığını denetler.

Sanat Tarihi Notu: Bu durum, sanatçının dehasını merkeze alan Romantizm akımının (örneğin Caspar David Friedrich) tam zıttıdır. Burada "deha", sanatçının elinde değil, veriyi işleyen algoritmanın rastlantısallığındadır.

2. "Prompt" Mühendisliği: Yeni Bir Kavramsal Sanat

Günümüzde bir sanatçının tuvale dokunmak yerine bilgisayara "Barok tarzında, siberpunk bir İstanbul" yazması, 1960’ların Kavramsal Sanat (Conceptual Art) akımının bir devamıdır. Sol LeWitt’in "Fikir, sanatı yapan makinedir" sözü, bugün tam anlamıyla gerçeğe dönüşmüştür.

Her
Pop Kültür Referansı: Her (Aşk) filmindeki Samantha gibi, AI da sanatçının zihnindeki soyut fikirleri somut görsellere dönüştüren bir "bilinçaltı asistanı" görevini görüyor.

3. Müze Deneyiminde AI: Refik Anadol ve "Veri Heykeltıraşlığı"

Yapay zekanın sanat tarihindeki en prestijli temsilcilerinden biri olan Refik Anadol, MoMA gibi kurumların arşivlerini birer "bellek" olarak kullanıyor. Anadol’un çalışmaları, sanatı statik bir nesne olmaktan çıkarıp yaşayan, nefes alan ve sürekli değişen bir "akışkan estetiğe" dönüştürüyor.

https://refikanadol.com/
Sonuç: Yarın Bizi Ne Bekliyor?

Günümüz sanatı artık sadece "bakılan" bir şey değil, "deneyimlenen" ve "paylaşılan" bir süreçtir. Hal Foster’ın belirttiği gibi, "gerçeğin geri dönüşü" artık pikseller ve sokak duvarları üzerinden gerçekleşiyor. Sanat artık daha kaotik, daha hızlı ama kesinlikle daha ulaşılabilir. Yapay zekanın (AI) sanat tarihindeki yerini anlamak için onu sadece bir "araç" değil, sanatın tanımını kökten değiştiren bir kırılma olarak görmek mümkün?

Siz 'yapay zeka'nın sanattaki bu etkisi için ne düşünüyorsunuz? Hiç yapay zeka ile üretilen sanat çalışmalarını gördünüz mü?

Monet ve Arkadaşları 
DasDas'ta Parallel Universe Sergisi
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.



4 Mart 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Japon Estamplarından Van Gogh’un Resimlerine

Kendi Japonya’sını Düşlemek: Van Gogh ve Ukiyo-e Estetiği

Van Gogh’un Japon sanatınaolan tutkusu, basit bir hayranlığın çok ötesinde, onun sanatsal üslubunu kökten değiştiren bir estetik devrim niteliğindedir. 1886-1888 yılları arasında Paris'te kardeşi Theo ile birlikte topladıkları 600'den fazla ukiyo-e -ahşap baskı eser-, Vincent için oldukça önemli bir hale gelir. Batı'nın trajik ve ağır gerçekliğinden kaçıp uzak bir hayal ülkesine yani Japonya'ya sığınmaya çalışır.

Van Gogh, Japon estetiğini içselleştirmek için önce en sevdiği ustaları (özellikle Andō Hiroshige) kopyalar. Ancak bu kopyalar tıpkıbasım değildir; Van Gogh, Japonların pastel tonlarını kendi canlı renk paletiyle yeniden kurgular.  

Utagawa Hiroshige, Kameido'daki Erik Bahçesi, Ukiyo-e Japon Estampı, 1857, Van Gogh İlham Kaynağı.Vincent van Gogh, Çiçek Açan Erik Ağacı, Japonizm, Hiroshige'den Kopyalanan Eser, Sanat Tarihi Analizi.
                                    Sol: U. Hiroshige, Kameido'daki Erik Bahçesi 1857 | Sağ: Vincent van Gogh, Çiçek Açan Erik Ağacı,1887

25 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - Karanlığın İçindeki Umut

