6 Mayıs 2009 Çarşamba

Suprematizm ve Malevich

Ressamın ve heykeltıraşın doğadaki herhangi bir şeyi birebir aktarması fotoğrafın bulunmasıyla son bulur. Ressamlar akademik eğitimin gereksizliğini fark ederler. 19. yüzyılın ortalarından itibaren art arda görülen Romantizm, Sembolizm, Empresyonizm, Post-Empresyonizm, 20. yüzyıl başlarındaki Ekspresyonizm, Kübizm, Dadaizm vb. gibi akımlarla sanat artık eskisi gibi görünenlerin tasviri olmaktan çıkar. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, hareketlilik, hız, zaman ve mesafe kavrayışı sonucu sanatçının da görevi değişir. Fotoğrafın doğadaki nesneleri belgelemesiyle sanatçılar da fotoğrafın yapamayacağı yeni arayışlar içine girerler. Endüstriyel ortamda iç dünyalarına yönelerek önce biçimi geri planda bırakıp renklerle kendi psikolojilerini daha sonra da nesneyi parçalayıp çeşitli açılardan görünüşlerini verirler. Parçalar birbirinden uzaklaşırken hacimsellik niteliği dağılır, tanınabilirliği kalmaz ve yeni resim öğeleri ile sanata da yenilik gelir. Dış dünya ile resim arasında bir ilişki kurulur. Endüstri ürünleri tuval üzerinde kolaj tekniğiyle geometrik düzenlemeler içinde kullanılırken gerçekteki fonksiyonunu yitirir. Nesne hem boyanır hem de yapıştırılarak kendi görüntüsünün yerini alır. Sanatçılar nesnelerin görünüşlerinin ötesinde enerjilerinin, hızlarının, kuvvetlerinin ve etkilerinin de olduğunu ama görüntü biçimlerinin bunları yansıtamadığını düşünürler.

3 Mayıs 2009 Pazar

Düşlerle Karışan Mitolojik Düşünce Parçaları 2

Bağlamış sandalları ayaklarına, uçabilsin diye hızla. Ulaştırabilmek için haberleri sona erdirecek dertleri. Değnek, Hades'in görünmez başlığı ve zehirli oklar yanındayken kimse çıkamaz karşısına şakacı Hermes'in. Hisseder ölümlüler tanrısallığı gök gözlü Athena yalvarınca babasına. Yumuşar yüreği Zeus'un acı çeken ölümlülere. Hermes görünür düşlerde bir ölümlüye haber iletmek için.

Çoktan sona erince akşam, parmakların arasına alınan ay yükselince en tepede, Hypnos sarar tüm şehri görkemiyle, karşı konulmaz, erişilmez gücüyle. Bitince karanlıklar, kraliçenin enerjisi, geçecek hırçınlık sakinliğin yerine. Titreyecek eller, boş bakacak gözler koşmak isteyecek yine uykuya ayaklar.

Uyutur büyüleyerek Hypnos gün doğana dek. Çalana kadar kapıyı tatlı neşeler. Uyandırır yeşil yapraklı dallar hışırtıyla cama dayanarak, Helios en tepedeyken. Kucak açar güzel günler, tasasız gülüşler, coşkulu, sevinçli. Masumiyet el ele mutlu düşlerle. Kuş açar kanatlarını derinliğine göklerin. Gökler yol verir gülerek sevimli gidişine.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Düşlerle Karışan Mitolojik Düşünce Parçaları 1

Ne güzeldir yaşamak Beethoven'in dokuzuncu senfonisinde. Ne güzeldir Rimbaud'nun Nietzsche'nin dizelerinde. Ne güzeldir ruh hallerini yansıtan satırlarda. Ne coşkuludur Van Gogh'un renklerinde, Dionysos'un şenliklerinde. Ne güzeldir Miro'nun, Friedrich'in, Klee'nin, Chirico'nun düşselliginde. Ne güzeldir yaşamak içine çeken Oneiros'ta.

