 |
| Keman Çalan Ölümle Kendi Portresi, 1872, tuval üzerine yağlıboya, 61 x 75 cm, Berlin Staatliche Museen |
Romantizm ve Empresyonizmin ardından 19. yüzyılda ortaya çıkan
Sembolizmde en belirgin nitelikler tinsellik ve
melankolidir. Sembolizmde iç dünya, düşler, hayaller, yalnızlık, düşünce, gerçek dışı, uyku ve ölüm de yer bulur. Diğer Sembolist ressamlar gibi Arnold Böcklin de doğanın ruhunu ve nesnenin gizini melankolik bir şekilde çağrışımlara ve sembollere başvurarak aktarır. Gördüklerini, yaşadıklarını, edebiyattan ve efsanelerden aldıklarını imgelem ve hayal gücüyle bir araya getirir. Simgesel ve mitolojik resimlerinde ruhsal durumun yansımasına önem verir. Fantastik resimleri yanı sıra ilk dönemlerinde ağırlıklı olarak yaptığı manzaraları da gizemli bir atmosfere sahiptir. Klasik mimariyle doğa, deniz ve antik figürler düşsel düzenlemeler içinde duygulara yönelerek güçlü etkiler uyandırır. Sanatçı manzaralarında romantik ressamlar gibi insanın doğa karşısındaki güçsüzlüğünü ve hüznünü göstermekle birlikte realistik bir tekniği de benimser. Ayrıca manzaralarında klasik mimarinin yer aldığı doğa resimleri yapan Claude Lorrain’den esintiler göze çarpar.
 |
| Arnold Böcklin, Ay Işığında Harabeler, 1849, tuval üzerine yağlıboya, 24,5 x 32,5 cm |
Böcklin İtalyan villalarını ve Toskana manzaralarını kaynak alarak 1858-1880 arasında Deniz Kenarında Villa adlı resmin pek çok versiyonu üzerinde çalıştı. Roma’da kaldığı sıralarda yaptığı 1865 tarihli resimde deniz kenarındaki siyahlı kadın, yükselen kademeler, dalgalı deniz, villanın bahçesindeki heykeller, gökyüzüne yükselen ağaçlar ve gölgede kalan karanlık kısımlar sahnenin dramatik etkisini güçlendiriyor. Rüzgarlı havada denizin dalgasının sahile vuruşu ve ağaçların tepelerindeki sallantı düşünceli kadını huzursuz ediyor gibi. Doğanın yansıtılışı, ışığın etkisi ve kadının duruşu melankolik, ümitsiz ve mistik bir izlenim bırakıyor. Ressam doğa içinde düşünceli, dalgın kadın figürüne sonraki yıllardaki çalışmalarında da yer verir.
 |
| Deniz Kenarında Villa, 1865, tuval üzerine yağlıboya, 160 x 110 cm, Winterthur Sanat Müzesi, İsviçre |
Çoğunlukla dış mekanda tasvir edilen mitolojik konulu resimlerden 1866 tarihli Nymphalar'ın Banyosu'nda kır tanrıçaları bir ağacın önünde dereye girerken görülür. Zeus’un kızları olan Nymphalar doğada bulundukları yere göre adlandırılırlar. Bu resim doğanın gerçekçi ve doğal aktarımıyla aydınlık, sıcak, canlı ve göze hoş gelen bir çalışmadır...
 |
| Nymphaların Banyosu, 1863-65, tuval üzerine yağlıboya, Oskar Reinhart Foundation, Winterthur |
Böcklin’in diğer sembolist sanatçılar gibi öteki dünyaya ve gizli olana duyduğu
ilgi kendisini ölümle tasvir etmesinden anlaşılabilir.
Keman Çalan Ölümle Kendi Portresi'nde
bir elinde palet diğer elinde fırça tutarken ölümün soluğunu ensesinde
hisseder. Arkasındaki iskelet tekinsiz ve ürkütücüdür. Koyu renkler,
arka planın belirsizliği ve kurukafa kasveti ve ölümün getirdiği soğuk
ürpertiyi güçlendiriyor. Ressam dünyaya gelen onbir çocuğundan beşinin
bebeklik döneminde koleradan yaşamını kaybetmesine tanık olduğu için
ölüm onda takıntılı hale gelmiştir.
