gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezinti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2019 Salı

İçimdeki Çocuk Sergisi

Bağlarbaşı'ndaki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde 16. İstanbul Bienali'ne paralel etkinlik olarak 'İçimdeki Çocuk' sergisi görülmeye değer. İki yıl önceki 'Kapı Çalana Açılır' sergisi gibi yine Ömer Koç Koleksiyonu'ndan bir seçki sunuluyor. Göz alıcı tarihi köşkte alışılmamış, şaşırtıcı ve fantastik bir dünyaya adım atarken zamansızlığı da algılıyorsunuz. Köşkün Mısır ve Osmanlı izleri taşıyan iç ve dış mimari detayları ve tasarımıyla birlikte eserlerin sıradışılığı ve sosyal medyanın etkisiyle sergiye ilgi çok fazla. Hafta orrtası nispeten ziyaretçi sayısı daha az olsa da hafta sonu yoğunluk söz konusu. Eserleri daha iyi inceleyebilmek için mümkünse hafta ortası günlerde ziyaret edilmesini tavsiye ederim. 

20 Mayıs 2018 Pazar

Perge Antik Kenti

Antalya'da 2018 Perge Yılı ilan edildi. Pamfilya'da Geç Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin önemli bir merkezi olan Perge Antalya'nın yaklaşık 18 km doğusunda Aksu ilçesinde yer alıyor. Stadyum, agora, tiyatro, Hadrian Takı, bazilika gibi anıtsal yapılar yanısıra akropolis, Hellenistik Kuleler, kapılar, surlar, hamamlar, çeşmeler, su kanalı ve sütunlu caddelerin de içinde bulunduğu antik kentte kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor. 300 metre uzunluğundaki sütunlu caddenin tam ortasındaki bölmeli su kanalı kuzeydeki nymphaeumdan gelen suyu taşıyordu. 

Çok sayıda turistin ziyaret ettiği Perge Antalya'nın en yakınında olmakla birlikte kentin kültürel ve tarihi zenginlikleri açısından da ilk sıralardaki yerini koruyor. Buluntulardan Erken Tunç Çağı'nda kurulduğu düşünülen ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklenen antik kentten arkeolojik kazılar sonucu çıkarılan birbirinden değerli Roma dönemi heykelleri bugün Antalya Müzesi'nde sergileniyor.

2 Kasım 2017 Perşembe

Koleksiyon Sergisi: Kapı Çalana Açılır

15. İstanbul Bienali süresince yani 12 Kasım'a kadar açık ve bienale parelel bir etkinlik olan 'Kapı Çalana Açılır' Sergisi Nakkaştepe'deki Abdülmecid Efendi Köşkü'nde ücretsiz gezilebilir. Melih Fereli ve Károly Aliotti'nin küratörlüğünü yaptığı sergide Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç'un Koleksiyonundan bir seçkiyi  24 sanatçının 30 eseriyle görmek mümkün. Köşkle ilgili bu blogda daha önce yazdığım için o konuya değinmeyeceğim ama normalde ziyarete kapalı biz de üç yıl önce özel izinle girmiştik. Sergiyi gezmeye gelenler hem Osmanlı Hanedanından bir ressamın 1918 yılına kadar kültür  ve sanat merkezi gibi kullandığı ve ince bir zevki yansıtan detaylarıyla güzel yazlık köşkünü hem de gerçekten seçkin ve görülmeye değer bir koleksiyonu keşfedecekler. Sanatçı, sanata destek veren, sanatçılarla dost olan çok yönlü ve iyi yetişmiş Şehzade Abdülmecid Efendi'nin köşkünün böyle bir sergiye ev sahipliği yapması da köşkün geçmişteki kültür ve sanat dolu günlerine uyuyor. O yüzden İstanbul'daysanız bir iki saatinizi ayırıp sona ermeden mutlaka gezin. Köşkün etrafındaki bahçe düzenlemesi, ağaçlarda oynaşan sincapları, kuşlarıyla ve huzurlu, sakin ortamı da sanat, mimari ve doğa bütünlüğünde güzel zaman geçirmeyi vaad ediyor. Ayrıca sergiye girişte ziyaretçilerin ücretsiz alabileceği  minik kitapçık bilgileri ve fotoğraflarıyla çok iyi hazırlanmış. 

