27 Aralık 2013 Cuma

Zaman Acımasız Bir Düşmandır

https://www.facebook.com/HiclikteBirSoz


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

15 Aralık 2013 Pazar

Kasvetli Bir Deneyime Davet: Kafka Müzesi

Prag ile anılan Franz Kafka’nın Müzesi loş ve alışılmışın dışında iç mekan düzenlemesiyle yazarın bunaltılarını, umutsuzluğunu ve huzursuzluğunu hissettiren ilginç, merak uyandıran ve kasvetli bir deneyime davet ediyor. Yargı, Dava, Şato, Dönüşüm, Açlık Sanatçısı, Ceza Kolonisi, Amerika gibi kitapların yazarı Kafka’nın (1883-1924) ana dili Almancadır ama Çekçe’yi de çok iyi bilir. Babasının zoruyla hukuk eğitimini tamamlar. Baskıcı tutumundan dolayı iyi ilişkiler içinde olamadığı babasına pek çok hikâyesinde yer verir. Bu hükmedici tavır Kafka’nın kendine yönelik eleştirilerinde aşırıya kaçmasına, çelişkiler ve bunalımlar yaşamasına neden olur. Kitaplarında olanı değil kendi kurallarına uygun dünyayı kurgular Kafka çünkü dünya onun için ürperticidir.


Müzede yazarın kitaplarının ilk baskıları, yazışmaları, hayatına giren insanlarla ilgili belgeler, günlükleri, fotoğrafları, çizimleri, kullandığı nesneler dijital medya olanaklarıyla görsel, işitsel ve müzikle birlikte ziyaretçiye sunuluyor. Müzenin sürekli sergisi Varoluşçu Alan ve Hayali Topografya adlı iki bölümlü. Kafka’nın şehrinin derinliklerini, hayatını nasıl şekillendirdiğini ve üzerinde bıraktığı etkileri onun bakışıyla algılamak söz konusu. Prag melankolik büyüsüyle, başkalaştıran gücüyle, belirsizliğiyle ve boğucu mekansallığıyla Kafka’yı kuşatır ve varoluşuna harika bir arka fon olur.     

Bu yazı lebriz sanal dergi'deki Prag ile ilgili yazımdan alıntıdır.

Prag ile ilgili diğer yazılarım:  

Masal Kuleleriyle Prag 
Prag'daki Müzeler
Prag'dan Görünümler 
Praha Vytopna Restaurant

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.
Creative Commons License

11 Aralık 2013 Çarşamba

Duvar Gerillası Banksy - Kara Mizah Graffittiler

Kapitalizm, savaş ve otorite karşıtı kara mizah içeren duvar resimleriyle ve Banksy takma adıyla tanınan, kimliği belirsiz İngiliz sanatçı duvar gerillası, sokak ressamı, politik aktivist ve yönetmendir. Kendini göstermemek için uğraşması ilginin daha çok üzerine çekilmesine neden olur. Bu konu şehir efsanesi haline gelir. 1974 yılında Bristol’da doğduğu kesinleşmemiş bilgiler arasında yerini alır. Gördüğünü iddia edenler, hatta sosyal medyada işçi tulumu giymiş fotoğrafını yayınlayanlar bile çıkar. Üstelik bu durum Banksy hayranları tarafından tepkiyle karşılanır.
   
Graffiti* sokaklarda boş duvarlara çoğunlukla sprey boyayla süslü yazılar yazılan veya resim yapılan; çoğunlukla yasak olan ve gizli uygulanan bir eylem. 90’larda çizmeye başlayan ve gittikçe postmodern bir kahramana dönüşen yeraltı sokak sanatçısı Banksy bu eylemin gizemini vurgular. Bristol, Brighton, Birmingham, Newcastle, Glasgow, Londra ve seyahat ettiği dünyanın başka kentlerinin duvarlarına ön yargıları protesto eden, düşündüren, dönüp baktıran, ince zekâ ürünü ve eleştirel graffitileri ile iz bırakır. Reklam panolarını elindeki boya fırçasıyla silen dev fareleriyle, Prenses Diana resimli İngiliz poundlarıyla, canlı farelerin ortaya salındığı sergisiyle, muhalif tavırlı çizgi dizi ‘The Simpsons’a eğlence sektörünün ardındaki gerçeği gösteren bir jenerik hazırlamasıyla kendinden söz ettirir.

4 Aralık 2013 Çarşamba

Aralık Hüznü: 'Her Yerde Sürekli Hiçlikle Çevriliydi İnsan'

"Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız." 