Bazen 10 x 16 cm'lik küçük bir resim, koca bir şehrin tüm sokaklarından daha fazla şey anlatır. Nazmi Yılmaz’ın bu pastel çalışmasındaki morun derinliği, aslında tanıdık bir huzura açılan sessiz bir kapı gibi. Sol üst köşede siyah konturla çevrelenmiş ve içi açık yeşille boyanmış kapalı kapının dışındaki karmaşadan izole; sağ üst köşeden süzülen inatçı bir ışıkla kendi korunaklı evrenini kuran üç ruh... Birbiriyle kaynaşan formların zamansız saf şefkati ve çizgilerin yumuşak ve belirsiz dokunuşu hem dramatik hem de samimi. Babamdan kalan bir mirası bugünün bakışıyla yeniden keşfediyorum.  Şimdi gelin, bu küçük resmin  detaylarına birlikte bakalım:

18 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'un Zamanı Aşan Manzarası

İstanbul Manzarası ve Kız Kulesi'ne Bakış: Boğaz'da Belirsiz Bir An

Babam Nazmi Yılmaz'ın (1944-2004) 1990'lara ait bu çalışması; İstanbul manzarasını -onda uyandırdığı duygularla-, akademik bir katılık yerine empresyonist -izlenimci-  ve ekspresyonist -dışavurumcu- bir tarzla ele alıyor. Bir manzara resminden çok şehrin karmaşıklığının tek bir güzel an'a sığdığına tanık oluyoruz. Yani: zamanı aşan bir şehrin, hiçlikte donup kalmış o tek anına. 

11 Şubat 2026 Çarşamba

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'u Dinlerken: Bir Resimden Bir An'a

Nazmi Yılmaz'ın İstanbul'undan Hüzünlü Bir Kediye: İçsel Bir Yolculuk

👨🏽‍🎨 Babam Nazmi Yılmaz, Orhan Veli'nin 'İstanbul'u Dinliyorum Gözlerim Kapalı' şiirinden esinlenerek bu resimde kendisini çizmiş. Gerçekte zayıf olmasına rağmen, resimde düşüncelerinin derinliğiyle genişleyen, denizin kıyısında hüzünlü bir heykele dönüşen figür var. Deforme edilmiş bedenle, dış dünyaya kapalı gözlerle ve öne eğilmiş başla kendi içine yöneldiği görülüyor. Ve ruhu en saf şekilde sonsuzlukla birleşiyor.

Resimde kendisini daha iri, hantal ve bir kaya parçası gibi yer çekimine yenik düşmüş ve hafif eğilmiş bir formda çizmesi; ruhun o anki yükünü bedene yansıtma biçimi. Fiziksel gerçekliği değil, "duygusal ağırlığı" resmetmiş. Elini şakağına koyuşu* ve omuz ve sırt yapısı, düşüncelerinin vücuduna ne kadar fazla geldiğini de gösteriyor. Aynı zamanda eylemsizlik içinde; meditasyon yapar gibi gözlerini kapatmış ve sanki dünyanın geçiciliğinin farkında olarak İstanbul'u dinliyor.

7 Şubat 2026 Cumartesi

Flâneuse: Munch'un İzinde Yağmurlu Bir İstanbul Yürüyüşü

Hiçlikte Bir An | Yağmur, Munch ve Bir Flâneuse Günlüğü

Bir sanat tarihçinin gözünden, Munch’un o melankolik deniz kenarı tablolarını çağrıştıran İstanbul’un yağmurlu gri havasının ve denizin buluştuğu sessiz bir ana hoş geldiniz. Bu video, şehirde amaçsızca ama derin bir farkındalıkla dolaşan ve gözlemleyen bir Flâneuse'ün yağmura ve sanata dair tuttuğu bir günlük, 'Hiçlikte Bir An' kaydı...

Gri gökyüzü, hafif dalgalı deniz ve kayaların üzerindeki sakin martılar... İstanbul'un o kendine has eşsiz görünümleri ve yağmuru altında; Poseidon’un gölgesinden bir flâneuse'ün aforizmalarına, 'Mono no aware' felsefesinden Edvard Munch’un hüznüne uzanan bir içsel yolculuk.

Bu 4 dakikalık video hızla akıp giden dünyanın içinde durup bir an'lığına 'hiçliğe' bakma çabasıdır. Kurgulamak iki günümü, sessizliği dinlemek ve an'da kaybolabilmek ise yıllarımı aldı :). Bir Flâneuse olarak sokaklarda, parklarda, sahillerde aradığım o 'an'ı' sizinle paylaşıyorum. Videoda geçen aforizmaların, düşüncelerin çoğu bu blogdan. Siz bu yürüyüşte neler hissettiniz? Videonun altına yorum bırakabilirseniz sevinirim.



