Güneşin altında yürürken bile kendi serinliğini içinde taşıyan, gece olduğunda ise güneşin altın ışığını hayal edebilen bir Zaman Flaneuse'ü mitolojinin ve gerçeğin kesiştiği yerden bildiriyor:
Güneş Alerjisi mi, Yoksa Mitolojik Bir Uyanış mı?
Yazın en sıcak günlerinden birinde dünyaya gelmiş biri için ışığın ve güneşin dost olması beklenir. Oysa yıllar yıllar önce Didim’in göğe uzanan görkemli Apollon Tapınağı’nda beyaz mermerlerin göz kamaştıran parıltısı arasında yürürken, antik tanrının bana bir sürprizi vardı. Bu arkeolojik kalıntıların hayranlık uyandıran anıtsallığına aşina olmama rağmen yine gözlerimi alamıyordum. Apollon’un aşırı aydınlık dünyasına karşılık yılan saçlı Medusa keskin nazarlarıyla beni kendi tarafına çağırıyor gibiydi.
![]() |
| Didim Apollon Tapınağı ve Medusa |
Didim’in Mermerlerinden İstanbul’un Sarnıçlarına: Bir Alerjinin Arkeolojisi
Didim’deki Medusa* tapınağın çarpıcı bir parçasıdır; yapı inşa edildiğinde friz bloğunda yani yukarıdadır. Antik çağda Medusa'nın yüzü, kötülüğü uzaklaştırmak için kapılara, zırhlara ve tapınaklara yerleştirilen koruyucu bir tılsımdır. İstanbul’dakiler**; sarnıç yapıldığında bir sütunu ayakta tutmak için yerde ters çevrilmiş veya yan yatırılmıştır. Belki de Medusa, benim İstanbul'dan geldiğimin farkında olarak Yerebatan Sarnıcı’nın sularındaki hüznü hissetti. Dünyaya meydan okuyan kardeşlerinin yalnızlığını sezdi. Işık tanrısının tapınağında olduğu için bakışları beni taşa çeviremedi; ancak Apollon ile arama aşılmaz bir duvar örerek beni lanetledi. Sanki bana, 'Işığı ne kadar seversen sev, güneşe istediğin gibi çıkamayacaksın." derken aslında kendi kasvetli ve mistik dünyasına hapsetti.
Yerinden Edilmişlik ve Acı: İstanbul'daki Medusa’ların Didim’deki Yankısı
Didim’in Medusa’sı, ona dikkatle bakarken Yerebatan’ın loş sularında birer sütun kaidesine dönüştürülen kardeşlerinin öfkesini yüklenmiş olabilir miydi? Ben estetik bir hoşnutlukla yaklaşırken, o bir zamanlar parçası olduğu yerlerden koparılıp başka bir yerde sarnıca koyulmalarının acısını, cildimi yakan bir ok'a dönüştürdü. Ters çevrilmiş bir Gorgon'un intikamı, ancak bu kadar can yakıcı olabilirdi. Mitolojide bakışıyla her şeyi donduran bir gücün, etkisi yok olsun diye yan yatırılması, onun onuruna indirilmiş en büyük darbedir. Belki de güneş alerjim; onun beni taşa çeviremediği için ışığı bana karşı yönlendirerek canımı yaktığı bir savunma mekanizmasıdır. Biraz uçuk bir ihtimal mi? Olsun.
![]() |
| Yerebatan Sarnıcı'nda Medusa Başı |
Işık İnsanlarının Mirası: Tenimde Parıldayan Kadim Bir Sızı
Apollon ve Medusa arasındaki bu sessiz savaşın ortasında kalmışken, tapınağın bir köşesinde binlerce yıldır nöbet tutan bir Luvi aslanı tüm heybetiyle bizi izliyordu. Pençeleri Anadolu toprağına sıkıca kenetlenmiş bu hareketsiz tanık; ne Apollon’un oklarından ne de Medusa’nın lanetinden korkuyordu. O, Işık İnsanları'nın gerçek koruyucusu olarak oradaydı. Belki de aslanın duruşu, bana asıl gerçeği gösteriyordu: Işık da karanlık da bu toprağın birer parçasıdır ve bir flâneuse için asıl özgürlük, her ikisinin de ruhunu anlayabilmektir.
Hekate’nin Eşiğinde: Aydınlıktan Gizemin Derinliğine
Bu savaşta sadece Apollon’un yakıcı okları ve Medusa’nın delici ve küskün bakışları yoktu. Tapınağın loş köşelerinde, meşaleleriyle alacakaranlığı bekleyen Hekate’nin*** varlığını da hissettim. O, kavşakların tanrıçası olarak bana üçüncü bir yol sunuyordu. Hekate, akşam gökyüzünün görsel bir şölene dönüştüğü saatlerde dışarı çıkmamı, gerçeği o anların arasından bulmamı istiyordu. Bu alerji, aynı zamanda şifacı da olan Apollon'un bir cezası değil de, Hekate’nin beni kendi bilinmeyen dünyasına daveti mi simgeliyor?
Fark Edince Gidenler: Apollon ile Barışmak
En kısa zamanda Apollonla barışıp, olumsuz yanlarımdan arınmayı ve evrenin akışını kabul etmeyi diliyorum. Ne oluyorsa bir sebebi vardır. Yaşadığım bu kronik rahatsızlık sadece fark edilmeyi bekleyen bir deneyimdi. Ruhun kendi arkeolojisinde, her kızarıklık gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen birer eser gibidir. Cildimin bu reaksiyonu mitolojik ve sanatsal derinliğe inmem için Apollon tarafından gönderilmiş bir işaret olabilir. Işığı bir bilge gibi kucakladığımda Didim’in anıtsal mermerleri artık acı veren değil, üzerinde güvenle yürüyeceğim kadim bir yol olacaktır.