Stefan Zweig, Satranç

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Yalnızca Hoş Geçen Saatlerimi Sayarım

https://www.facebook.com/HiclikteBirSoz
"Resimlerimde yaşanan, hayattan etkilendiğim toplumsal konulara yer veriyorum ve bunları figüratif olarak işlemek için gerekli etkilerden yararlanıyorum. Sosyal içerikli toplumsal konuları işlerken kendi iç dünyamı da, gizemli, içe dönük, yarı fantastik olarak aktarmayı tercih ediyorum. Toplumdaki çelişkileri dile getirirken sinemadan, televizyondan, hikayelerden, romanlardan, şiirden, müzikten de faydalanıyorum. Herkesin yüz yüze geldiği, dilinin ucunda olduğu halde söyleyemediği şeyleri resim diliyle gün ışığına çıkarmaya çalışıyorum. Bir açıdan da kendi iç dünyamın çıkmazlarını zorluyorum. 

"56 yıllık yaşamımda -2000 yılında söylemiştir- resim beni bekledi ben de onu son nefesime kadar bekleyeceğim. Neden resim? İç dünyamı başkalarıyla zor paylaşırım. Zaten içe dönük bir insanım. Bir de resim olmasaydı büyük patlamanın olması kaçınılmazdı. Resim her şeye karşı hoşgörülü olmamı sağlıyor. Neden resim? Çünkü desenler, renkler ve çizgiler dünyamızdaki kara lekelerin üzerine yumuşak ve sade bir bulutmuşçasına inip ben'imizin ego denen küstah yanını kırıyor. Latince bir söz vardır ' Yalnızca hoş geçen saatlerimi sayarım'. Ben de yalnızca resimle geçen saatlerimi sayıyorum. Gerisi sahte bir düş. İşte o yüzden resim!"   Nazmi Yılmaz 

Nazmi Yılmaz ile ilgili diğer bağlantılar:

Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - Karanlığın İçindeki Umut
Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'un Zamanı Aşan Manzarası
Hiçlikte Bir Resim: Nazmi Yılmaz - İstanbul'u Dinlerken: Bir Resimden Bir An'a
Kadın Ruhunu Resmeden Nazmi Yılmaz
Ressam Nazmi Yılmaz'ın Sergileri 
Ameliyat
9. Yıl Anısına
7. Yıl Anısına
Ressam Nazmi Yılmaz'ın Manzara Resimleri
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

17 Kasım 2013 Pazar

Beyaz Ağaç Karyola ve Güvercin Aydınlatma

Açık gri ahşap zemin, beyaz mat duvarlar, tavanda gökyüzü rengiyle büyülü bir ormanda uyanıyormuş gibi hissettirebilir. Shawn Lovell Metalworks tasarımı karyola beyaz rengiyle baharı değil daha çok kış rüyasını çağrıştırıyor. Başucundaki dalına güvercin aydınlatma yakışır. Beyaz nevresim takımı güzel ama kuşlu da hoş olabilir.


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.


12 Kasım 2013 Salı

Fang Ailesi ve Çağdaş Sanatın Romanı

Kevin Wilson’ın sinemaya da uyarlanacak olan 2011 tarihli ‘Fang Ailesi’ adlı kitabı çağdaş sanatı ve aile kavramını keskin bir mizahla, hayal gücüyle ve canlı bir anlatımla ele alıyor. Romanda Caleb ve Camille Fang üniversitede tanışıp evlenen bir çifttir. İkisi içinde sanat her şeyden önemlidir. A ve B olarak adlandırdıkları çocukları Annie ve Buster doğdukları andan itibaren çoğu zaman istemeden anne ve babalarının kurguladığı, bazen de kendiliğinden gelişen performansların bir parçası olurlar. Onlar bir ailedir ve birbirlerine bağlılıklarından dolayı sanatları başarılıdır. Ancak çocuklar belli bir yaşa gelince memnun olmadıkları bu düzenin figüranlığından kurtulmak için evden ayrılarak kendi yollarını çizerler. Buster üçüncü kitabına bir türlü başlayamayan bir yazar, Annie gün geçtikçe ünlenen ve olumlu eleştiriler alan bir aktris olur. Buster bir dergi için uçaktan paraşütle serbest atlayış, domuz pastırması festivalleri, sanal oyun grupları, çöl aracı kullanmak gibi konularda makaleler yazar ve tüm bunları hayat değiştiren eğlenceli etkinlikler gibi göstermesi gerekir. En son Nebraska’da ileri teknoloji ürünü patates bazukası üreten dört eski askerle ilgili makale hazırlamak için incelemeye ve röportaj yapmaya gider. Orada ilginç silah test edilirken Buster’in yüzüne isabet alarak sağ tarafını tanınmaz hale getirir. Hastaneden çıktıktan sonra parasız ve ne yapacağını bilmez durumdayken ailesini arar. Annie ise bir sahnede üstsüz oynaması konusunda sıkıntı yaşar. Bunu aşabilmek için uğraşır ve sonunda sette yarı çıplak dolaşır. Fotoğraflarının çekilip internette yayılmasının ardından alkole sığınır ve zor günler geçirir.