4 Ekim 2017 Çarşamba

Tirilye-Trilye-Trilya-Zeytinbağı

Daha önce iki kez görmüş olmakla birlikte Eylül ayının son günlerinde bir kez daha gidip beş gün kaldığım Trilye Bursa'nın Mudanya ilçesine bağlı bir mahalle. Deniz ve zeytin ağaçları arasındaki huzurun ve sakinliğin adresi olarak da tanımlanabilir. Mudanya'dan bir tarafı zeytinliklerle diğer tarafı yazlık evler ve denizle çevrili virajlı 11 kmlik bir yoldan Trilye'ye ulaşılıyor. Biz İstanbul'dan sabah çok erken yola çıkıp önce Çanakkale'ye uğradığımız için  Karacabey tarafından gittik. Tirilye-Trilye-Trilya-Zeytinbağı gibi isimlerle anılan, Arnavut kaldırımlı dar sokakları, sokaklardaki traktörleri, Rum ve Osmanlı mimari örneklerinin görüldüğü 150-200 yıllık üç katlı taş ve ahşap karakteristik şirin evleri, tarihi kiliseleri, camisi, okulu, çeşmeleri, harika manzaraları ayrıca cana yakın, samimi, yardımsever ve mutlu yaşayanlarıyla zamanın yavaşladığı yer...

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Gezi Blogları

Türkiye'nin de gerçek birer gezgin gibi -turist gibi değil; turist ile gezgin arasında çok fark var- dünyayı dolaşan gençlerinin olması ne iyi... Her ne kadar çok geç kalınmış olsa da. Bu gençler için mal, mülk ve araba edinme, bankaya paralar yığmak önem taşımıyor. Fight Club (1999), Özgürlük Yolu (2007) 🏕️🚶‍♂️ Yaban (2014) 🎒🌏 filmlerinin etkisi olabilir mi? İşe git-eve gel, trafikte saatler harca. Haftasonu alışveriş yap, sana dayatılanları satın al. Sosyal medyada filtrelerle, fotoşopla maskeleştirdiğin selfielerini, her yaptığını, her arkadaşınla buluşmanı   paylaş. Arkadaş ve yakınlarınla görüştüğünüzde bile telefonu elinden bırakma. Oradayken orada olma. Trend mekanlarda görün. Böylece farklı olduğunu sanırken aslında rutin bir hayatla yılların geçsin. Şehir hayatında sıkışıp kalınmış bu Sisifos döngüsünden kurtulabilmek o kadar kolay değil elbette. Herkes coşkuyla isteklerinin peşinden gidemez, korkar, düşünür sonu ne olacak diye. Büyük kent aslında bir akvaryuma benziyor bu anlamda. Balıklar gibi her gün aynı yolları aşıp, aynı sıradan şeyleri yapıp, aynı balıklarla karşılaşıp, bize verilenlerle yetinip yaşadığımızı sanıyoruz. Akvaryum balıkları denizi ve okyanusu bilmedikleri için muhtemelen kendi hallerinden de memnunlar (Burada aklıma nedense Matrix -1999- geldi.).  Şehir hayatı böyleyken çok daha küçük yerleşimler olan kasabalar çok daha küçük ve kasvetli akvaryumlar olabilir. Oradaki minik balıklar da büyük kente gelip büyük akvaryuma girme hayali kurabilir. (Nuri Bilge Ceylan'ın Kasaba - 1997, Mayıs Sıkıntısı - 1999 ve Uzak - 2002 -üçü de harika filmlerdi-.) Ne tuhaf ki şehirliler de küçük bir kasabaya yerleşmek ister. Küçük akvaryumdaki balığa olasılıkların çokluğu, büyük akvaryumdakine ise azlığı cazip gelir.