Mitolojik bir sahnenin yer aldığı
Kentaurların Dövüşü,
Yunan vazo resimlerindekine ve tapınak metoplarındakine benzeyen bir
düzenleme içindedir. Yunan sanatında tasvirlerine rastlanan bu
yaratıkların belden aşağısı at belden yukarısı insan vücuduna sahiptir.
Mitolojide
Kentaurların kaba saba, kavgacı özelliklerinden ve çeşitli
efsanelerinden söz edilir. Böcklin, bulutlara yakın yüksek bir yerdeki
anıtsal gövdeli kentaurların şiddete yönelik tutumlarını gerilimli vücut
hareketleriyle ve dehşetli yüz ifadeleriyle etkileyici bir biçimde
yansıtmıştır.
 |
| Kentaurların Dövüşü, 1873, tuval üzerine yağlıboya, 105 x 195 cm, Berlin Sanat Müzesi |
İdil - Pan Sütunlar Yanında- adlı
resminde
çiçekler ve yapraklarla çevrili sütunlar arasında keçi ayaklı,
boynuzlu çobanların tanrısı Pan elinde kavalıyla gösterilmiştir.
İnsanları gürültüsüyle korkutmayı seven, kırlarda ve ormanlarda gezinip
nymphaların peşinde koşan doğa tanrısı buradaki tasvirinde Akropolis
eteğinde, su kenarındaki tapınağında tek başına, sanatçı kimliği
belirgin ve sakin bir görünümdedir.
 |
| İdil-Pan Sütunların Yanında, 1875, tuval üzerine yağlıboya, 62.5 x 50 cm, Münih Yeni Pinokothek Müzesi |
Floransa’da yaşadığı yıllardaki
çalışması olan İki Satir’in İzlediği Artemis'de
yine anıtsal figürler dikkat çekiyor. Kompozisyon’da şehvetli iki
satirin istekle baktığı bakire ve avcı tanrıça Artemis yeşil yosunlu bir
kayalık üzerinde uyurken resmedilmiştir. Satirlerle kompozisyonun
solundaki kayalık alan simetriktir ve dengeli bir dikeyliktedir. Koyu
renkli satirler ve kayalık, bulutlu gökyüzüyle uyuyan tanrıçanın
beyazlığı karşısında kontras oluşturur. Artemis açık renk ve şeffaf
elbisesiyle koyu fon üzerinde ışıldar ve gözleri üzerine çeker.
Böcklin’in fantastiğe, şiire olan ilgisi ve estetik hassasiyeti bu
resimle bir kez daha kendini gösterir.
 |
| İki Satirin Seyrettiği Uyuyan Artemis, 1877, ahşap üzerine tempera, 77 x 105 cm, Düsseldorf Sanat Müzesi |
Bir tablonun seyirciyi şiir gibi düşündürmesi, müzik gibi izlenim bırakması
ve bir şey anlatması gerektiğini savunan Böcklin resimlerinde
mitolojinin ve gerçeğin görünmeyen yüzünün bir araya geldiği ideal bir
dünyayı gösterir. Onun en önemli çalışmalarından biri olan 1880 tarihli
Ölüler Adası’nda
öteki dünyaya yönelik bir tasvir vardır. Yeraltı ülkesinde ölülere
Akheron ırmağını geçiren sandalcı Kharon’un ölüleri taşıdığı kayığıyla
yanaştığı, yüksek kayalıklı, hüzünlü, servili bir başka dünyanın adası
görülüyor. Burası yalnızlık ve umutsuzluk adasıdır.
 |
| Arnold Böcklin, Ölüler Adası, 1880, tuval üzerine yağlıboya, 111 x 155 cm, Basel Sanat Müzesi |
Efsaneye göre
ölülerin mekanına giderken ruhların ırmağı geçebilmeleri için ağızlarına
birer metelik konurdu. Etrüsk mezarlarındaki tasvirlerinde ölen insanı
yeraltı ülkesine alan bir cin olarak gösterilen Kharon toprağa
gömülmeyen ve para vermeyen ruhları kovar, Hades bataklığını geçmelerine
izin vermezdi. Hermesin kılavuzluğunda yeraltına inen ve Kharon’la
konuşan ölüler ölümden sonra her şeyin boş olduğunun farkına
varırlardı. Kharon’un ölüleri taşıdığı kayık bilinmezliklerin ve gizli
olanın hakim olduğu adanın girişindedir. Kayıkta ayakta duran, uzun
beyaz bir figürle oturan ve kürek çeken başka bir figür daha yer alır.