25 Ekim 2013 Cuma

Kimdir Yazar? - Özdemir İnce

Yazar ve sanatçı sıfatları asıl tanımlanması gereken kişiler dışındakiler içinde kullanılıyor uzun bir süredir. Gittikçe daha da karışıyor. Bu durum post-modernizm sonrasının bir getirisi mi acaba? Eskiden edebiyatla uğraşana edip, kitap yazana müellif, yazara ise muharrir denirmiş. Bugün ise hepsine birden yazar deniyor. Bu konuyla ilgili 19 yıl önce Özdemir İnce şunları yazmış:

"Şarkıcı ve türkücülerin bu gerçek sıfatlarıyla yetinmeyip kendilerine artiste (ressam) anlamına gelen sanatçıyı yakıştırmaları gibi, meslekleriyle ilgili yazı yazanların yazar sıfatını giyindiklerini görüyoruz: gazeteci-yazar, mimar-yazar, futbolcu-yazar... Yakında evli-yazar, bekar-yazar, sarışın yazar, esmer-yazar, şendul-yazar gibi sıfatlar üretilirse kesinlikle şaşırmamalıyız... Ansiklopedide yaratıcı yazar roman, öykü, şiir, deneme ve tiyatro alanında ürün verenler için kullanılıyor... Yazdığı yer nerede olursa olsun (kitap, gazete, dergi) her yazı yazan yazar değildir; yayımlanmış her yazılı metin kendiliğinden yazınsal ya da bilimsel değildir. Bunların kendilerine özgü içerik, dil, biçim, biçem ve söylemleri vardır. Bir yazılı metne tür adını bu özellikler ve nitelikler verirler. Her önüne gelen yazdığı metne dilediği bir türün adını koyamaz. Kim böyle bir iş yaparsa yaptığı iş kalpazanlıktır, sahteciliktir..."

İnce, Özdemir, Yazmasam Olmazdı, Doğan Kitap, İstanbul, 2004, s: 101-107
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

17 Ekim 2013 Perşembe

Yalvarırım, Uyandırma Beni!!!

"İtalya'da Borgia'lar altında yaşanan otuz yıllık savaşın, cinayetlerin, terörün ve dökülen kanın ardından Rönesans, Leonardo da Vinci ve Michelangelo gelir. İsviçre'nin beşyüz yıllık demokrasi ve barışı ise guguklu saatten başka bir şey üretmez."*

Bu sıkıntılı dönem Michelangelo için kolay değildi:  "Kentin olabileceği her şeyi oldu, ya da olmak istedi: yapı ustası, ressam, yontucu, ozan. İnsan vücudunu tanıyabilmek için, koku onu odadan kaçırana dek, cesetlerle bir yere kapanıyordu. Ateşli kentin bütün düşü ve bilgisi Vinci'de uyuşuyor, ondaysa durmadan çatışıyordu. Yüce ruhu, mutsuz yurdunun enerji taşmalarıyla korkaklık bunalımlarına ayak uydurarak yükselip alçalan bir dalganın doruğu gibiydi. Kurtarmak üzere döndü doğduğu kente. Gözden düşmüş İtalya'da, köleliğin ağırlığını belki de yalnız onun yüreği duydu: "Uyumak çok tatlı benim için, taş olmak çok daha tatlı, şu mutsuzlukla utanç sürdükçe. Hiçbir şey görmemek, hiçbir şey duymamak, budur işte en büyük mutluluğum. Yalvarırım, uyandırma beni! Yavaş konuş!..." s: 147"

9 Ekim 2013 Çarşamba

Lokal Anestezi - Nazmi Yılmaz


Resim: Nazmi Yılmaz, Lokal Anestezi, 1984, karton üzerine karışık teknik, 25 x 35 cm

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

3 Ekim 2013 Perşembe

Anish Kapoor'un Boşlukları ve İçimizdeki Karanlıklar

Turner ödülüne ve işindeki başarısından, dünya çapındaki ününden dolayı da İngiltere kraliçesi tarafından verilen Sir unvanına sahip çağdaş heykel sanatçısı Anish Kapoor’un 32 çalışması 5 Ocak tarihine kadar Akbank’ın desteğiyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde sergileniyor. Londra’dan taşınan ve ağırlığı tonlarca olan soyut taş heykeller yerleştirilirken müzede bazı düzenlemeler yapılmış. Daha önce sergilenmiş eserlerle birlikte dünyanın değişik bölgelerinden gelen kumtaşı, granit, kireçtaşı, mermer, kaymaktaşı, oniks gibi doğal taşlarla oluşturulan ve sonsuzluğu çağrıştıran çarpıcı heykellerle karşılaşınca insan sessizlik, mütevazılık ve zamansızlık içinde neyse o olduğunu fark ediyor. Boyutlarıyla gösterişli ama biçimleriyle sade olan bu çalışmalar kavramsal derinliğiyle, duruşuyla tuhaf bir şekilde insanı kendisine çekiyor. Boşluklara bakmak yetmiyor dokunmak ihtiyacı uyandırıyor...