2 Haziran 2017 Cuma

İstanbul'da Doğaya ve Tarihe Yolculuk

İstanbul... Doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehir... Hızı, kalabalığı, gürültüsü, bitmeyen inşaatları, tahammülsüz insanları usandırsa da hiç ummadığınız anda ya da isteyerek ona kendinizi bıraktığınızda güzelliklerini de esirgemiyor.  Genellikle insanlar her gün işine, okuluna, evine vb. yerlere yetişmek için koşturuyor. Bir an önce gideceği yere ulaşmak istiyor. Trafiğe sinirleniyor. Böyle büyük, kalabalık şehirde yaşamanın da bir bedeli var.  Şikayet etmekle, stresli olmakla ve bu gerginliği başkalarına yansıtmakla bir şey elde edilemiyor. Belki bir on dakika vapurda denizi, Boğaz'ı, manzarayı, martıları seyrederek huzur bulunuyor. Artık onu da yapan azaldı çünkü telefonlardan başımızı kaldıramıyoruz. Ya da sadece fotoğraf çekmek için etrafa bakınıyoruz. Oysa hâlâ saklı bir hazine olan İstanbul'da doğaya ve tarihe yolculuk yapmak ve sunduklarına açık olmak mümkün.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Selçuklu'nun ve Mevlana'nın Kenti Konya - 2 - Arkeoloji Müzesi

Anadolu Selçuklu'nun başkenti Konya'nın sokaklarının her bir köşesinde tarihe yolculuk yapmak mümkün. Kentte Selçuklu ve Osmanlı camileri, medreseleri yanı sıra kümbetler, türbeler de yer alıyor. Konya M.Ö. 7000 yıllarına dayanan bir yerleşim olması;  merkezde Mevlana Müzesi, İnce Minare, Karatay Medresesi, Alaeddin Camisi, Sırçalı Medrese, Sahip Ata Camii ve Müzesi, Atatürk, Etnografya ve Arkeoloji Müzeleri, Japon Bahçesi; ilçelerinde İvriz Kaya Anıtı, Meke Gölü, Klistra, Çatalhöyük, Eşrefoğlu Camisi, Eflatun Pınarı, Fasıllar Anıtı, Aya Elena Kilisesi, Tınaz Tepe Mağarası, Kubad-Abad Sarayı, Köşk Kaplıcaları, Karapınar Obrukları, Tuz Gölü, Ilgın Kaplıcaları, Yer Köprü Şelalesi, Oymalı Yeraltı Şehri, Aziziye Camisi, Ereğli Müzesi, Akşehir Batı Cephesi Karargâhı Müzesi ve Akşehir Arkeoloji Müzesi gibi tarihi yapılara, eserlere ve doğal güzelliklere sahip olması açısından önemli bir ilimiz. Zaten Türkiye'nin her bir ili çok fazla medeniyeti, kültürel mirası ve doğal güzellikleri birlikte barındırması açısından paha biçilemez aslında. Vatanımızın değerini bilelim ve yok etmek yerine bu hazinelerimize sahip çıkabilelim. Konya özellikle Selçuklu'nun izini sürmek isteyen tarih gezginleri için bulunmaz bir yer.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yerebatan Sarnıcı

İstanbul Sultanahmet'te Ayasofya'nın güneybatısında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından 542 yılında şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptırılmış 1500 yıllık bir Bizans Sarnıcı...  Yeraltındaki kapalı sarnıç suyun içinden yükselen 336 sütunu nedeniyle Yerebatan Sarayı ve aynı yerlerde önceden bazilika bulunduğundan Bazilika Sarnıcı olarak adlandırılır. 52 basamaklı taş merdivenle içine inilen; 9800 metrekare alanı kaplayan; dikdörtgen planlı yapı 140 metre uzunluğa, 70 metre genişliğe  ve 9 metre yüksekliğinde 336 sütuna sahip. Farklı özellikler gösteren ve antik yapılardan toplanan tek veya iki  parçalı mermer sütunların başlıkları akantus yapraklarıyla bezeli Korint ve bezemesiz Dor tarzında. Taşıyıcı sistemde sütunların üzerinde kemerler ve çapraz tonozlu örtü sistemi görülüyor. 4.80 metre kalınlığındaki tuğla duvarlara ve tuğla zemine kalın bir sıvayla su geçirmezlik sağlanmış. Bizans Dönemi'nde imparatorların oturduğu Büyük Saray'ın ve İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı Dönemi'nde kısa bir süre için Topkapı Sarayı'nın bahçelerinin su ihyiyacı için kullanılan sarnıç çeşitli onarımlar geçirdikten sonra günümüze kadar ulaşır.