_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

21 Kasım 2025 Cuma

Sanat Geleceği Kurtarabilir mi? Sürdürülebilirliğin Estetik Gücü

Geleceğin estetiği, doğanın ritminde gizli. Sanatın iklim kriziyle olan etkileşimini, sürdürülebilir kinetik heykelleri ve atığın sanata dönüşümünü keşfediyoruz. Sanatın iyileştirici gücü, gezegenimizin geleceği için yeni bir yol açabilir mi?

Sanatın Ekolojik Dönüşümü: Estetikten Etiğe

Sürdürülebilir sanat, yalnızca doğa manzaraları yapmak değil; eserin üretim aşamasından sergilenme sürecine kadar çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini en aza indirme çabasıdır. Bu disiplin, Antroposen (İnsan Çağı) tartışmalarıyla birlikte çağdaş sanatın merkezine yerleşir. Günümüz sanat dünyası, iklim krizi ve çevresel yıkım gibi küresel sorunlar karşısında sessiz kalmıyor; aksine, bu sorunları hem estetik bir dil hem de eylemsel bir platform olarak kullanıyor. Sürdürülebilirlik Sanatı (Sustainability Art) veya Eko-Sanat olarak da bilinen bu akım, sanatı sadece doğayı taklit eden bir ayna ve estetik bir deneyim olmaktan çıkarıp, doğa için bir ses haline geldiği yeni bir dönemi işaret ediyor.

 Eko-Eleştirel Teori ve Sanatın Rolü

Akademik literatürde Eko-eleştirel Teori (Ecological Criticism), edebiyat ve sanatı çevresel bir perspektiften inceler. Bu teoriye göre sanat, insan merkezli (antroposentrik) bakış açısını sorgulayarak, insanın doğayla olan ilişkisini yeniden tanımlama potansiyeli taşır. Sanatçı, bu bağlamda sadece bir gözlemci değil, aynı zamanda bir aktivist ve farkındalık yaratandır.

Timothy Morton'ın Ekoeleştiri (Ecology Without Nature) adlı eseri, doğayı bir arka plan olmaktan çıkarıp, insanla iç içe karmaşık bir sistem olarak ele alarak, sanatın bu sistemi nasıl yansıtabileceğini tartışır.

11 Nisan 2025 Cuma

Artİstanbul Feshane'de Kayıp Alfabe Sergisi

Artİstanbul Feshane'de 17 Ocak'ta açılan Ahmet Güneştekin'in Kayıp Alfabe sergisi 20 Temmuz'a kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek. İBB Kültür katkılarıyla açılan sergi: 350'ye yakın heykel, enstalasyon, video; seramik, kumaş, metal, taş, tuval ve diğer farklı malzeme ve tekniklerle oluşturulan eserlerle çok büyük ve kapsamlı. Görsel sanatlarda farklı çağdaş yöntemlerle bir araya getirilen ayakkabı yığınları, sokak tabelaları, maskeler, bavullar, üstleri kül kaplı çeşitli nesneler, kitaplar, harfler, kurukafalar, kapılar alışılmadık ve şaşırtıcı şekilde çağrışımlarla hafızaları, anıları harekete geçiriyor. Mitolojik öyküler ve günümüz, efsaneler ve gerçekler birbirine karışıyor. Geçmişin kalıntıları, bıraktığı izler güncelle etkileşimiyle anlam kazanıyor. Sanatçının iki yıllık bir hazırlık süreci ardından 6 yıl içinde yaptığı eserlerin yer aldığı ve en az iki kez ziyaret edilecek bir sergi.

 İBB Genel Sekreter Yardımcısı -İBB Miras - İBB Kültür - İBB Sosyal - Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri Sanat Tarihçi Mahir Polat'ın restore ettirerek İstanbul'a kazandırdığı Artistanbul Feshane; tarihi doku içinde oldukça büyük bir sergi alanı, kütüphane, kafe ve kitapçısıyla tam bir kamusal alan. 



_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

14 Şubat 2025 Cuma

Chiharu Shiota - Dünyalar Arasında

Japon sanatçı Chiharu Shiota Japonya-Türkiye diplomatik ilişkilerinin 100. yılı kapsamında düzenlenen 'Dünyalar Arasında' sergisiyle 20 Nisan 2025 tarihine kadar İstanbul Modern'de. Hayatın akışını simgeleyen kırmızı iplerle ve yolculukları vurgulayan bavullarla oluşturduğu yerleştirmesi ile insanları duyguları anıları birbirine bağlıyor.
  