20 Eylül 2013 Cuma

Tophane Antrepo'da 13. İstanbul Bienali

Tophane'de Antrepo 3 nolu binada 20 Ekim'e kadar ücretsiz gezilebilen 13. İstanbul Bienali'nde  Fulya Erdemci küratörlüğünde, Lale Müldür'ün 'Anne ben barbar mıyım?' kitabından alınan başlık altında  kamusal alan, kamusallık ve sanat ilişkisi üzerinde duruluyor. Toplumda baskı altında olanlara odaklanılıp, sanatla protesto ve sanatın gerçek hayatın içinde olduğu gündeme geliyor. Aslında önceden planlandığı gibi bu etkinlik kamusal alanda yapılsaydı daha çok anlam bulacaktı ama Gezi Parkı protestoları sonrası açık alanlar yerine kapalı olanlar tercih edildi. Bienal'in diğer mekanları: Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER, Salt Beyoğlu, 5533. Bu mekanlarda 88 yerli ve yabancı  sanatçının video, yerleştirme, desen, fotoğraf, ses, tuval ve teknik olanaklardan da yararlanıp çok çeşitli malzemelerle oluşturdukları çalışmalarını görebilmek mümkün...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Rönesans'ta Sanat Koruyucuları - Mediciler

Din karşısında aklın egemenliğinin görüldüğü Rönesans’ta dini konulu sanat eserleri yapılmakla birlikte sanatçılar daha özgürdür. Hümanizmin, bireyselliğin ve doğanın önem kazandığı, Antik Çağ’a ilginin arttığı, arayışlar ve keşifler içindeki bu dönemde kiliseden başka sanat koruyucuları arasına zengin tüccarlar da (örn. Alberti’nin saray tasarladığı Giovanni Rucellai, Palla Strozzi) katılır. Ticaretle zenginleşen bu aileler sanatçılara büstlerini, gerçekçi portrelerini, mimarlara evlerini yaptırırlar. Ayrıca dini konulardaki kompozisyonların içinde sanat patronlarının tasvirleri de yer alır. En bilinenlerden biri İtalyan Rönesans sanatının gelişimine katkıları olan banker Medici’lerdir. 15. yüzyılda Avrupa’nın en zengin kentlerinden olan Floransa şehir devletinin başında bulunan ve Platon Akademisi’ni kuran Cosimo Medici sanata ve sanatçılara kapısını açan entelektüel bir yöneticidir. Onun girişimiyle bazı ressamların atölyelerinde din dışı konulu yeni kitaplar resimlenir. Medici kütüphanesi değerli belgelerle zenginleşir. Ekonomide, politikada ve sanatta söz sahibi Cosimo’nun ölümünden sonra ailenin diğer üyeleri de birkaç kuşak mesenliği sürdürür.

20 Ağustos 2013 Salı

Hiçlikte Bir Söz: Evren ve İnsan


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Fikret Mualla'nın Ölümünün 46. yılı

İnsanın yaşamındaki doğum ve ölüm arasındaki süreci sadece hüzünle ya da sadece mutlulukla sınırlamak yetersiz bir yaklaşım olur. Hayat, acılarla ve sevinçlerle; doğrularla ve yanlışlarla; adaletle ve adaletsizlikle bir bütün. Zaman içinde biri ön plana çıksa da yerini diğerine bırakabilir. Sanatçılar, şairler, filozoflar, müzisyenler için durum biraz daha farklı. Fikret Muallâ Saygı (1903, Moda – 20 Temmuz 1967, Reillanne) için kısa süreli mutluluk uzun süreli cefa gibi görünüyor. Onunla ilgili ilk göze çarpanlar: bohem* ve trajik bir hayat, kültür ve sanat başkenti Paris’teki ekonomik sıkıntıları, Picasso ile tanışması, deli ve alkolik olarak bilinmesi, dostlarının desteğine rağmen toplumdan kopuşuna ve gönüllü yalnızlığına eşlik eden içkisi ve fırçası… Van Gogh gibi acılarını resimle tedavi eden, yaşantısındaki zorlukları üretkenliğe dönüştüren, herhangi bir sanatsal hareket içinde yer almayan, kişisel özgürlükleri savunan, benzersiz ve içten çalışmaları kendi gerçekliğiyle var olan bağımsız bir sanatçı...

12 Temmuz 2013 Cuma

Story Of Stuff - Dünyanın Kaynakları

Kendimizin ve gelecekteki nesillerin sağlıklı ve mutlu yaşaması için: Mecbur kalmadıkça AVM'ye gitmeyelim. Tüketim çılgınlığının bizi esir almasına izin vermeyelim. Reklamlara, medyanın yönlendirmesine kanmayalım. Dünyanın kaynaklarının harcanmasına, doğanın katledilmesine katkıda bulunmayalım. İşlenmiş, paketlenmiş ve raf ömrü uzun besinlerden uzak duralım. Doğal olana ulaşmaya çalışalım. Bir ürün veya eşya işlevini yerine getiremeyecek duruma gelmeden yenisini edinmeyelim. Wabi Sabi felsefesini benimseyelim :). En önemlisi farkında olalım. Geç olmadan daha çok kişinin anlamasını, görmesini sağlayalım... Biraz düşünerek siz de bu listeye çok fazla şey ekleyebilirsiniz.