20 Nisan 2017 Perşembe

İstanbul'da Japon Kiraz Ağaçları

Bahar bir üşüten bir ısıtan; bir güneşli bir yağmurlu haliyle kendini hissettiriyor. Kuşlar cıvıl cıvıl. Ağaçlar çiçek açıyor, doğa güzelliğini göstermeye başlıyor. Erguvanlar, manolyalar, leylaklar, mor salkımlar, erik ağaçları  vb. ile birlikte çiçekler de coşuyor. Nisan kısa süreli lalelerin, sümbüllerin ve papatyanın da zamanı. İstanbul'un parkları, bahçeleri, yol kenarları her renkten lalelerle dolup taşıyor.  Mart sonundan Nisan sonuna kadar en sevdiğim ağaçlar sakuralar elbette 🌳. En açık tonlarından en koyu tonuna kadar pembe, sarı ve beyaz çiçek açan kiraz ağaçları... Japonya'ya özgü bu ağaçların 600'den fazla çeşidi var. Bu bahar da Baltalimanı Japon Bahçesi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Göztepe 60. Yıl Parkı'nda onlara kavuştum. Bol bol seyrettim. Pembe ve beyaz çiçeklerinin altından gökyüzünün maviliğine bakarken huzurlu ve mutlu oldum. Gözümü güzelliklerinden alamadım. Çiçeklerin yaprakları ahenkle yüzüme dökülürken -🌸 pembe ve beyaz ipeksi yağmur altında 🌸- tatlı bir hüzünle ve düşünceyle birlikte Japonların 'Hanami' dedikleri geleneklerine hayranlık duydum.

5 Nisan 2017 Çarşamba

İlkbaharda Alaçatı Sokakları

İlkbahar: doğanın uyanışının izlendiği güzel mevsim... Güneş çıkınca ince giysiler, güneş bulutların arkasına gizlenince ceket veya mont giyilen kararsız havaların zamanı... Baharda gezmek de ayrı güzel. Mart'ın son günü Nisan'ın ilk günleri Alaçatı'da güneşli ve hafif esintili güzel bir havada yazı özleyenler tişörtle biraz üşüyenler ise ceket ve montla geziniyordu. Restoran, kafe ve dükkan gibi mekanların bir kısmı açılmış, bir kısmı da 7- 9 Nisan tarihlerinde düzenlenecek  8. Ot Festivali'ne yetişmek için heyecanlı ve yoğun bir hazırlık içindeydi. Ot Festivali'nde turizm şirketlerinin düzenlediği turlarla Alaçatı'ya binlerce kişi geliyor ve otellerde yer bulmak güçleşiyor. Egeye özgü otların satıldığı ve lezzetli zeytinyağlı yemeklerin hazırlandığı festival kapsamında çok sayıda etkinlik de düzenleniyor. Bu yılın otu olarak ısırgan seçilmiş. Festivalin kalabalık ve hareketli geçeceği kesin. Yine de Alaçatı sokaklarının sakinken tadını çıkarmak ayrı bir keyif.

Özellikle eski hallerine uygun şekilde restore edilip butik otellere dönüşen iki katlı, cumbalı, avlulu taş evleriyle ünlü olan Alaçatı, Çeşme'ye bağlı son yılların en gözde ve trend yerlerinden biri. Akdeniz'in Provence stilinin ön planda olduğu bu güzel yerleşim aynı zamanda sörf yapanların tercih ettiği rüzgarlı denize de sahip. Çoğunlukla mavi olmakla birlikte pastel tonlardaki kapıları ve panjurlarıyla cumbalı taş evlerin sıralandığı arnavut kaldırımlı dar sokaklarda yürürken sanki zaman duruyor. Kaplumbağa gibi yavaş yavaş ilerleyerek an'ın getirdiklerine odaklanmak isteyenler ve aylak gezginler için harika. Ülkenin ve dünyanın gündeminden uzak, huzurlu bir yaşam vaat eden ortam insanı kendi içine çekiyor. Bu çekilmeye hemen ayak uydurmak iyi hissettiriyor.

