1582 tarihli ‘Surname-i Hümayun’da III. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet’in
sünnet töreni ve eğlenceleri anlatılır. Ana düşünceyi oluşturan, sanatçı
kişiliğiyle resimler arasında uyum sağlayan Nakkaş Osman ve onun
yönetimindeki atölyesi, 52 gün ve gece süren bu şenliğin zenginliğini,
gösterilerini, bütün detaylarıyla, 34 x 22,5 cm boyutunda, tam sayfa 250
minyatürde resmeder. Günümüze, karşılıklı sayfalar üzerinde 215
kompozisyon gelmiştir. Eski adıyla Atmeydanı, bugünkü adıyla
Sultanahmet’te, şehzadelerin en önemli töreninde, saray çevresi ve
yabancı konuklar için köşkler ve çadırlar kurulur. Kadınlar için
tahtadan cumbalı bölümler yapılır. Görkemli şenlikler sırasında dönme
dolaplar, atlıkarıncalar, salıncaklar, kuklalar, ip cambazları,
oyuncular, çalgıcılar, hokkabazlar ve arabalar getirilir. Gece gündüz
açık tutulan dükkânlar süslenir, halka sürekli yemek sunulur. İki yüzden
fazla esnaf loncası, mesleklerini, hünerlerini araba üzerinde
sergileyerek geçer. Gösteri yapan figürler halkın içinden Sultan’a doğru
ilerlerler. Boğazdaki bütün evler aydınlatılır, havai fişekler atılır,
denizde gemiler yüzdürülür.
5 Temmuz 2013 Cuma
26 Haziran 2013 Çarşamba
Anıtsal Bizans Yapısı Ayasofya ve Mozaikleri
Roma imparatoru I. Konstantin’in (306-337) eski bir Yunan ticaret kenti olan Byzantion’u 330 yılında Konstantinopolis adıyla başkent ilan etmesiyle 1000
yıldan fazla sürecek Bizans* İmparatorluğu’nun da temelleri atılır. Aynı
yıllarda hıristiyanlık da yaygınlaşır. İstanbul’u saldırılardan korumak için
yüksek kulelerle çevrili kara ve deniz surları inşa edilir. 1453 yılında Fatih
Sultan Mehmet’in kenti fethetmesiyle Bizans İmparatorluğu son bulur. Bizans Sanatı’nda Roma geleneği sürmekle birlikte Helenistik kültür ve hıristiyanlık belirleyici unsurlardır. Saraylar,
kiliseler, martyrionlar, su kemerleri, sarnıçlar, anıtlar, konutlar;
minyatürler, mozaikler, freskler, ikonalar; heykeller, kabartmalar, litürjik
eşyalar, fildişi ve madeni eserler bu anlayışlara uygundur. Zamanla doğu
sanatının etkileriyle üslupta farklılaşmalar da gözlenir.
Ayasofya Roma etkisindeki erken Bizans’ın anıtsal yapısıdır ama bugüne kalan figürlü mozaikleri İkonoklazma akımının*** (726-842) bitiminden sonraya tarihlenir. İç narteksin çapraz tonozlu tavanındaki ve kemerlerdeki dekoratif mozaikler olduğu gibi bırakılır. Figürlü mozaiklerin üzeri 18. yüzyılda ince bir sıvayla kapatılarak korunur. 1931 yılından sonra bütünüyle ortaya çıkarılır. Bazı bölümlerdeki dökülmeler önceki yüzyıllardaki depremler ve yangınlar nedeniyledir. Bizans resminde kubbe İsa’ya, apsis yarım kubbesi Meryem’e ayrılır. Apsis yarım kubbesindeki mozaikte, sade lacivert elbisesiyle Theotokos (Tanrı Anası) Meryem, kucağında altın renkli giysisi ve ışıklı halesiyle çocuk İsa ile değerli taşlarla süslenmiş bir taht üzerindedir. 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mozaik saray çevresinin benimsediği çizgi güzelliğine önem veren zarif başkent üslubundadır. Yarım kubbenin iki yan duvarında bir elinde kristal küre diğerinde uzun bir asa tutan beyaz giysili Cebrail ve sadece bazı izler kalan Mikail mozaikleri bulunur.