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

5 Temmuz 2013 Cuma

Nakkaş Osman - Surname-i Hümayun Minyatürleri

1582 tarihli ‘Surname-i Hümayun’da III. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet’in sünnet töreni ve eğlenceleri anlatılır. Ana düşünceyi oluşturan, sanatçı kişiliğiyle resimler arasında uyum sağlayan Nakkaş Osman ve onun yönetimindeki atölyesi, 52 gün ve gece süren bu şenliğin zenginliğini, gösterilerini, bütün detaylarıyla, 34 x 22,5 cm boyutunda, tam sayfa 250 minyatürde resmeder. Günümüze, karşılıklı sayfalar üzerinde 215 kompozisyon gelmiştir. Eski adıyla Atmeydanı, bugünkü adıyla Sultanahmet’te, şehzadelerin en önemli töreninde, saray çevresi ve yabancı konuklar için köşkler ve çadırlar kurulur. Kadınlar için tahtadan cumbalı bölümler yapılır. Görkemli şenlikler sırasında dönme dolaplar, atlıkarıncalar, salıncaklar, kuklalar, ip cambazları, oyuncular, çalgıcılar, hokkabazlar ve arabalar getirilir. Gece gündüz açık tutulan dükkânlar süslenir, halka sürekli yemek sunulur. İki yüzden fazla esnaf loncası, mesleklerini, hünerlerini araba üzerinde sergileyerek geçer. Gösteri yapan figürler halkın içinden Sultan’a doğru ilerlerler. Boğazdaki bütün evler aydınlatılır, havai fişekler atılır, denizde gemiler yüzdürülür.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Anıtsal Bizans Yapısı Ayasofya ve Mozaikleri

Roma imparatoru I. Konstantin’in (306-337) eski bir Yunan ticaret kenti olan Byzantion’u 330 yılında Konstantinopolis adıyla başkent ilan etmesiyle 1000 yıldan fazla sürecek Bizans* İmparatorluğu’nun da temelleri atılır. Aynı yıllarda hıristiyanlık da yaygınlaşır. İstanbul’u saldırılardan korumak için yüksek kulelerle çevrili kara ve deniz surları inşa edilir. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kenti fethetmesiyle Bizans İmparatorluğu son bulur.  Bizans Sanatı’nda Roma geleneği sürmekle birlikte Helenistik kültür ve hıristiyanlık belirleyici unsurlardır. Saraylar, kiliseler, martyrionlar, su kemerleri, sarnıçlar, anıtlar, konutlar; minyatürler, mozaikler, freskler, ikonalar; heykeller, kabartmalar, litürjik eşyalar, fildişi ve madeni eserler bu anlayışlara uygundur. Zamanla doğu sanatının etkileriyle üslupta farklılaşmalar da gözlenir.


Bizans’ın İstanbul’daki en büyük kilisesi ‘kutsal bilgelik’ anlamına gelen Ayasofya’dır (Hagia Sophia). Bugünkü Ayasofya** aynı yerdeki üçüncü yapıdır. Ahşap çatılı bir bazilika olduğu düşünülen ilk kilise 404 yılında yıkılır. İkinci Ayasofya II. Thedosios (415-447) döneminde tamamlanan ahşap çatılı ve beş nefli bir yapıdır. 532 yılındaki bir ayaklanma sonucu bu kilise de yanar. Bugünkü Ayasofya Justinianos tarafından 532-537 yıllarında, zamanının en ünlü mimarları olan Aydınlı Anthemios ve Miletos’lu İsidorus’a yaptırılır. En değerli malzemeler, renkli mermer ve taşlar İstanbul’a taşınarak gerçekleştirilen ve yapımında yüz ustanın, on bin işçinin çalıştığı kilise Justinianos için gurur kaynağı olur. İlk kubbenin çökmesi sonucu yenilenen kubbesiyle 562’de Ayasofya Kilisesi yeniden açılır. Sarsıntılar ve yangınlar sonucu pek çok kez tahrip olan yapı onarılır ve güçlendirilir. 1453’teki fetihten sonra camiye çevrilir. 1934 yılından bu yana da müze olarak ziyarete açıktır. 