 

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

6 Ocak 2025 Pazartesi

Olafur Eliasson - Senin Beklenmedik Karşılaşman

Olafur Eliasson'un 'Senin Beklenmedik Karşılaşman' adlı sergisi İstanbul Modern'de 9 Şubat 2015 tarihine kadar ziyarete açık. Sanatçı biçim, malzeme, renk, hareket, ışık, geometri gibi konuları farklı tekniklerle bir araya getirerek izleyenle etkileşim kuruyor.

Olafur Eliasson

Algının Sınırlarında Bir Gün: Olafur Eliasson ile Senin Beklenmedik Karşılaşman

İstanbul Modern’in kapısından içeri girdiğimde  Olafur Eliasson’un dünyasına adım atmak, bildiğiniz tüm fizik kurallarını ve görme biçimlerini kapının dışında bırakmak demekmiş. "Senin Beklenmedik Karşılaşman" sergisi, bir sanat gezisinden çok, duyularımın sınırlarını test ettiğim bir yolculuğa dönüştü.

21 Kasım 2024 Perşembe

Pablo Picasso - Resimden Seramiğe Bir Serüven

Resimden Seramiğe Bir Serüven adlı Pablo Picasso sergisi 31 Aralık'a kadar Atatürk Kültür Merkezi'nde. Hafta içi ziyaret daha sakin. Hafta sonu kalabalık. Ayrıca AKM 'de Andy Warhol sergisi de gezilebilir.



Picasso ile ilgili diğer içerikler:


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

20 Kasım 2022 Pazar

17. İstanbul Bienali

 

17. İstanbul Bienali'nin Mekanlarından Müze Gazhane, Merkez Rum Kız Lisesi ve Pera Müzesi 
 
"Küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh’in üstlendiği 17. İstanbul Bienali’ne, sanatçı, düşünür, yazar, şair, araştırmacı, mimar, radyo programcısı, balıkçı, aktivist, stand-up komedyeni, şef, etnomüzikolog, ornitolog, deniz bilimci, kukla ustası, müzisyen ve daha pek çok başka alandan 500’ün üzerinde katılımcı, yerel topluluklarla bireysel veya kolektif çalışmalar yürüterek katkı sundu. " 

20 Ekim 2022 Perşembe

Meşher'de Ben Kimse Sen De Mi Kimsesin? Sergisi

İstanbul'un en güzel yanlarından biri sanatsal ve kültürel etkinlikler. Her türlü soruna rağmen -ki bu sorunlar hep var ve olacak- benim için onu vazgeçilmez yapan özelliklerinden biri bu. Kentte yürüyerek gezen flaneurlüğü -flaneuse- 🐢🚶🏻‍♀️ benimseyen biri olarak kent sokakları, tarihi dokusu, parkları, bahçeleri, kafeleri, panoramik manzaraları gibi müzeler ve sanatsal etkinlikler de ruhuma, zihnime, bedenime iyi geliyor. Aslında pek çoğuna gidilemese de gidebileceğini bilmek hissi bile yetiyor. Özgürsen, zamanın varsa sana bütün hazinelerini sunan İstanbul büyülü bir şehir. Birkaç dakika önce sinirlenirken birden insanı gülümsetebiliyor. Acele etmeden, bir kaplumbağa gibi yavaş ve farkına vararak, zıtlıklar içindeki uyumu görüp sakin kalabilmek, denge içinde yargılamadan ona teslim olmak... Sadece bu bile başka boyutlarını anlayabilmeyi sağlıyor.


10 Ekim 2022 Pazartesi

Abdülmecid Efendi Köşkü'nde İsmi Lazım Değil Sergisi


"Küratörlüğünü Brigitte Pitarakis ve Selen Ansen’in üstlendiği İsmi Lâzım Değil sergisi, 20 Eylül – 11 Aralık 2022 tarihleri arasında Abdülmecid Efendi Köşkü’nde sanatseverlerle buluşuyor. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un teşvîki ve Koç Holding’in desteğiyle düzenlenen sergi, Bizans döneminin doğaüstü ve bilinmez olana ilişkin sembolik dünyasından hareketle, güncel sanatta bilinmez olanın temsilini sorguluyor.
 