29 Mart 2017 Çarşamba

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Sakuralar

İstanbul, Ataşehir'de ana yollar, kavşaklar, plazalar, çok katlı binalar ortasında nefes alınacak bir yer arıyorsanız Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi doğru bir adres. Geniş bir alana yayılmış ve asıl görev olarak bitkilerin araştırılması, tanıtılması ve korunması üzerine kurulmuş ayrıca çeşitli etkinliklerin ve turla gezintilerin düzenlendiği bir bahçe burası. İstanbul'a % 12 yeşil alan sağlaması açısından da önemli. 2002'de açılan parkta 50 bine yakın ağaç ve çalının, çok sayıda bitki türünün koleksiyonu yanısıra eğitim merkezi, kütüphane, herbaryum, bahçeler, adalar, havuzlar, köprüler, çeşmelerle birlikte piknik ve çocuklar için keşif, oyun alanları da bulunuyor. Adalar; Merkez Ada, Mesire Adası, İstanbul Adası, Arboretum Adası, Anadolu Adası, Ertuğrul Adası, Meşe Adası vb. olarak adlandırılmış.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

İznik'te Tarihin İzinde

Bursa iline bağlı ve gölün doğu kıyısında kurulu olan İznik tarihi ve doğal güzellikleri,  dini ve sivil mimari eserleriyle birlikte Osmanlı'da çinicilikte de özel bir yere sahip.  Bitinya Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu için önemli bu yerleşim surlarla çevrili. Günümüze kadar ulaşan 5 km uzunluğunda ve 13 m yüksekliğindeki  surların 114 burcu,  4 ana kapısı (İstanbul, Lefke, Yenişehir ve Göl Kapı), 12 tali kapısı var. Roma Dönemine tarihlenen surlar kuşatmalar nedeniyle sürekli tahrip olduğu için onarım görmüş. Bugün İstanbul, Yenişehir ve Göl Kapı araç ve yaya trafiğine açık.

Bizans, Selçuklu ve Osmanlı'nın kısa bir süre başkenti de olan İznik eski adıyla Nikea dikkate değer bir ilçe... Çok sayıda uygarlığın yerleştiği antik kent türbeleri, camileri, kiliseleri, hamamları, surları, tiyatrosu ve diğer yapılarıyla  açık hava müzesini andırır. Altınşehir İznik'e en az bir günü ayırarak gezmek Anadolu'nun kültürel ve tarihi zenginliğini keşfetmek açısından harika bir fırsat.

7 Nisan 2016 Perşembe

Baltalimanı Japon Bahçesi'nde Sakuralar

Emirgan'daki Sakıp Sabancı Müzesi'ne giderken her seferinde önünden geçip "buraya mutlaka Nisan ayında gelmeliyim" dediğim Japon bahçesi harika bir yermiş meğer. Mevsim normallerinin biraz üzerinde bir hava vardı dün ve baharın tüm güzelliği hissediliyordu. Hafta içi gündüz saatlerindeki kalabalık hafta sonunu aratmıyordu. Aslında son yıllarda kalabalık açısından hafta sonu hafta içi ve sabah, gündüz, akşam fark etmiyor. İstanbul her zaman kalabalık ve yoğun bir trafiğe sahip. Sabancı Müzesi'nde 'Heinz Mack: Sadece Işık ve Renk' sergisini gezdikten sonra Emirgan Sütiş'te kısa bir süre oturup vakit kaybetmeden Baltalimanı'na yürüdüm. 