Yukarı doğru yükselen sık servi ağaçları aşılamaz gibidir. Puslu,
karanlık ve ışığın sızmadığı bir yere doğru gidilir. Bu uzun kavakların
olduğu yer ölüler ülkesi tanrısı Hades’in karısı Persephone’nin
korusudur. Gökyüzü bol sisli ve bulutlarla örtülüdür, güneş görülmez.
Hades’in yönettiği bu ülke insanlar ve tanrılar tarafından nefret edilen
bir yerdir.
 |
| Ölüler Adası, 3. versiyon, 1880, panel üzerine yağlıboya, 80 x150 cm, Eski Ulusal Galeri, Berlin |
Karanlık resmin hüzünlü görünümü insanın trajik sonunu
vurgular. İç karartıcı ve şüpheli bir mekana giriş simgelenmiştir.
Böcklin ‘sakin bir yer’ olarak tanımladığı ve beş ayrı versiyonunu
yaptığı resimdeki adayı bir İtalyan adasından örnek almıştır. 6 versiyonu olan ‘Ölüler
Adası’ Romantik bestecilere ve 20. yüzyıl sanatçılarına da esin kaynağı
olmuştur. Ferdinand Keller’in bu çalışmadan etkilenip yaptığı
Böcklin’in Gömütü’nde (1901) melankolik sisli bir hava ve kara servilerle sarılmış gizemli bir kapı vardır.
 |
| Ölüler Adası (5.versiyon, 1886), Panel üzeri yağlıboya, 80,7 x 150 cm, Güzel Sanatlar Müzesi, Leipzig |
Mitolojik konulu ve melankolinin belirgin olduğu resimlerden biri de
Odysseus ve Kalypso’dur. Odysseus
Homeros destanlarında serüvenleri anlatılan, Troya savaşına katılmış
Yunanlı kahramandır. Savaş bittikten sonra yurduna dönüş yolunda pek çok
macera yaşamış ve 10 yıl denizlere mahkum olmuştur. Zeus’un
kasırgasında Odysseus’un arkadaşları boğulur. Kendisi dokuz gün denizde
kaldıktan sonra tek başına yaşayan Kalypso’nun adasına çıkar. Gizemli
Tanrıça onu adasında yedi yıl zorla tutar ve kocası olmasını ister. Oysa
Odysseus’un tek amacı bir an önce yurduna dönmek ve karısı Penelope’ye
kavuşmaktır. Efsaneye göre sekizinci yıl yine gözü yaşlı bir şekilde
denize bakarken tanrılar ona acır ve Kalypso’dan Odysseus’u serbest
bırakmasını talep ederler. Tanrıça istemese de bir sal yapıp melankolik
kahramanı adasından uğurlamak zorunda kalır. Resimde Kalypso, elinde
altın mekik tutar ve oyuk bir mağara önündeki bir kaya üzerinde yarı
çıplak oturur. Başı biraz ilerideki kayalıklar üzerinde duran Odysseus’a
dönüktür. Mutsuz ve özlem dolu Odysseus’a umutsuzca bakar. Onun
kendisine ilgi göstermediğinin ve üzüntüyle kendini yiyip bitirdiğinin
farkındadır. Sonsuz keder içindeki Odysseus başını öne eğmiş ve
tanrıçaya sırtını dönmüştür. Sanatçı onun acısını koyu renkli giysisi
ile vurgular. Daha sonra kahramanın duruşundan etkilenen
Giorgio de Chirico bu
sahneyi çağrıştıran resimler yapar.