Felsefe okullarında tartışılan gerçek. Yaşam ve anlamı. Bağlanınca körü körüne eskiye ve yeniye. Geçmiş ve gelecek arasında dönüp durmak çemberin içinde ya da safdışı birakıp aklı -Nietzsche gibi- içgüdülerle yaşamak sadece.

Penelope'nin gündüz örüp gece söktüğü bir türlü tamamlanamayan bezi gibi bahaneler uydurmak istenmeyenlere. Kurduğu, yarattığı kapalı evreninde önce kendini kandırır mazaretler üreten. Gün gelir ne kendisi ne de başkaları yutmaz olur tüm bunları. Yüzleşmek gerekir korkularla dışsal bir değişim etkisini göstermeden...

30 Nisan 2009 Perşembe

Fragmanlar 2 - Hayatın Gizleri

Bazen sözcükler nesneleri yansıtmakta yetersiz kalır. O zaman başka ifadelere başvurulabilir. Belki renklere ve ezgilere.

Sevgi bir karıncayı incitmemekse hangi insan bunu başarmıştır? Karıncayı incitmeden ama kendini de.

Şeylere başka gözlerle ve farkındalıkla bakıldığında, yepyeni ve keşfedilmemiş gibi görünürler.

Hayat kendiyle ilgili gizlerin açığa çıkarılmasını bekliyor ve zaman zaman çok kolay bir şekilde bunu sunuyor. Ancak her insan aynı şekilde ve çıplaklığıyla onu görüp alamıyor.

Her zaman kaybetmiş ve kaybolmuş olarak ömrünü geçirdiğini duyumsayan ruhlar vardır. Kendini çaresiz hisseden, tutundukları bir şey olmayan, derin bir melankoli içindeki bu ruhlar amaçsızca ve sessizce kozmosta varoluşlarını sürdürürler...

27 Nisan 2009 Pazartesi

Fragmanlar 1 - Bireysellik

Kitaplar bazı kişiler için büyük önem taşırlar. Sevilen kitaplardan birini bir süre başkasına verip ayrı kaldıktan sonra tekrar kavuşunca hissedilenleri tarif etmek güçtür. Bazı kitaplar barındırdıklarıyla insanı bulunulan ortamdan alıp, hiç gitmediği, bilmediği, hayalini bile kurmadığı dünyalara girmesini sağlar. Bu düşsel ortamlara dalma sanki bir boyut değiştirme, zaman kavramından sıyrılma, ölçüsüzce kahkaha, umutsuzluk, kendinden geçercesine ağlama, çevrede olup bitenlerden tamamıyla kopma gibi hisler içinde olmaya neden olabilir.

Bireysellik toplum içinde fazla itibarlı değildir. Oysa toplumları oluşturan bireylerdir. Fertlerde bireysellik bilinci oluşsaydı, toplum içinde de daha iyi standartlarda bir yaşam kalitesi olabilirdi. Herkes konuşurken aynı kalıplaşmış sözleri kullanmaz, davranışları ve olaylara tepkileri birbirinin aynı olmazdı. Birey olmanın bilinciyle kendi fikirleri olur ama bunları insanlara zorla kabul ettirmeye çalışmadan onlarla paylaşırdı. Bu çeşitliliği getirirdi. Çeşitliliğin, alternatif düşüncelerin ve yaşantıların ardından hoş görü gelirdi. Ancak kendini birey olarak göremeyenlerin ne kadar hoş görülü olabilecekleri tartışılır. Bireysellikten kastedilen toplumdışı olmak değildi -kişi bunu da tercih edebilir-. İnsanlar kendileri için bir şeyler yapsalar, kendilerini geliştirip tanımaya çalışsalar çevrelerindekilerle olan ilişkileri de daha iyi yürürdü. Kendinden başlayarak topluma yayılan zincirleme gelişmeler söz konusu olabilirdi...