İmparator Kapısı üzerindeki panonun ortasında sağ eliyle takdis ederken, sol elinde İncil tutan ve arkalıklı bir taht üzerinde oturan Pantakrator (Kâinatın Hâkimi) İsa tasviri bulunur. İncil’in açık olan sayfasında Yunanca ‘Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım.’ yazılıdır. Başkent üslubunun zengin, ince, çizgisel ve köklü sanat geleneğine dayanan özelliklerinin uygulandığı mozaiğin sol kısmında İsa’nın önünde diz çökmüş imparator VI. Leon tasviri vardır. İsa’nın iki tarafındaki madalyonlar içinde Meryem ve başmelek figürleri görülür.
Bizans’ın İstanbul’daki en büyük kilisesi ‘kutsal bilgelik’ anlamına gelen Ayasofya’dır (Hagia Sophia). Bugünkü Ayasofya** aynı yerdeki üçüncü yapıdır. Ahşap çatılı bir bazilika olduğu
düşünülen ilk kilise 404 yılında yıkılır. İkinci Ayasofya II. Thedosios
(415-447) döneminde tamamlanan ahşap çatılı ve beş nefli bir yapıdır. 532
yılındaki bir ayaklanma sonucu bu kilise de yanar. Bugünkü Ayasofya Justinianos
tarafından 532-537 yıllarında, zamanının en ünlü mimarları olan Aydınlı
Anthemios ve Miletos’lu İsidorus’a yaptırılır. En değerli malzemeler, renkli mermer
ve taşlar İstanbul’a taşınarak gerçekleştirilen ve yapımında yüz ustanın, on
bin işçinin çalıştığı kilise Justinianos için gurur kaynağı olur. İlk kubbenin çökmesi sonucu yenilenen kubbesiyle 562’de Ayasofya Kilisesi yeniden açılır. Sarsıntılar ve yangınlar sonucu pek çok kez tahrip
olan yapı onarılır ve güçlendirilir. 1453’teki fetihten sonra camiye çevrilir.
1934 yılından bu yana da müze olarak ziyarete açıktır.
Yapı üzeri yaklaşık 32 metre çapında bir kubbeyle örtülü orta nefe, iki yan nefe, apsise, iç ve dış nartekse sahip üç nefli bazilika plan şemasındadır. Orta nef merkezdir ve yan neflere oranla daha geniştir. Yerden 55,60 metre yükseklikteki tuğla kubbenin baskısı kemerler, dört kalın paye, sütunlar, iki yarım kubbe, eksedralar ve tonozlarla karşılanır. Yan neflerde iki katlı galeriler yer alır. Osmanlı Döneminde iç mekâna mihrap, minber, hünkar mahfili, müezzin mahfili, maksureler, çiniler, hat levhaları; dışarıdan ise minareler ve destekleyici payandalar eklenir. II. Andronikos’un yaptırdığı destek duvarlarını Mimar Sinan yenileyip sağlamlaştırır. Çevresine türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, sebil, medrese, kütüphane, imaret gibi yapılar da inşa edilir. 19 yüzyılda İtalyan mimar Fossatti kardeşler kubbedeki çatlakları doldururlar, bazı kurşun kaplamaları yenilerler ve mozaikleri açarak onarırlar. Kubbe kasnağını demir çemberle sararlar. Muvakkıthane de onların eseridir.
Yapı üzeri yaklaşık 32 metre çapında bir kubbeyle örtülü orta nefe, iki yan nefe, apsise, iç ve dış nartekse sahip üç nefli bazilika plan şemasındadır. Orta nef merkezdir ve yan neflere oranla daha geniştir. Yerden 55,60 metre yükseklikteki tuğla kubbenin baskısı kemerler, dört kalın paye, sütunlar, iki yarım kubbe, eksedralar ve tonozlarla karşılanır. Yan neflerde iki katlı galeriler yer alır. Osmanlı Döneminde iç mekâna mihrap, minber, hünkar mahfili, müezzin mahfili, maksureler, çiniler, hat levhaları; dışarıdan ise minareler ve destekleyici payandalar eklenir. II. Andronikos’un yaptırdığı destek duvarlarını Mimar Sinan yenileyip sağlamlaştırır. Çevresine türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, sebil, medrese, kütüphane, imaret gibi yapılar da inşa edilir. 19 yüzyılda İtalyan mimar Fossatti kardeşler kubbedeki çatlakları doldururlar, bazı kurşun kaplamaları yenilerler ve mozaikleri açarak onarırlar. Kubbe kasnağını demir çemberle sararlar. Muvakkıthane de onların eseridir.