 |
| Odysseus ve Kalypso, 1882, tuval üzerine yağlıboya, 104 x 150 cm, Basel Sanat Müzesi |
Böcklin’in Floransa’da yaşadığı
1874-1885 yılları arasında sanat çalışmaları açısından en aktif
döneminde yaptığı Dalgalarla Oynaşma’da
bu kez hüzünlü değil de neşeli, eğlenceli bir ortam vardır. Deniz
yaratıkları ve su perilerinin dalgalarla oynaşarak keyifli vakit
geçirdikleri görülüyor. Çıplak su perileri yüzerken ve suya dalıyorken
belden yukarısı insan belden aşağısı balık olan tritonlarda onların
etrafında bulunuyorlar.
 |
| Dalgalarla Oynaşma, 1883, tuval üzerine yağlıboya, 180 x 238 cm, Münih Yeni Pinakothek |
1871 tarihli
Melankoli adlı eseri, sanatçının henüz 16 yaşındaki kızı Clara Böcklin’in bir portresidir. Sanatsever Rudolf Sarasin-Thiersch'in mirasçıları tarafından müzeye bağışlanan bu samimi yapıt, ressamın sonraki yıllarda üreteceği büyük alegorik kompozisyonlardan farklı olarak odağına tamamen figürün psikolojik durumunu alır; koyu renk saçlı genç kızın gözlerini belirsiz bir noktaya dikerek daldığı derin hüzün ve içe dönüş hali, Böcklin’in ailevi kayıplarla şekillenen kişisel kederini ve sembolist üslubunun erken dönem ayak izlerini yansıtır.
1885-1892 yılları arasında çoğunlukla İsviçre’de yaşayan Böcklin’in 1885 ve 1886 tarihli birine Melankoli diğerine de Sonbahar Düşünceleri adını verdiği iki tabloda kadın figürleriyle melankolik durumun anlatımına tanık oluyoruz.
 |
| Melankoli, 1885, ahşap üzerine yağlıboya, 142 x 100 cm, Basel Güzel SAnatlar Müzesi |
İlk resimde
Albrecht Dürer’in
Melankoli
resminin etkisi göze çarpar. Otururken görülen siyah giysili kadın
elindeki aynaya bakarken, Sonbahar Düşünceleri’ndeki ayakta duran kadın
dere kenarında sudaki yansımasını izler. Her iki figürün de yalnızlığı,
dalgın oluşları, başlarının öne eğikliği, koyu tonlar ve düşen yapraklar
melankoliyi belirginleştirir.
 |
| Arnold Böcklin, Sonbahar Düşünceleri, 1886, panel üzerine yağlıboya, Zürih Sanat Müzesi |
Bu resimlerin hüzünlü görünümünün aksine
Bahara Övgü canlı renklerle oluşturulmuş aydınlık bir çalışmadır. Çiçekli bir zemin üzerinde ayakta çeşitli duruşlar içindeki yarı çıplak Kharitler’in -üç güzeller- yukarısında uçuşan neşeli çocuk eroslar yer alır. Göze hoş geleni simgeleyen, yaratıcılık ve sanatı esinleyen üç güzeller ışıltı saçıyorlar. Birbirleriyle şakalaşan çocukların kanatları ve saçları değişik renklerle boyanmış. Doğadan ve figürlerden yansıyan neşe ve sevinç tüm resme yayılmış.
 |
| Bahara Övgü -Üç Güzeller-, 1888, ahşap panel üzerine temperea ve yağlıboya, 125 cm × 97 cm, Leipzig Güzel Sanatlar Müzesi |
Geç dönem çalışmalarında genellikle dini temalar yanısıra savaşla ilgili kabuslar ve ölüm gibi karanlık konulara da yer veren Böcklin 1892 yılında tekrar İtalya’ya döner. Veba ve Savaş bu döneminin önemli resimleridir. Sanatçı Fiesole’de bir villa alır ve 1901 yılında orada hayata veda eder.
NALAN YILMAZ, 27 Temmuz 2007, Arnold Böcklin, Lebriz Sanal Dergi._______________________________________
*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir.
Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar '
Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.

_______________________________________