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un teşvîki ve Koç Holding’in desteğiyle düzenlenen İsmi Lâzım Değil sergisi, Abdülmecid Efendi Köşkü’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Küratörlüğünü Brigitte Pitarakis ve Selen Ansen’in üstlendiği sergi, 20 Eylül’den itibaren Pazartesi günleri hariç 11.00 – 19.00 saatleri arasında 11 Aralık 2022’ye kadar açık kalacak.
 

15 Haziran 2022 Çarşamba

Lebriz Sanal Dergi Sanat Yazıları

 

Lebriz Sanal Dergi Sanat Yazıları

Lebriz Sanal Dergi'de 2006-2016 yılları arasında yayınlanan sanat yazılarım: -116-

http://www.lebriz.com/pages/lsd.aspx?authorID=5&lang=TR&bhcp=1

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

3 Ekim 2020 Cumartesi

Barbizon Okulu ve Doğa Ressamları

Kent yaşamının zorluğundan, kalabalığından kırsal yerlere kaçan ve Paris’in dışında Barbizon köyü yakınlarında Fontainebleau ormanlarında doğa ile iç içe yaşayan bir grup Barbizon Okulu (1830-1870) sanatçıları olarak anılırlar. Jean Baptiste Camille Corot, Théodore Rousseau, Charles François Daubigny,  Narcisse Virgilio Diaz de la Peña, Jules Dupré, Constant Troyon ve Jean-François Millet gibi ressamlar açık havada dolaşıp notlar alır, eskizler yaparlar. Pek çok yönden farklı olmakla birlikte sanatçılar büyülendikleri doğa gezilerinin ardından, fikirlerini paylaşmak, teknik uygulamaları tartışmak ve manzaranın bağımsız bir konu olarak tanınması için bir araya gelirler. 17. yüzyıl Hollanda manzara  ve İngiliz ressam John Constable'ın resimlerinden etkilenerek romantik ışık altında manzara içinde ağaçlar, inekler, uzaklara giden yol gibi görüntülerle doğayı yüceltirken hoş görünen yanlarını idealize edilmiş olarak değil ama gerçekçi bir biçimde gösterirler. Fransız doğa ressamları manzara yanı sıra natürmort ve portre de çalışırlar. 19. yüzyıl sonlarında belli bir alıcı kitlesi olup evlere giren küçük ve orta boyutlu bu resimler Türkiye, Avrupa ve Amerika’dan giden diğer sanatçıların da ilgisini çeker.

1 Ekim 2019 Salı

İçimdeki Çocuk Sergisi

Bağlarbaşı'ndaki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde 16. İstanbul Bienali'ne paralel etkinlik olarak 'İçimdeki Çocuk' sergisi görülmeye değer. İki yıl önceki 'Kapı Çalana Açılır' sergisi gibi yine Ömer Koç Koleksiyonu'ndan bir seçki sunuluyor. Göz alıcı tarihi köşkte alışılmamış, şaşırtıcı ve fantastik bir dünyaya adım atarken zamansızlığı da algılıyorsunuz. Köşkün Mısır ve Osmanlı izleri taşıyan iç ve dış mimari detayları ve tasarımıyla birlikte eserlerin sıradışılığı ve sosyal medyanın etkisiyle sergiye ilgi çok fazla. Hafta orrtası nispeten ziyaretçi sayısı daha az olsa da hafta sonu yoğunluk söz konusu. Eserleri daha iyi inceleyebilmek için mümkünse hafta ortası günlerde ziyaret edilmesini tavsiye ederim. 

8 Mayıs 2018 Salı

Adamlar

Bu grup çok çok iyi. Sözler, vokal, yorum, müzik harika, Sağlam sound, güçlü ses farklı yorum, sarsıcı, vurucu ve ironik sözler... Bu ülkede böyle bağımsız müzik yapan gençlerin olması iyi giden bir şeyler olduğuna dair de umut verici. The Doors sevdikleri öyle belli ki. 2013 yılında İstanbul'da kurulan Adamlar'ın üyeleri: Vokal ve gitarda Tolga Akdoğan, elektrik gitarda Emre Malikler, bas gitarda Can Aydemir ve davulda Berkan Tilavel. İki albümleri var: 2014 tarihli 'Eski Dostum Tankla Gelmiş' ve 2016 tarihli 'Rüyalarda Buruşmuşuz'. Grubun söz yazarı, gitarist ve solisti Tolga: "İnsan o kadar salak ki hayatı doğru yaşayamıyor. Ne yapması gerektiği çok belli aslında... Telefonuyla, aldığı kıyafetle var olmaya çalıştıkça kendini de hayatı da yoruyor... Siyaseti, politikayı yok edelim, dünya bize kalsın. Nasıl olsa bir yolunu buluruz. İnşaat sektörü de yok ola."