Yapı üzeri yaklaşık 32 metre çapında bir kubbeyle örtülü orta nefe, iki yan nefe, apsise, iç ve dış nartekse sahip üç nefli bazilika plan şemasındadır. Orta nef merkezdir ve yan neflere oranla daha geniştir. Yerden 55,60 metre yükseklikteki tuğla kubbenin baskısı kemerler, dört kalın paye, sütunlar, iki yarım kubbe, eksedralar ve tonozlarla karşılanır. Yan neflerde iki katlı galeriler yer alır. Osmanlı Döneminde iç mekâna mihrap, minber, hünkar mahfili, müezzin mahfili, maksureler, çiniler, hat levhaları; dışarıdan ise minareler ve destekleyici payandalar eklenir. II. Andronikos’un yaptırdığı destek duvarlarını Mimar Sinan yenileyip sağlamlaştırır. Çevresine türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, sebil, medrese, kütüphane, imaret gibi yapılar da inşa edilir. 19 yüzyılda İtalyan mimar Fossatti kardeşler kubbedeki çatlakları doldururlar, bazı kurşun kaplamaları yenilerler ve mozaikleri açarak onarırlar. Kubbe kasnağını demir çemberle sararlar. Muvakkıthane de onların eseridir.
 

Ayasofya Roma etkisindeki erken Bizans’ın anıtsal yapısıdır ama bugüne kalan figürlü mozaikleri İkonoklazma akımının*** (726-842) bitiminden sonraya tarihlenir. İç narteksin çapraz tonozlu tavanındaki ve kemerlerdeki dekoratif mozaikler olduğu gibi bırakılır. Figürlü mozaiklerin üzeri 18. yüzyılda ince bir sıvayla kapatılarak korunur. 1931 yılından sonra bütünüyle ortaya çıkarılır. Bazı bölümlerdeki dökülmeler önceki yüzyıllardaki depremler ve yangınlar nedeniyledir. Bizans resminde kubbe İsa’ya, apsis yarım kubbesi Meryem’e ayrılır. Apsis yarım kubbesindeki mozaikte, sade lacivert elbisesiyle Theotokos (Tanrı Anası) Meryem, kucağında altın renkli giysisi ve ışıklı halesiyle çocuk İsa ile değerli taşlarla süslenmiş bir taht üzerindedir. 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mozaik saray çevresinin benimsediği çizgi güzelliğine önem veren zarif başkent üslubundadır. Yarım kubbenin iki yan duvarında bir elinde kristal küre diğerinde uzun bir asa tutan beyaz giysili Cebrail ve sadece bazı izler kalan Mikail mozaikleri bulunur.



İmparator Kapısı üzerindeki panonun ortasında sağ eliyle takdis ederken, sol elinde İncil tutan ve arkalıklı bir taht üzerinde oturan Pantakrator (Kâinatın Hâkimi) İsa tasviri bulunur. İncil’in açık olan sayfasında Yunanca ‘Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım.’ yazılıdır. Başkent üslubunun zengin, ince, çizgisel ve köklü sanat geleneğine dayanan özelliklerinin uygulandığı mozaiğin sol kısmında İsa’nın önünde diz çökmüş imparator VI. Leon tasviri vardır. İsa’nın iki tarafındaki madalyonlar içinde Meryem ve başmelek figürleri görülür. 


İç narteksin güney girişinde kapı üzerindeki Sunu Mozaiği’nde Konstantin İstanbul’u, Justinianos Ayasofya’yı Meryem’e takdim eder. Bu sunum Meryem’in İstanbul’un ve Ayasofya’nın koruyucusu olduğunu gösterir. 10. yüzyılın sonlarına ait simetrik mozaikte ayrıntılardan kaçınılmıştır. Arka plandaki altın rengi figürleri ön plana çıkarır. Çok ender rastlanan gümüş rengi mozaik kullanımı açısından da önemlidir. Kucağında İsa ile perspektife uygun gösterilmiş bir kaide üzerinde tahtta oturan Meryem’in iki tarafında madalyonların içindeki monogramlar ‘Tanrı Anası’ olduğunu sembolize eder. Justinianos’un arkasında yukarıdan aşağıya ‘Hatırası Ünlü İmparator Justinianos’, Konstantin’in arkasında ise ‘Azizler Arasında Büyük İmparator Konstantin’ yazılıdır. Figürlerin başları kutsallıklarını simgeleyen halelerle çevrilidir.


Güney galerideki bir pencerenin yanında İmparator Konstantin Monomakos ve karısı Zoe’yi Pantokrator İsa ile birlikte gösteren mozaik (11. yüzyıl) yer alır. Zoe’nin babası imparatordur ama oğlu yoktur. Ölünce üç kızından biri olan ve 40 yaşından sonra üç kez evlenmiş, dindar ve entrikalarıyla ünlü Zoe’nin eşleri imparator seçilir. Eşi değişince figürün başının ve isminin de değiştirildiği mozaikteki izlerden anlaşılır. Zoe elinde bir ferman, üçüncü eşi ise kese tutar.