Ayasofya Roma etkisindeki erken Bizans’ın anıtsal yapısıdır ama bugüne kalan figürlü mozaikleri İkonoklazma akımının*** (726-842) bitiminden sonraya tarihlenir. İç narteksin çapraz tonozlu tavanındaki ve kemerlerdeki dekoratif mozaikler olduğu gibi bırakılır. Figürlü mozaiklerin üzeri 18. yüzyılda ince bir sıvayla kapatılarak korunur. 1931 yılından sonra bütünüyle ortaya çıkarılır. Bazı bölümlerdeki dökülmeler önceki yüzyıllardaki depremler ve yangınlar nedeniyledir. Bizans resminde kubbe İsa’ya, apsis yarım kubbesi Meryem’e ayrılır. Apsis yarım kubbesindeki mozaikte, sade lacivert elbisesiyle Theotokos (Tanrı Anası) Meryem, kucağında altın renkli giysisi ve ışıklı halesiyle çocuk İsa ile değerli taşlarla süslenmiş bir taht üzerindedir. 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mozaik saray çevresinin benimsediği çizgi güzelliğine önem veren zarif başkent üslubundadır. Yarım kubbenin iki yan duvarında bir elinde kristal küre diğerinde uzun bir asa tutan beyaz giysili Cebrail ve sadece bazı izler kalan Mikail mozaikleri bulunur.
İmparator Kapısı üzerindeki panonun ortasında sağ eliyle takdis ederken, sol elinde İncil tutan ve arkalıklı bir taht üzerinde oturan Pantakrator (Kâinatın Hâkimi) İsa tasviri bulunur. İncil’in açık olan sayfasında Yunanca ‘Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım.’ yazılıdır. Başkent üslubunun zengin, ince, çizgisel ve köklü sanat geleneğine dayanan özelliklerinin uygulandığı mozaiğin sol kısmında İsa’nın önünde diz çökmüş imparator VI. Leon tasviri vardır. İsa’nın iki tarafındaki madalyonlar içinde Meryem ve başmelek figürleri görülür.
İç narteksin güney girişinde kapı üzerindeki Sunu Mozaiği’nde Konstantin İstanbul’u, Justinianos Ayasofya’yı
Meryem’e takdim eder. Bu sunum Meryem’in İstanbul’un ve Ayasofya’nın koruyucusu
olduğunu gösterir. 10. yüzyılın sonlarına ait simetrik mozaikte ayrıntılardan
kaçınılmıştır. Arka plandaki altın rengi figürleri ön plana çıkarır. Çok ender
rastlanan gümüş rengi mozaik kullanımı açısından da önemlidir. Kucağında İsa
ile perspektife uygun gösterilmiş bir kaide üzerinde tahtta oturan Meryem’in
iki tarafında madalyonların içindeki monogramlar ‘Tanrı Anası’ olduğunu
sembolize eder. Justinianos’un arkasında yukarıdan aşağıya ‘Hatırası Ünlü
İmparator Justinianos’, Konstantin’in arkasında ise ‘Azizler Arasında Büyük
İmparator Konstantin’ yazılıdır. Figürlerin başları kutsallıklarını simgeleyen
halelerle çevrilidir.
Nalan Yılmaz, İstanbul Ayasofya Mozaikleri, 24 Haziran 2013, Lebriz Sanal Dergi
Güney galerideki bir pencerenin yanında İmparator Konstantin Monomakos ve karısı Zoe’yi Pantokrator İsa ile
birlikte gösteren mozaik (11. yüzyıl) yer alır. Zoe’nin babası imparatordur ama
oğlu yoktur. Ölünce üç kızından biri olan ve 40 yaşından sonra üç kez evlenmiş,
dindar ve entrikalarıyla ünlü Zoe’nin eşleri imparator seçilir. Eşi değişince
figürün başının ve isminin de değiştirildiği mozaikteki izlerden anlaşılır. Zoe
elinde bir ferman, üçüncü eşi ise kese tutar.
Aynı duvarda Meryem’in iki yanında mücevherlerle süslü tören elbiseleri içindeki İmparator II. Ioannes
Komnenos ve karısı Irene tasviriyle karşılaşılır. Macar asıllı Irene sarı
örgülü saçları ve pembe yanaklarıyla yansıtılmıştır. Ayasofya onarımları için
yaptıkları bağışları göstermek amacıyla imparatorun elinde para kesesi; imparatoriçenin
elinde ise rulo bulunur. Koyu mavi giysili Meryem kucağında çocuk İsa ile, bu
kez ayakta durur. Bu panodan sonra köşede genç yaşta ölen oğulları Aleksios
Komnenos mozaiği görülür.