Baltalimanı Japon Bahçesi'ne giriş ücretsiz. Bahçe küçük ama estetik düzenlemesi ve ayrıntıları dikkat çekici. Geçen yıl Mayıs ayında Konya ile Kyoto arasında kardeşlik ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla yapılmış ve 36 bin metrekarelik alana yayılmış Konya Japon Parkı'nı gezmiştim. Güzel bir parktı ama Sakura zamanı geçmişti. Oysa şimdi Nisan'ın ilk haftası tam zamanı. Baltalimanı'ndaki Japon Bahçesi 2003 yılında Japonya'da Türk yılı ilan edilmesinden, Shimonoseki ile İstanbul'un iki kardeş şehir olmasından dolayı ve Türk-Japon dostluğunu geliştirmek için yapılmış. 2010 yılında yeniden düzenlenmiş. İyi ki İstanbul'a böyle bir bahçe kazandırılmış keşke sayıları artsa...

20 Ocak 2016 Çarşamba

Ahşap Kapıların Gizemi

“…Ne varsa yarım kalmış, geleceğindir / Bir kez girilmiş sokaklar / Açılmamış kapılar…” Cemal Süreya

Mimaride en basit tanımıyla duvar veya bölme boşluğunu geçmek için kullanılan ve açılıp kapanabilen kapılar hep bir gizem taşırlar ve merak uyandırırlar. Kapalıysa ve kilitliyse dışarıda kalanlara ardında barındırdıklarını zihinde canlandırmak düşer. İçeridekiler içinse güven duyulan, dışarının olumsuzluklarından koruyan bir görevi vardır. Sığınaklarımıza girişi sağlayan kapı kapanınca insan gösterişsiz, sade, kendi halinde olmaktan memnun, dış dünyanın gerektirdiği rollere bürünmeden alıştığı, rahat hissettiği dünyaya, yalnızlığına ve içine çekilir. Demir ve çelik kapılar dış dünyadan korunmak için daha sağlam görünmekle birlikte soğuk ve ruhsuzdurlar. Oysa ahşap kapılar geniş kullanım olanağı sağlayan  malzemesinin uyandırdığı etkiyle çevre dostu, geri dönüştürülebilir, sağlıklı, canlı, daha zarif ve estetiktirler. Bazen demir ustalarının yaptıkları da ferforje olarak belli bir dekoratif etki uyandırır ama geçmişten geleceğe açılan ahşabın doğallığına ve sıcaklığına yaklaşamaz. 


10 Aralık 2015 Perşembe

Hititler’in Gölgesinde - 5 - İskilip - Çorum

Çorum ili sınırları içinde güneydoğuya -Ortaköy, Şapinuva, İncesu-, güneye -Alacahöyük, Boğazkale, Hattuşa-, Yazılıkaya- ve kuzeybatıya -İskilip- yaptığımız yolculuklar tarihi yerler ve doğa güzellikleri yanı sıra gökyüzü ve çevre manzarası açısından da harikaydı. Aslında Kızılırmak üzerinden geçip İskilip'e ulaştığımızda biraz hayalkırıklığı yaşadık. Belki beklentimiz daha yüksekti. Pazar günü her yer kapalıydı  ve İskilip Dolması yiyecek bir yer de bulamadık. Pişirme süresi ve hazırlıkları uzun süren, özel üretilen ısıya uzun süre dayanıklı pirinçle yapılan 500 yıllık bu zahmetli yemek daha çok düğünlerde ve özel günlerde büyük kazanlarda yapılırmış. Biz genel bir çevre gezisiyle yetinmek durumunda kaldık. Bu bizim plansızlığımızla ve yeterince ön araştırma yapmayışımızla ilgili olabilir.