Aynı duvarda Meryem’in iki yanında mücevherlerle süslü tören elbiseleri içindeki İmparator II. Ioannes Komnenos ve karısı Irene tasviriyle karşılaşılır. Macar asıllı Irene sarı örgülü saçları ve pembe yanaklarıyla yansıtılmıştır. Ayasofya onarımları için yaptıkları bağışları göstermek amacıyla imparatorun elinde para kesesi; imparatoriçenin elinde ise rulo bulunur. Koyu mavi giysili Meryem kucağında çocuk İsa ile, bu kez ayakta durur. Bu panodan sonra köşede genç yaşta ölen oğulları Aleksios Komnenos mozaiği görülür.


Ortada sağ eliyle kutsama yapan İsa, başları hafifçe öne eğik durumda solda Meryem ve sağda Vaftizci Yahya figürleriyle oluşturulan Deisis panosu galerinin güney bölümündedir. Bizans’ın en bilinen eserlerinden olan kompozisyonda (12. yüzyıl sonları) güçlü ifade, uyumlu renk, üstün bir teknik gözlenir. Biçim ve üslup önceki dönemlerden farklıdır. Helenistik resim sanatının 12. yüzyılda yeniden canlanmasına ve Bizans sanatında Rönesansın başlangıcına işaret eder.


Kilise kuzey duvarının alt bölümündeki kemerli nişler içindeki patrik tasvirleri 9. yüzyıl sonuyla 10. yüzyıl başlarına tarihlenir. Pandantifler üzerindeki altı kanatlı seraphim denilen dört melekten doğudaki ikisi mozaiktir. 2009’da yapılan onarımlarda koruyucu meleklerden birinin yüzündeki metal kapak kaldırılmıştır. İmparatorluk ailesinden kişileri gösteren portreler galerilerde dağınık olarak yerleştirilmiştir. Bizans portreciliğinin izlenebildiği bu panolarda ifadecilik, sahiplerinin özelliklerini yansıtmadaki ustalık göze çarpar. Ziyarete açık olmayan papaz odalarındaki deisis kompozisyonu, bir kısmı bozulmuş olmakla birlikte günümüze ulaşır. Dini konulu Bizans mozaiklerinde insan figürü ön plandadır. Etrafındaki çeşitli eşyalar, peyzaj, altın yaldız fon gerçek bir izlenim için değil ikonografik bütünlüğe yöneliktir.



Notlar:

*Bizans İmparatorları kendilerini Roma İmparatoru olarak görürler ve Romalı anlamına gelen ‘Romaios’ olarak adlandırırlar. Bizans adı 19. yüzyılda tarihçiler tarafından verilir.
**Ünlü yazar Dan Brown’ın son romanı ‘Cehennem’de adının geçmesiyle son zamanlarda dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Ayasofya’nın altındaki dehlizlerin ve sarnıcın gizemi başka yazarların romanlarına ve belgesellere de konu olmuştur.
***Bu dönemde figürlü resimlerin yerine dekoratif motiflere ve yalın haç biçimlerine rastlanır.

Nalan Yılmaz, İstanbul Ayasofya Mozaikleri, 24 Haziran 2013, Lebriz Sanal Dergi
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

27 Mayıs 2013 Pazartesi

İstanbul ve Taşra - İstanbul Seni Yeneceğim!

İstanbul ile ilgili yazımdan bir bölüm: "...Doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım; keşfedebilecek farklı sokakları olan, karmaşık,  monotonluktan uzak, büyülü, esrarengiz, tarihinden ve sanatından kopmadan geleceğe ulaşmaya çalışan ve tam anlamıyla yaşayan bu kentte ömür tüketmekten memnunum. Kısa süreli uzaklaşmalar iyi geliyor ama döneceğim yer yine İstanbul. Bir de Konstantinos Kavafis'in çok güzel ifade ettiği gibi "gidip gidebileceğim tek yer"de bu kent..."

Osmanlı'da İstanbul merkez, onun dışında her yer taşra olarak algılanıyordu.* Taşra büyük şehrin imkanlarından yoksundur, muhafazakardır, yeniliklere açık değildir veya geç adapte olur. Merkez tarafından ihmal edilmişliğin hüznünü taşır. Genç biri için geleneği, yavaşlığı, ağır ve basık bir havayı, geçmişi, tekdüzeliği, bağımlılığı, sakinliği, sonsuz bir cansıkıntısını ve yaşlı olanı temsil eder. Kasabalı genç başka imkanların olduğunu bilir. Dünyasını genişletmek, özgürleşmek, baskıdan, kasvetten ve kısır döngüden kurtulmak ister. Bir şekilde yaşadığı yerden göç etmeyi hayal eder. İstanbul imkanlar dünyasına açılan bir kapıdır. Nuri Bilge Ceylan'ın  'Kasaba' ve 'Mayıs Sıkıntısı' filmlerinde Anadolu kasabasında doğa içinde geçen hayatlar yalın bir şekilde ele alınır. 'Uzak' filminde ise kasabadan İstanbul'a kuzeninin yanına gelen kişinin köklerinden uzaklaşma isteği, umutları ve kırgınlıkları İstanbul görünümleriyle anlam kazanır...

