Hudson nehri yakınlarındaki küçük bir tatil kasabası olan Nyack’ta doğan Amerikalı sanatçı Edward Hopper (1882–1967) New York’ta hayatını sürdürür. Yaz aylarını ressam eşi Josephine Nivision ile birlikte Cape Cod yakınlarındaki deniz kıyısındaki evinde geçirir. En büyük tutkusu gün ışığıdır. Işığın etkileri üzerine yoğunlaşır. Paris’te genç bir sanat öğrencisiyken başlayan bu ilgi tüm kariyeri boyunca devam eder. Sıradan olan şeylerdeki farklı ve garip yönleri arayan Hopper Avrupa seyahatlerinde eğitimlere, sanatsal etkinliklere katılır ama herhangi bir akımdan etkilenmez. Sanatı tutarlı, kendine yeten ve bağımsızdır.
![]() |
| Edward Hopper, Demiryolu Günbatımı, 1929 |
İlk yıllarında suluboya resim, gravürler,
hayatını kazanmak için ise isteksizce reklam tasarımları yapar. Suluboyalarında
köy ve küçük kasaba görünümleri yer alır. Gravürlerinde çoğunlukla çevresinden
soyutlanmış figürler, boş caddeler, ışık-gölge karşıtlığı ve mimari üzerine
düşen güneş ışığı oyunları ön plandadır. New England’daki binalara sıkça yer
verse de doğaya uzak değildir. New York’ta yaşayan Amerikalı modern
sanatçıların tercih ettiği sanatsal motifler: kalabalık caddeler, gökdelenler,
endüstriyel makineler ve Jazz müziği vb. konulardır. Hopper ise şehir hayatının
gürültüsünü ve kargaşasını yansıtmaktan kaçınır. İnsansız ya da tek tük insanın
olduğu sokakları, müşterisiz mağazaları, restoranları New York’un göğe yükselen
binalarının aksine manzara geleneğine bağlı olarak yatay biçimde resmeder.
![]() |
| Edward Hopper, Yukarı Yol, 1931 |
Modern hayatın çeşitli ortamlardaki tekdüzeliği,
anlamsızlığı yanı sıra güzellikler de resmine girer. Kompozisyonlarında
dikkatli yerleştirilen figürler birbirlerinden kopuktur. Bu kurgu kentte
yaşayan, gündelik hayatlarındaki sosyal insanların yalnızlığını ortaya koyar.
Sanatçı bunu “büyük kentin yalnızlığı” olarak tanımlar. Resimlerinde rahatsız
edici bir boşluk, huzur kaçırıcı durgunluk, ezici bir sessizlik, yabancılaşma,
figürler arasındaki mesafe ve soğukluk, tek başınalıktan ve boş zamandan dolayı
can sıkıntısı 1930’ların Amerika’sındaki Büyük Ekonomik Bunalım’ın sebep olduğu
umutsuzluğun da görselleşmesi olarak değerlendirilebilir.
Okyanus kıyısındaki stüdyosunu gösteren 1951
tarihli ‘Deniz Tarafındaki Odalar’ın ışıklı ve aydınlık ama hüzünlü bir yanı
var. Sınırlı bir renk paletine sahip resimde duvarlar beyaz ve gri tonlarda,
zemin düz renk blokları halinde sarı ve yeşil, mobilyalar kırmızımsı kahverengi.
Kapıdan ve diğer odanın penceresinden giren gün ışığı içeriye ferahlık ve
tazelik getiriyor. Odaların sadeliği ve boşluğu hemen göze çarpar. Açık kapıdan
dışarıdaki dalgalı, beyaz köpüklü denizi ve gökyüzünü görüyoruz. Rüzgarlı bir
havayı vurgulayan denizin dalgasının iç mekanla çelişkisi tedirginliğe yol
açıyor. İnsan figürü yok belki ama yaşanılan bir mekan olduğu belli. Modern
insan ve doğa arasındaki gerginlik 19. yüzyıldan Romantik Alman ressam Casper David Friedrich’in ‘Deniz Kıyısında Keşiş’ adlı çalışmasında belirgindir. Keşiş
doğa güçlerinin ortasındaki insan varlığının önemsizliğini anımsatmak ve
peyzajın ruhsal boyutunu sezdirmek için oradadır. Denizin rengi, gökyüzünün
eziciliği, insanın bu durum karşısındaki çaresizliği melankolikliği güçlendirir.
Hopper’ın çalışmasında stüdyonun arka kapıdan
dışarıya açılan görünümünde ışık, renk, form etkileşimleri, geometri,
perspektif, sakinlik, gölgeler ve boş alanlar Giorgio de Chirico'nun ıssız
meydanlarıyla, sessiz nesneleriyle ve zamansızlıkla ifade bulan metafizik ve
gizemli anlatımına yakındır. Az nesne kullanımı ve
tenhalık melankoliyi çağrıştırır. Kapı sanki doğrudan denize açılıyor;
önünde merdiven olmaması tuhaf. Bu yağlıboya tablosu; güçlü ışık-gölge
karşıtlığıyla; mutlaka dışa açılan bir pencere ve kapı bulunan, tek veya birkaç figürlü yalın ve net diğer iç mekan sahneleri kadar etkileyicidir.
Resimlerine 'Yalnız Ev', ‘Otel Penceresi’, 'Boş
Odada Güneş', ‘Sabah Güneşi’, ‘Güneşte İnsanlar’, ‘Gece Kuşları’ gibi isimler
koyan; otel odalarını, benzin istasyonlarını, restoranları, tiyatroları,
demiryollarını, bekleme salonlarını, ofisleri, sokakları, donmuş kent
görünümlerini, geceyi, parlak floresan ışıklarını ve lambaları, deniz ve kırsal
manzaraları konu olarak seçen gerçekçi sanatçı; melankoli, yalnızlık ve
dinginlik (her ne kadar kendisi bu yorumları abartılı bulsa da) kavramlarıyla
birlikte anılıyor. Amerikan manzara resminde önemli bir isim olarak kabul
edilen Hopper “sadece kendisinin resmini yaptığını” dile getirir. Amerikan
sanatında etkilerini edebiyat, sinema, müzik, resim gibi alanlarda görmek
mümkündür.
“Büyük sanat; sanatçının kişisel dünya görüşü sonucu oluşan iç dünyasının açığa vurulmasıdır." Edward Hopper
![]() |
| Edward Hopper, Deniz Tarafındaki Odalar, 1951 |
| Edward Hopper, Automat, 1927 |
“Büyük sanat; sanatçının kişisel dünya görüşü sonucu oluşan iç dünyasının açığa vurulmasıdır." Edward Hopper
_______________________________________
*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________
Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.




0 comments :
Yorum Gönder