2 Aralık 2015 Çarşamba

Hititler’in Gölgesinde - 4 - Şapinuva - İncesu Kanyonu

Çorum'da ilk gün Çorum Müzesi, Alacahöyük, Hititler'in başkenti Hattuşa ve açık hava tapınağı Yazılıkaya gezilerimizden sonra ikinci gün Şapinuva, İncesu Kanyonu ve İskilip'e gitmeye karar verdik. Sabah 9.00 da otelden ayrılıp Şapinuva'nın bağlı bulunduğu Ortaköy'e hareket ettik. Muhteşem manzaralar eşliğinde bir ara görüş mesafesinin birkaç metreye indiği sise doğru çok güzel bir yolculuktan sonra Ortaköy'e ulaştık. Hitit ve Roma dönemlerine ait kalıntıların bulunduğu bölgeye daha sonra Orta Asya'dan üç kavim halinde gelen Türkler yerleşmiş. Ortaköy'e 3 kilometre uzaklıktaki Şapinuva Hititlerin önemli bir askeri ve dini merkeziymiş. M.Ö. 13. yüzyıldan II. Murşili'ye ait bir metinde Şapinuva'dan söz edilir: "İlkbahar olduğunda Hattuşa'dan dışarı gittim... AN.TAH.SUM (şar)* bitkisini tanrıların huzuruna koydum. Şapinuva'daki birlikleri teftiş ettim ve orduma öncülük ettim."

27 Kasım 2015 Cuma

Hititler’in Gölgesinde - 3 - Yazılıkaya

...M.Ö. 16 - 13. yüzyıla tarihlenen ve etrafı yüksek kayalıklarla çevrili Açık Hava Tapınağına ilerleyince gördüklerimiz karşısında son derece heyecanlanıyoruz. Mutluluk, şaşkınlık, hayranlık hepsini birden duyumsuyoruz. Biraz abartı varmış gibi algılansa da gerçek şu ki ‘anlatılamaz, yaşanır’ denilen anlardayız. Özellikle Küçük Galeri olarak adlandırılan Oda B’deki kabartmalar, içinde bulunulan ortam, dar girişe ve kayalara vuran güneş ışığı gizemli ve olağandışı bir deneyim yaşatıyor. Hitit kralları ya da tanrıları bizi izliyor gibi hissediyoruz ve hiçbirimiz bu doğal kutsal ortamdan ayrılmak istemiyoruz. Akşamın en güzel saatinde, güneş ağaçların ardından süzülen ışıklarıyla uzaklardaki tepelerde olağanüstü görünümlerle batmak üzereyken, Hititler’in dünyasına girdik. Tekrar zihnimde canlandırdığımda bile tuhaf bir sezgiyle orada dolaşıyorum sanki. Üstelik Hattuşa ve Yazılıkaya’ya yeniden gitme isteği de duyuyorum. 

22 Kasım 2015 Pazar

Hititler’in Gölgesinde - 2 - Hattuşa

Anadolu’da adı bilinen ilk halk olan Hattiler’le ve onlardan büyük oranda etkilenen ilk merkezi devlet kuran Hititler’le dolu geçen günümüze beş heyecanlı ve başı dönmüş yerli tarih gezgini olarak devam ediyoruz. Yarım saatlik yolculukla bu kez Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 17 ile 13. yüzyıllar arasında başkenti olan ve sanat ile mimaride gelişme gösteren Boğazköy olarak da bilinen Hattuşa’ya geliyoruz. Ne yazık ki gezmek için bir saatten biraz fazla zamanımız var. Müzekart’larımızla geçiş yapıp hemen aracımızla 2 kilometrelik geniş alana yayılı ve zamanında 6 kilometrelik surlarla ve kulelerle çevrili kalıntılara doğru yol alıyoruz. 8 metre yüksekliğindeki surların 65 metrelik bölümü 2003 yılında Türk, Alman ve Japon arkeologlar tarafından o çağın teknikleriyle aslına uygun olarak yeniden yapılmış.

Askeri, politik ve dinsel gücün yönetildiği 3500 yıl öncesinin merkezinde 5 kültür katı ortaya çıkarılmış. Bu katlarda Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans dönemlerinden kalan kalıntılar bulunmuş. Aşağı Kent  -kuzey tarafı-, Yukarı Kent, kraliyet sarayının bulunduğu Büyük Kale'yi içine alan Hattuşa’da Aslanlı Kapı, Kral Kapısı, gizli tüneliyle Yerkapı, Sfenksli Kapı, kent duvarı ve büyük tapınak kalıntıları, yeşil taş, Nişantaşı, Hiyeroglifli Oda görülebilecek yerler arasında. Hattuşa’nın kalıntılarının çoğu M.Ö. 13. yüzyıldaki yeniden yapılanma döneminden.