Ortada sağ eliyle kutsama yapan İsa, başları hafifçe öne eğik durumda solda Meryem ve sağda Vaftizci Yahya
figürleriyle oluşturulan Deisis panosu galerinin güney bölümündedir. Bizans’ın
en bilinen eserlerinden olan kompozisyonda (12. yüzyıl sonları) güçlü ifade,
uyumlu renk, üstün bir teknik gözlenir. Biçim ve üslup önceki dönemlerden farklıdır. Helenistik resim sanatının
12. yüzyılda yeniden canlanmasına ve Bizans sanatında Rönesansın başlangıcına
işaret eder.
Kilise kuzey duvarının alt bölümündeki kemerli nişler içindeki patrik tasvirleri 9. yüzyıl sonuyla 10.
yüzyıl başlarına tarihlenir. Pandantifler üzerindeki altı kanatlı seraphim
denilen dört melekten doğudaki ikisi mozaiktir. 2009’da yapılan onarımlarda koruyucu
meleklerden birinin yüzündeki metal kapak kaldırılmıştır. İmparatorluk
ailesinden kişileri gösteren portreler galerilerde dağınık olarak
yerleştirilmiştir. Bizans portreciliğinin izlenebildiği bu panolarda
ifadecilik, sahiplerinin özelliklerini yansıtmadaki ustalık göze çarpar. Ziyarete
açık olmayan papaz odalarındaki deisis kompozisyonu, bir kısmı bozulmuş olmakla
birlikte günümüze ulaşır. Dini konulu Bizans mozaiklerinde insan figürü ön
plandadır. Etrafındaki çeşitli eşyalar, peyzaj, altın yaldız fon gerçek bir
izlenim için değil ikonografik bütünlüğe yöneliktir.
*Bizans İmparatorları kendilerini
Roma İmparatoru olarak görürler ve Romalı anlamına gelen ‘Romaios’ olarak
adlandırırlar. Bizans adı 19. yüzyılda tarihçiler tarafından verilir.
**Ünlü yazar Dan Brown’ın son romanı ‘Cehennem’de adının geçmesiyle son zamanlarda dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Ayasofya’nın altındaki dehlizlerin ve sarnıcın gizemi başka yazarların romanlarına ve belgesellere de konu olmuştur.
***Bu dönemde figürlü resimlerin yerine dekoratif motiflere ve yalın haç biçimlerine rastlanır.**Ünlü yazar Dan Brown’ın son romanı ‘Cehennem’de adının geçmesiyle son zamanlarda dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Ayasofya’nın altındaki dehlizlerin ve sarnıcın gizemi başka yazarların romanlarına ve belgesellere de konu olmuştur.
Nalan Yılmaz, İstanbul Ayasofya Mozaikleri, 24 Haziran 2013, Lebriz Sanal Dergi
_______________________________________
*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________
Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
İstanbul ve Taşra - İstanbul Seni Yeneceğim!
İstanbul ile ilgili yazımdan bir bölüm: "...Doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım; keşfedebilecek farklı sokakları olan,
karmaşık, monotonluktan uzak, büyülü, esrarengiz, tarihinden
ve sanatından kopmadan geleceğe ulaşmaya çalışan ve tam anlamıyla
yaşayan bu kentte ömür tüketmekten memnunum. Kısa süreli uzaklaşmalar
iyi geliyor ama döneceğim yer yine İstanbul. Bir de Konstantinos
Kavafis'in çok güzel ifade ettiği gibi "gidip gidebileceğim tek yer"de
bu kent..."
