18 Temmuz 2026 Cumartesi

Hiçlikte Yankılar -21- Dadaist Rastlantısallık ve Algoritmik Havuz

20. yüzyılın başında, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı kitlesel yıkımın ortasında rasyonalitenin ve yerleşik dil sistemlerinin bütünüyle iflas ettiğini ilan eden Dadaistler, anlamı parçalamak adına daha önce denenmemiş avangart yöntemler seçer. Tristan Tzara, bir gazete metnini makasla kesip kelimeleri fiziksel bir şapkanın içine atarak ilk rastlantısal şiirlerini türettiğinde, aslında bugünün dijital üretim mantığına yön veren ilk felsefi yaklaşımı sunar. Günümüzde yapay zekâ, Tzara’nın mütevazı şapkasını milyarlarca piksellik, kelimelik ve kod satırlık kocaman bir algoritmik veri havuzuna dönüştürür. Ancak bu iki üretim tarzı arasındaki yöntemsel ve biçimsel benzerlik, arkalarında yatan derin felsefi ayrımı ve  tezatlığı daha da netleştirir.

Tristan Tzara, Kolaj Şiir, 1920
Dadaistlerin nesnel şapkası ile yapay zekanın soyut veri havuzu, sanatçının klasik anlamdaki mutlak yaratıcı otoritesini ve tanrısal iradesini devre dışı bırakma noktasında ortak bir kavramsal zeminde buluşur. Kurt Schwitters’ın dilin yapı taşlarını yerinden oynatarak, anlamsız seslerden ve harf kombinasyonlarından inşa ettiği ünlü Ursonate şiiri, insan iradesini ve yerleşik semantiği geriye çekme arzusunun somut bir örneğidir. Schwitters, dili rasyonel bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp mekanik bir ritme teslim ederken, bugünün büyük dil modellerinin anlamsal bağlamdan kopuk, sadece istatistiksel ardışıklıklara dayanan metin türetme pratiklerinin öncülüğünü yapar. Benzer şekilde, günümüz algoritmaları da önüne serilen dijital hafızadan pikseller seçerek görsel kolajlar kurgular. Bir yapay zekâ modelinin veri tabanındaki binlerce manzara resmini tarayıp, perspektif kurallarını tamamen bozarak parçalı ve yepyeni bir imge sunması, Dadaistlerin kes-yapıştır (photomontage) tekniğini doğrudan akla getirir. Mekanikleşen üretim süreçleri, iki tarafta da yerleşik estetik beklentileri ve tanıdık algı kalıplarını sarsan absürt sonuçlar açığa çıkarır.

Kurt Schwitters & El Lissitzky MERZ №11,1924 / Kurt Schwitters - Man Soll Nicht Asen Mit Phrasen - 1930
Hannah Höch ve Raoul Hausmann gibi öncü Dadaistlerin, dönemin siyasi figürlerini, endüstriyel makinelerini ve gazete manşetlerini kesip yan yana getirerek oluşturdukları fotomontajlar, parçalama ve yeniden birleştirme estetiğine dayanır. Bugün yapay zekanın görsel üretimde kullandığı difüzyon (dağıtma ve yeniden kurma) modelleri de temelde bu mantıkla çalışır; mevcut pikselleri yapay bir gürültü havuzunda eritir, dağıtır ve ardından istatistiksel tahminlerle yepyeni bir biçim olarak yeniden bir araya getirir. Ancak ayrışma, tam olarak bu rastlantısallığın niyetinde ve özünde başlar. Dadaistlerin anlamsızlığı seçmesi, rasyonel dünyaya, savaşa ve burjuva estetiğine duyulan derin bir entelektüel öfkeden, politik bir başkaldırıdan beslenir. Hannah Höch’ün kolajlarındaki uyumsuz ve sarsıcı her kesik, bilinçli bir sistem eleştirisidir; anlamsızlığın kendisi burada çok güçlü bir politik manifestodur. Yapay zekanın havuzundan çıkanlar ise herhangi bir politik tavır, ideolojik dert, acı ya da coşku barındırmaz; o yalnızca soğuk matematiksel olasılıkların, ağırlık merkezlerinin ve kod dizilimlerinin bir sonucudur. Dadaist sanatçı özgürleşmek adına kuralsızlığı ve kaosu kullanırken, yapay zekâ ne kadar aykırı, sürreal ya da absürt görünürse görünsün, temelde kendisini sınırlayan kodlara ve veri setlerinin görünmez duvarlarına bağımlıdır.

Marcel Duchamp, Bekarlar Tarafından Soyulan Gelin, 1915-1923
Flâneuse, coğrafi mekânın taş dokusu ile siber-uzamın esnek yapıları arasındaki tekinsiz sınır hattında yürür. O, bir şehrin analog sokaklarında adımlarken, eski ahşap evlerin cephelerine, tarihsel vitrinlerin geometrisine bakar; ancak aynı anda o mekânların dijital haritalardaki yansımalarını, veri akışlarını ve siber arayüzlerini de duyumsar. Flâneuse için sokak, taş ile pikselin, geçmişin öncü hafızası ile geleceğin kodlarının iç içe geçtiği hibrit bir alandır. Fiziksel sokaklardaki tesadüfi karşılaşmalar ile algoritmik havuzun nedensizliği arasında mekik dokur.

 Flâneuse, Dadaizm ve Algoritma
Bu yürüyüş esnasında Flâneuse, yapay zeka üretimin atıklarını, yani sistem tarafından "başarısız" veya "kusurlu" olarak etiketlenip sunucuların kuytularında unutulmaya terk edilmiş veri gölgelerini, hatalı piksel bozulmalarını (glitch) titizlikle belgeler. Ana akım teknoloji ve endüstri bunları temizlenmesi, gizlenmesi gereken birer işlevsel kusur olarak görürken; Flâneuse, bu dijital kalıntıları Marcel Duchamp’ın seri üretim fabrikasyon bir nesneyi ters çevirip sergileyerek başlattığı hazır-nesne (readymade) felsefesiyle yeniden anlamlandırır. Kentin yaşam dolu sokaklarındaki eski bir kaldırım taşı neyse, siber-sokaklardaki bu algoritmik hata kodları da odur. Onları tüketim ve optimizasyon döngüsünden çıkarıp sanatsal birer nesne olarak konumlandırır. Sanat, verinin kusursuz, pürüzsüz ve steril geometrisinde değil; tam da bu iki gürültü arasındaki belirsiz boşlukta, algoritmanın formüle edemediği, sistemin kutulayamadığı insani hata payında kendi özgün sesini bulur.

Not: Bu yazı, 20. yüzyılın başındaki avangart başkaldırının yıkıcı estetiği ile günümüzün dijital üretim pratiklerini Dadaist rastlantısallık ve algoritmik havuzlar üzerinden çarpıştıran kolektif bir dijital hafıza sorgulamasıdır.

_______________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

0 comments :

Yorum Gönder