7 Mayıs 2013 Salı

De Stijl Mobilya Tasarımı - Yalınlık, Denge, Evrensellik ve Fonksiyonellik

Theo van Doesburgs, Ağaç, 1916
Sanatın bireysel bilinçten kurtulup toplumsal bilince ulaştırılmasını amaçlayan Hollandalı Theo Van Doesburg* ve Piet Modrian 1917’de De Stijl’i kurarlar. Duyguları aşarak tinselliğe ulaşılacağına inanılan Teozofi felsefesinin etkisiyle; teknik, bilimsel ve sosyal gelişmeler ışığında toplumda yeni bir düzen ve uyumu arayan bu stilde düz çizgiler, yuvarlak, kare, dikdörtgen gibi ideal geometrik formlarla ve ana renklerle soyutlama tercih edilir. Ressam ve sanat yazarı Van Doesburg 'doğayı dış görünüşlerden sıyırınca geriye esas yapının kalacağının’ üzerinde durur. Ona göre, halka dayanmayan bir sanat yaşama giremez.

Grubun teorilerini yaymak için aracı olan De Stijl dergisindeki yazısında sanatla yaşamın ayrı alanlar olmadığını anlamak gerektiğinden bahseder. Bu dergide ressamlar, mimarlar, heykeltıraşlar düşüncelerini, manifestolarını ve yeni modern sanatı anlatan yazılar kaleme alırlar. Mondrian ‘Resim Sanatında Yeni Biçimlendirmeler’ adlı yazısında günün medeni insanının yaşamının giderek doğadan uzaklaşıp soyuta dönüştüğünü, sanatın da bu duruma ayak uydurarak natüralistin yerini soyuta bırakacağını öngörür. Düşünce düzeyine aktarılan karşıtlıklar dikey ve yatayla görselleşir. Dikeyler nesneli, düşünseli ve erkeği; yataylar özneli, somutu ve dişiyi temsil eder. Grubun diğer üyeleri ressam Vilmos Huszár, Bart van der Leck, mimar Jacobus Johannes Pieter Oud, Jan Wils, Robert van't Hoff, şair Wim Kok, heykeltıraş Georges Vantongerloo’dur.  

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Maison Française'in İzinsiz Alıntısı

Maison Française yıllardır takip ettiğim bir dekorasyon dergisi. 2013 Nisan sayısında 205. sayfadaki Kitsch tanımını okuyunca şaşırdım çünkü cümle olduğu gibi Lebriz Sanal Dergi'deki 14 Aralık 2011 tarihli Sanata Yüzeysel Bir Tepki: Kitsch adlı yazımdan alınmıştı. Aşağıdaki resimde derginin kapağı ve Kitsch dosyasının ilk iki sayfası görülüyor. Yazımın ilk paragrafında yer alan ve  Maison Française'in kullandığı bölüm: "Kitsch; sanatta, bakışta, yaşamda bayağılık, ucuzluk, taklit, uyumsuzluk, rüküşlük, düzeysiz ve gelişigüzel beğeni, içeriksiz bir özentilik, abartı, kaba bir ifade biçimi, teknik ve sanatsal yetersizlik gibi tariflerle açıklanıyor." 


Kendilerine internet sayfalarından iki kez mesaj gönderdim bu durumla ilgili olarak ama yanıt alamadım.
Yazıları tamamıyla alıp kullanan kopyacılarla internette çok karşılaştım malesef ama basılı ve sektöründe iddialı bir dergide daha  özenli olunması gerekir. Maison Française'e bakışım, değerlendirmem ister istemez olumsuz yönde değişti. Üstelik "© Maison Française Dergisi, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından Groupe Express lisansıyla T.C. yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır. Dergide yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İZİNSİZ, KAYNAK GÖSTERİLEREK DAHİ ALINTI YAPILAMAZ." şeklinde bir uyarı varsa derginin de bu durumlara dikkat etmesi gerekmez mi? Kendileri kaynak göstermeden alıntı yapabiliyor. Floral Kitsch dosyası için yapım Naz Gürlek yazıyor dergide. Kendisine soruyorum: Neden  kopyaladığınız sitenin ve yazarın adını yazmadınız? 
______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

29 Nisan 2013 Pazartesi

9. Yıl Anısına - Ressam Nazmi Yılmaz



Nazmi Yılmaz (1944 İstanbul - 2004 İstanbul) Resimleri

_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

26 Nisan 2013 Cuma

Ressam Nazmi Yılmaz'ın Manzara Resimleri

1970'li yıllarda Batı sanatının büyük ustalarının manzaralarından esinlenerek yağlıboya çalışan Nazmi Yılmaz 1980'lerden sonra figüratif resme geçer. Çok az sayıdaki manzaralar da genellikle kağıt veya karton üzerine suluboya ve pasteldir.

Nazmi Yılmaz (1944 İstanbul - 2004 İstanbul) - Manzara Çalışmaları



Nazmi Yılmaz ile ilgili diğer bağlantılar:


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.