Osmanlı'da İstanbul merkez, onun dışında her yer taşra olarak algılanıyordu.* Taşra büyük şehrin imkanlarından yoksundur, muhafazakardır, yeniliklere açık değildir veya geç adapte olur. Merkez tarafından ihmal edilmişliğin hüznünü taşır. Genç biri için geleneği, yavaşlığı, ağır ve basık bir havayı, geçmişi, tekdüzeliği, bağımlılığı, sakinliği, sonsuz bir cansıkıntısını ve yaşlı olanı temsil eder. Kasabalı genç başka imkanların olduğunu bilir. Dünyasını genişletmek, özgürleşmek, baskıdan, kasvetten ve kısır döngüden kurtulmak ister. Bir şekilde yaşadığı yerden göç etmeyi hayal eder. İstanbul imkanlar dünyasına açılan bir kapıdır. Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba' ve 'Mayıs Sıkıntısı' filmlerinde Anadolu kasabasında doğa içinde geçen hayatlar yalın bir şekilde ele alınır. 'Uzak' filminde ise kasabadan İstanbul'a kuzeninin yanına gelen kişinin köklerinden uzaklaşma isteği, umutları ve kırgınlıkları İstanbul görünümleriyle anlam kazanır...
Osmanlı'da İstanbul merkez, onun dışında her yer taşra olarak algılanıyordu.* Taşra büyük şehrin imkanlarından yoksundur, muhafazakardır, yeniliklere açık değildir veya geç adapte olur. Merkez tarafından ihmal edilmişliğin hüznünü taşır. Genç biri için geleneği, yavaşlığı, ağır ve basık bir havayı, geçmişi, tekdüzeliği, bağımlılığı, sakinliği, sonsuz bir cansıkıntısını ve yaşlı olanı temsil eder. Kasabalı genç başka imkanların olduğunu bilir. Dünyasını genişletmek, özgürleşmek, baskıdan, kasvetten ve kısır döngüden kurtulmak ister. Bir şekilde yaşadığı yerden göç etmeyi hayal eder. İstanbul imkanlar dünyasına açılan bir kapıdır. Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba' ve 'Mayıs Sıkıntısı' filmlerinde Anadolu kasabasında doğa içinde geçen hayatlar yalın bir şekilde ele alınır. 'Uzak' filminde ise kasabadan İstanbul'a kuzeninin yanına gelen kişinin köklerinden uzaklaşma isteği, umutları ve kırgınlıkları İstanbul görünümleriyle anlam kazanır...
7 Mayıs 2013 Salı
De Stijl Mobilya Tasarımı - Yalınlık, Denge, Evrensellik ve Fonksiyonellik
![]() |
| Theo van Doesburgs, Ağaç, 1916 |
Grubun
teorilerini yaymak için aracı olan De Stijl dergisindeki yazısında
sanatla yaşamın ayrı alanlar olmadığını anlamak gerektiğinden bahseder.
Bu dergide ressamlar, mimarlar, heykeltıraşlar düşüncelerini,
manifestolarını ve yeni modern sanatı anlatan yazılar kaleme alırlar.
Mondrian ‘Resim Sanatında Yeni Biçimlendirmeler’ adlı yazısında günün
medeni insanının yaşamının giderek doğadan uzaklaşıp soyuta dönüştüğünü,
sanatın da bu duruma ayak uydurarak natüralistin yerini soyuta
bırakacağını öngörür. Düşünce düzeyine aktarılan karşıtlıklar dikey ve
yatayla görselleşir. Dikeyler nesneli, düşünseli ve erkeği; yataylar
özneli, somutu ve dişiyi temsil eder. Grubun diğer üyeleri ressam Vilmos
Huszár, Bart van der Leck, mimar Jacobus Johannes Pieter Oud, Jan Wils,
Robert van't Hoff, şair Wim Kok, heykeltıraş Georges Vantongerloo’dur.
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Maison Française'in İzinsiz Alıntısı
Maison Française yıllardır takip ettiğim bir dekorasyon dergisi. 2013 Nisan sayısında 205. sayfadaki Kitsch tanımını okuyunca şaşırdım çünkü cümle olduğu gibi Lebriz Sanal Dergi'deki 14 Aralık 2011 tarihli Sanata Yüzeysel Bir Tepki: Kitsch adlı yazımdan alınmıştı. Aşağıdaki resimde derginin kapağı ve Kitsch dosyasının ilk iki sayfası görülüyor. Yazımın ilk paragrafında yer alan ve Maison Française'in kullandığı bölüm: "Kitsch;
sanatta, bakışta, yaşamda bayağılık, ucuzluk, taklit, uyumsuzluk,
rüküşlük, düzeysiz ve gelişigüzel beğeni, içeriksiz bir özentilik,
abartı, kaba bir ifade biçimi, teknik ve sanatsal yetersizlik gibi
tariflerle açıklanıyor."
______________________________________
*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________
Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)