Tapınağın Sütunları Arasında İçsel Bir Denge
İçimdeki enerji Apollon’un tapınağına meydan okurken; ruhumun diğer yanı, yani Hekate, beni canımı yakan o parıltıdan çekip kendi serin ama ürperten gölgesine alıyor. Bu bir çatışma değil; günün tam ortasında bile içimdeki geceye sahip çıkma mücadelesi. Artık biliyorum ki hem güneşli günlerin, hem de ay ışığının elçisiyim. Ne sadece Apollon’un o göz kamaştıran dünyasındayım ne de Medusa’nın saklı tarafında. Ben, bu iki kutbun tam birleştiği o eşikteyim. Tıpkı sanatta olduğu gibi; ışık form kazandırırken, gölge derinlik katar. Biri olmadan diğeri anlamını yitirir.
Işıkla Gölgenin Kesişimi
En parlak günlerden birinde doğup, ruhumun serin yanını Ay’ın o dindirici gücüne teslim etmem ironik olmakla birlikte bir tesadüf olmasa gerek. Bu içsel denge sayesinde hem görünür olanın içindeki sırrı hem de sarnıçtaki terk edilmişliği anlayabiliyorum. Artık taraflardan birini seçmek yerine, tam buluşma noktasındayım. Didim’in sıcağında yerleşip kalan bu rahatsızlık, aslında iki zıt gücün bedenimde el sıkıştığı anı temsil ediyor. Apollon Dışarıya bakmamı isterken; ayın, gecenin, eşiklerin tanrıçası Hekate ve yeraltı dünyasından yılan saçlı Medusa kendi içimdeki benimsemediğim yanlarımla yüzleşmem gerektiğini hatırlatıyor.
Güneşle Bir Ateşkes: Didim’den Yerebatan’a Bir Selam
Belki arşivler bu başların hangi limandan İstanbul’a getirildiğini tam olarak yazmıyor; ama Didim'de cildimi yakan ile Yerebatan’ın serinliğinde karşılaştığım ifadenin aynı olduğunu biliyorum. Mekanlar değişse de Medusa aynı Medusa’dır. Apollon’un tapınağındaki duruşuyla İstanbul’un dehlizlerindeki sürgün kardeşler, aslında aynı hikayenin iki farklı yüzü. Güneş hassasiyetimi harekete geçiren bu mistik bağ, artık benim gerçekliğim.
Bu yazı, bir Ay Tutulması gününde, karanlık ışığı kapatırken yazıldı. Sanırım Jung'un dediği gibi bu bir eş zamanlılık. Fiziksel bir rahatsızlığın sebeplerini ararken bilim dışında mitolojik bir öyküye dönüştürerek gerçeğin sınırında gezinip an'da kayboluyor ve zamanı unutuyorum.
Notlar:
*Medusa aslında bir yer altı figürüdür. Onun evi mağaralar ve gizemdir. Apollon’un rasyonel, her şeyi apaçık ortaya döken mutlak ışığının ortasında, bir tapınak süsü olarak sergilenmek onun doğasına aykırıdır. Medusa Didim’de mutlu olmayabilir. İstanbul’un nemli ve kuytu sarnıcı -her ne kadar ters konulmuş olsa da— onun kederli doğasına Didim’in kavurucu sıcağından daha uygundur.
**Didim Apollon Tapınağı, antik dünyada Medusa figürlerinin en ikonik ve en büyük ölçekli işlendiği yerlerden biridir. Sarnıçtaki başların üslubu, o dönemdeki Didim ekolü veya o bölgedeki taş işçiliğiyle çok büyük benzerlikler gösterir. Hatta bazı sanat tarihçileri, bu başların Didim'deki tapınağın bitmemiş kısımları için hazırlanan veya benzer bir kült merkezinden sökülen parçalar olabileceğine dair teoriler yürütür. Aynı Zamanda İstanbul içindeki antik bir forumdan (belki Forum Constantini), ya da Marmara Denizi kıyısındaki başka bir antik yapıdan getirilmiş olabileceği düşünülüyor. Nereden gelirse gelsin Medusa başları aynı arketipten beslenir. İster bir tapınak için mermer blokta oyulmuş olsun, ister İstanbul’un karanlık sularında ters bir şekilde bir sütunu sırtlasın veya şimdi bu satırlarda olsun.
***Hekate ay, gece, ölüler, anahtarlar, sınırlar, kapılar, yeraltı, büyücülük, yol ayrımları ve eşikler ile ilişkilendirilmiş bir bakire tanrıçadır. Apollon Tapnağı bir kehanet merkezidir ve Hekate de bu kutsal alanın bir parçasıdır. Tapınağın girişinde, şehri kötü ruhlardan koruması için Hekate'ye adanmış sunaklar veya küçük heykeller de bulunuyordu. Apollon Tapınağı'na giden Kutsal Yol, Milet kentinden başlardı. Ritüel yürüyüşlerinde, yol üzerindeki duraklarda farklı tanrılar onurlandırılırdı. Bu kutsal alanda Apollonla birlikte kız kardeşi Artemis ve Hekate kültleri olduğu da kabul edilir. Karya Tanrıçası Hekate bu tapınağın ve kente giden yolun ruhani koruyucusu, kapıların bekçisi olarak törenlerin bir parçasıydı.
Benzer Yazılar:
Düşlerle Karışan Mitolojik Düşünce Parçaları 2
______________________________________
*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________
Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.



0 comments :
Yorum Gönder