9 Mayıs 2009 Cumartesi

Yeterse Yeter Artık

Van Gogh ile ilgili 2001 yılında yazdığım yazının tamamının o kadar çok sitede, forumda kaynak gösterilmeden paylaşıldığını gördüm ki. Yazıyı paylaşan kendisininmiş gibi sahipleniyor. Sadece bu yazı değil. Kütüphanelere giderek emek, zaman ve para harcayıp yaptığım araştırmaları internet ortamına aktarmak hata mı? Bu bilgileri paylaşmak istedim ama bazı insanlar bunu hak etmiyorlar. Nasıl bir zihniyet içinde olduklarını anlayamıyorum. Kendi düşünceleri dışında hoşlarına giden yazıları da forumlarda paylaşan pek çok kişi var bunu anlarım ama yazının orijinaline bağlantı verilirse.


6 Mayıs 2009 Çarşamba

Süprematizm ve Malevich'in Nesnesiz Dünyası

Ressamın ve heykeltıraşın doğadaki herhangi bir şeyi birebir aktarması fotoğrafın bulunmasıyla son bulur. Ressamlar akademik eğitimin gereksizliğini fark ederler. 19. yüzyılın ortalarından itibaren art arda görülen Romantizm, Sembolizm, Empresyonizm, Post-Empresyonizm, 20. yüzyıl başlarındaki Ekspresyonizm, Kübizm, Dadaizm vb. gibi akımlarla sanat artık eskisi gibi görünenlerin tasviri olmaktan çıkar. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, hareketlilik, hız, zaman ve mesafe kavrayışı sonucu sanatçının da görevi değişir. Fotoğrafın doğadaki nesneleri belgelemesiyle sanatçılar da fotoğrafın yapamayacağı yeni arayışlar içine girerler. Endüstriyel ortamda iç dünyalarına yönelerek önce biçimi geri planda bırakıp renklerle kendi psikolojilerini daha sonra da nesneyi parçalayıp çeşitli açılardan görünüşlerini verirler. Parçalar birbirinden uzaklaşırken hacimsellik niteliği dağılır, tanınabilirliği kalmaz ve yeni resim öğeleri ile sanata da yenilik gelir. Dış dünya ile resim arasında bir ilişki kurulur. Endüstri ürünleri tuval üzerinde kolaj tekniğiyle geometrik düzenlemeler içinde kullanılırken gerçekteki fonksiyonunu yitirir. Nesne hem boyanır hem de yapıştırılarak kendi görüntüsünün yerini alır. Sanatçılar nesnelerin görünüşlerinin ötesinde enerjilerinin, hızlarının, kuvvetlerinin ve etkilerinin de olduğunu ama görüntü biçimlerinin bunları yansıtamadığını düşünürler.
 
Kazimir Malevich, Çiçeklenmiş Bahar Bahçesi, 1904

3 Mayıs 2009 Pazar

Düşlerle Karışan Mitolojik Düşünce Parçaları 2

Bağlamış sandalları ayaklarına, uçabilsin diye hızla. Ulaştırabilmek için haberleri sona erdirecek dertleri. Değnek, Hades'in görünmez başlığı ve zehirli oklar yanındayken kimse çıkamaz karşısına şakacı Hermes'in. Hisseder ölümlüler tanrısallığı gök gözlü Athena yalvarınca babasına. Yumuşar yüreği Zeus'un acı çeken ölümlülere. Hermes görünür düşlerde bir ölümlüye haber iletmek için.

Jean Alaux,  Hermes Pandora'yı Taşıyor
Hermes Pandora'yı Taşıyor

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Düşlerle Karışan Mitolojik Düşünce Parçaları -1

Ne güzeldir yaşamak Beethoven'in dokuzuncu senfonisinde. Ne güzeldir Rimbaud'nun Nietzsche'nin dizelerinde. Ne güzeldir ruh hallerini yansıtan satırlarda. Ne coşkuludur Van Gogh'un renklerinde, Dionysos'un şenliklerinde. Ne güzeldir Miro'nun, Friedrich'in, Klee'nin, Chirico'nun düşselliginde. Ne güzeldir yaşamak içine çeken Oneiros'ta.

Felsefe okullarında tartışılan gerçek. Yaşam ve anlamı. Bağlanınca körü körüne eskiye ve yeniye. Geçmiş ve gelecek arasında dönüp durmak çemberin içinde ya da saf dışı bırakıp aklı -Nietzsche gibi- içgüdülerle yaşamak sadece.

John William Waterhouse-Penelope ve Talipleri (1912)
Penelope
Penelope'nin gündüz örüp gece söktüğü bir türlü tamamlanamayan dokuması gibi bahaneler uydurmak istenmeyenlere. Kurduğu, yarattığı kapalı evreninde önce kendini kandırır mazeretler üreten. Gün gelir ne kendisi ne de başkaları yutmaz olur tüm bunları. Yüzleşmek gerekir korkularla dışsal bir değişim etkisini göstermeden...

30 Nisan 2009 Perşembe

Fragmanlar 2 - Hayatın Gizleri

Bazen sözcükler nesneleri yansıtmakta yetersiz kalır. O zaman başka ifadelere başvurulabilir. Belki renklere ve ezgilere.

Sevgi bir karıncayı incitmemekse hangi insan bunu başarmıştır? Karıncayı incitmeden ama kendini de.

Şeylere başka gözlerle ve farkındalıkla bakıldığında, yepyeni ve keşfedilmemiş gibi görünürler.

Hayat kendiyle ilgili gizlerin açığa çıkarılmasını bekliyor ve zaman zaman çok kolay bir şekilde bunu sunuyor. Ancak her insan aynı şekilde ve çıplaklığıyla onu görüp alamıyor.

Her zaman kaybetmiş ve kaybolmuş olarak ömrünü geçirdiğini duyumsayan ruhlar vardır. Kendini çaresiz hisseden, tutundukları bir şey olmayan, derin bir melankoli içindeki bu ruhlar amaçsızca ve sessizce kozmosta varoluşlarını sürdürürler...