16 Kasım 2015 Pazartesi

Hititler’in Gölgesinde - 1 - Çorum Müzesi - Alacahöyük

Arkeoloji sevgim arkeolog olacağımı sanarak başladığım üniversitede Sanat Tarihi eğitimi almama rağmen hiçbir zaman bitmedi. Antik yerleri görme heyecanım ve isteğim bir Van Gogh tablosunu görmekle aynıydı. Sanat Tarihi’nde en çok milattan önceki kültürlerle 19. ve 20. yüzyıl resim sanatı ilgimi çekti. Üniversite yıllarında eski uygarlıklara yönelik genellikle Yunan, Roma, biraz da Mezopotamya ve Mısır ağırlıklı dersler gördük ama Anadolu’nun ilk devleti olan Hititler üzerinde nedense fazla durulmamıştı. Zaten lisans derslerinde çok ayrıntılı bilgiler edinmeyi beklemek de doğru değildi. İlgilenilen konular daha sonra kitaplardan, dergilerden, makalelerden incelenebilirdi ya da o alana yönelik sempozyumlardan takip edilebilirdi.

M.Ö. 1750-1200/700 yılları arasına tarihlenen zaman diliminde, Hattiler’in (MÖ 2500-2000/1700) ülkesinde güçlü bir imparatorluk kuran Hititler, Anadolu topraklarının en önemli uygarlıklarından biri. Hep aklımın bir köşesinde olduğu halde Hititler’in başkenti Hattuşa’yı görmeyi bugüne kadar niye erteledim bilmiyorum. Yazın okuduğum Buket Uzuner’in Toprak adlı romanı Hattuşa’ya, Alacahöyük’e ve Yazılıkaya’ya artık gitmem gerektiğini bir kez daha öne çıkardı. Üstelik Anadolu’daki antik Yunan ve Roma yerleşimlerinin pek çoğunu gören, mitolojilerini bilen biriyken onları fazlasıyla etkileyen Hititler’inkileri neden daha az biliyor oluşumu da sorgulattı. Kültürel gezileri birlikte yaptığımız arkadaşlarımla iki ay önceden biletlerimizi alıp iki gün Amasya, iki gün Çorum gezisi planladık. Aynı ekiple ilkbaharda Anadolu Selçuklu Devleti’nin (1075-1308) başkenti Konya’ya gitmiştik. Selçuklu yapıları ve eserleri, Mevlana Müzesi çok önemliydi ve binlerce yıl öncesine dayanan tarihiyle Çatalhöyük de öyle. 

18 Ekim 2015 Pazar

Bizans Saray Mozaikleri

‘Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’ İstanbul’da Bizans mozaikleri açısından önemli bir müze ancak çok fazla bilinmiyor. Öyle ki çok yakınında Sultanahmet Cami, Hipodrom (Sultanahmet Meydanı), Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı gibi tarihi yapıları ve meydanları binlerce kişi gezerken, mozaik müzesinde ziyaretçiler birkaç kişiyle sınırlı kalıyor. Sadece meraklı turistler, Bizans sanatıyla ilgili araştırmacılar, arkeoloji ve sanat tarihi öğrencileri tarafından ziyaret ediliyor. Oysa 1500 yıl öncesinin Bizans resmine de ışık tutan değerli eserleri barındırıyor.

16. yüzyılda Alman Hieronymus Wolff’un ilk kez kullandığı ve 19. yüzyılda batılı tarihçiler tarafından benimsenen ‘Bizans’ tanımlamasıyla Doğu Roma İmparatorluğu aslında Hıristiyanlaşmış Roma İmparatorluğu’dur. Doğu Romalılar kendilerini Romaio ve Romans olarak adlandırmışlardır. (Bugünkü Rumlar da sanıldığı gibi Yunan kökenli değil, Doğu Romalıdır.) Roma İmparatoru I. Konstantin 330’da başkenti eski bir Yunan kenti olan Byzantion’a taşıyarak buraya Yeni Roma adını verir. Sonraki yıllarda Konstantin’in şehri anlamında Konstantinopolis adını alır.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...