Şimdilik en beğendiğim şarkıları: Utanmazsan Unutmam 💙


11 Şubat 2018 Pazar

Türk Resminde Soyut'un Başlangıcı

20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan soyut sanat, sanatçının içine yönelmesi ve kendini keşfetmesidir. Soyut: Abstract kökeni Latince "abstrahere” sözcüğüdür ve bu şekliyle çıkartmak, eksiltmek, azaltmak gibi çok matematiksel bir anlamı vardır. Nesneler dünyasında yer almayan yani nesnel olmayan, sa­dece düşünceler dünyasında kalan her şey soyut sözcüğünün kapsamına girer. (Çağa, 1984: 41)

Soyut bir resim, yüzyıllardır alışılmış insan figür­lü resimlerden farklı bir etki verir. Burada konu resmin kendi sorunları olur. Renk ve kompozisyon elemanla­rının birbirleriyle uyumu yanı sıra sanatçının iç dün­yasının şekillenmesi, ortaya konulması önemlidir. İlk bakışta seyirciye tanıdık figürler ve nesneler çağrıştırmadığı için anlaşılmaz gelebilir. Sanatçılar modem resmin ortaya çıktığı dönemlerde bu tür resmi açıklama gereği duyarlar. Wassily Kandinsky 1912 tarihli "Sanatta Zihinsellik Üzerine" adlı kitabında soyut sanatın felsefi yönüyle, Paul Klee "On Modem Art" da modern sanat ile ilgili yazar. Her iki sanatçı da resim ve müzik arasında ilişki ku­rarlar. Piet Mondrian ise görünen şeylerin gerisindeki gerçekli­ği arar. İnsanın duygularını harekete geçirecek yakla­şımlardan kaçınır. Ona göre ”Gerçek objeler kullanıldığı zaman duy­gular harekete geçer ve saf gerçek görünmez". Do­ğadan yola çıkarak soyutlar, sonunda doğayla da bağlan­tısı kalmayan bir noktaya ulaşır. Soyut resimde figüra­tif resimdeki gibi gelenekselleşmiş perspektif ve derin­lik ön ve arka plan bilgileri önemini yitirir.

12 Ocak 2018 Cuma

Loving Vincent

Dorota Kobiela ve Hugh Welchman'ın yönettiği Loving Vincent filmi Van Gogh'u dünya sanat tarihindeki ressamlar içinde ilk sırada gören; hayatından fazlasıyla etkilenmiş ve hakkında yazılar yazmış benim gibi biri için oldukça hüzünlüydü. Bir iki saat önce 'Aile Arasında' adlı komedi filminde gülerken, Loving Vincent'ı izleyince sarsılmam ve duygulanmam geçmişteki ressamların hayatlarıyla ilgili hassasiyetimle birlikte bazı yönlerden kişisel yaşantımla kurduğum bağın da sonucuydu. Van Gogh'un hayatına dair ne zaman bir şey okusam, izlesem aynı şeyi yaşıyorum aslında. Tam olarak tatlı olmayan bir melankoliye kapılıyorum. Bir yandan da "tam da hayat bu ne yazık ki" diye düşünüyorum. Bu tür bir yazgı sadece Van Gogh'a özgü değil. O şanslıydı bir bakıma seçtiği yolda elinden gelenin fazlasını yaptı.

Vincent van Gogh yaşadığı dönemde değil de 20. yüzyılda değeri anlaşılan, 37 gibi çok genç bir yaşta hayatına son veren, yalnızlığı derinden duyumsayan ama yine de bir umut ve coşkuyla hayata tutunmaya çalışan bir ressam. 28 yaşından sonra resme başlayıp olağanüstü bir çabayla yüzlerce eser meydana getiren aynı zamanda kendini gerçekleştirmeyi öncelikle kendine ispatlamaya uğraşan sevgi dolu ama kaçınılmaz olarak yalnız bir ruh.