14 Ağustos 2008 Perşembe

Burhan Uygur'un Sanatı

1940 yılında Tirebolu’da doğan Burhan Uygur 1960’ların başında Güzel Sanatlar Akademisine kaydını yaptırıp öğrenci olduktan sonra sanat hayatını otuz iki yıl sürdürür. Öğrenciliğinin son dönemlerinde sergiler açmaya başlar. 1980’lerde yeni açılan galerilerle sanat ortamı canlanır. Ankara ve İstanbul’daki bu galerilerin en çok aradıkları isim Burhan Uygur olur. Bunda 1978 yılında aldığı Sedat Simavi Vakfı ödülünün de rolü vardır. Sanat dergilerinde ve diğer yayınlarda hakkında çıkan yazıların hepsi onun sanatının gün geçtikçe geliştiğini ve duyarlılığını hep koruduğunu belirten yorumlardır. Sanat Çevresi’nin 1986 yılı Ocak ayında I. Asya-Avrupa Sanat Bienali’ne katılım konusunda yaptığı ankette otuz bir sanat yazarı, eleştirmen ve galericiden on beş ressam seçmesi istenir. On dokuzunun listesinde Burhan Uygur ilk on beş içinde yer alır. Böylece en yüksek puanı alan ressam olur...

Döneminin ressamları içinde en çok sözü edilen olmasında sanatının yanı sıra uzun öğrencilik yıllarındaki bohem yaşam tarzından evlendikten sonra da tamamen kopamaması, kişiliği ve resimlerinin yüksek fiyatlara alıcı bulmasının da etkisi vardır. Akademiden arkadaşlarının çoğu Paris’te ve diğer Avrupa kentlerinde uzun süre kalırlar. O ise kısa süreli Salzburg ve Amsterdam Sokak Sergileri ve Stuttgard sergisi dışında yurt dışında çalışmalarda bulunmaz. Çok sevdiği İstanbul’un sokaklarından, yazları Ege kıyılarından ve insanlarından beslenir. O çevrelerdeki insanları tasvir eder. 1989 yılında beyin kanaması geçirdikten sonra kendine gelir gelmez işaretlerle boya ve kağıt ister. Bu onun için resmin ne denli önemli ve hayatının vazgeçilmezi olduğunu gösterir. Ne yazık ki 1992 yılının Nisan ayında direksiyon başında beyin kanaması geçirip hayata veda eder.

Konu
 
Burhan Uygur 20. yüzyılın ikinci yarısında sanatsal gelişimini sürdürmüş bir ressam olarak konu seçiminde serbest olmuştur. İç dünyasına giren, onu etkileyen her şey resmine girer: “Hiç ayrım yapmam. Bir masanın üzerinde bir bardak, yanında bir çiçek bile içinde insan figürü olan bir resim kadar beni cezbeder, alıp başka taraflara uçurur. Hepsinde aynı tatlı acıyı çekerim, aynı tatlı zevki tadarım. Yeter ki seveyim. Günlük yaşamdaki her şeyi resimlerime konu olarak alırım.” Roman, öykü, şiir, müzik, film, gazetede okuduğu bir haber, çevresindeki insanlar, insan ilişkileri, sevdiği ve etkilendiği bütün nesneler, anılar ve yaşamdan sahneler resimleri için esin kaynağı olur. İçinde yaşadığı dünyanın insanları yanı sıra balıkçı, berber, çalgıcı, tamirci, dilenci, çöp toplayan çocuk gibi her an karşısına çıkabilecek kişilere de resimlerinde yer verir. Genellikle ezik, kıyıda köşede kalmış, kaybetmiş, kendi talihsiz yaşamları içine bırakılmış insanların acıları, hüzünleri, yalnızlık, terkedilmişlik duyguları ama yaşam koşulları içinde ümitlerini yitirmeden ilerlemeleri bu duyarlı kent gezginini etkilemiştir. Tüm bunları imgeleminde yeniden canlandırarak resimlerine aktarır. Kendi hayallerinde yaşattıklarının ve özlemlerinin yanı sıra bu insanlarınkini de yansıtır.

"İnsanların kafasının içindekileri çizmeye çabalıyorum. İnsanın içinden çıkamadığı sorunların resmini çiziyorum. Benim resmime bakanlar isterlerse insanların sorunlarını görebilirler." Resimlerine giren insan ve onun çevresindeki nesnelerle bağıyla birlikte yaşamdır. Manzara ve doğa resimleri yoktur. Çizgisi çok kuvvetli olan sanatçının bu özelliği portrelerde de kendini gösterir. Yakınındaki insanların, dostlarının ve ona sipariş verenlerin portrelerini yapmıştır. Kalemle figürü çizip ana hatlarıyla saptayıp sonra boyamaya başlayan ressam portresini yaptığı kişinin gözlerindeki ifadeden, ışıltıdan ve gösterdiği davranışlardan iç dünyasını saptar ve bunu aktarır. Kendi portrelerinde de ruhsal derinliklerini, kaygılı ve hüzünlü iç dünyasını yansıtır.

Renk 

Bir ressam için renk çok önemlidir. Temel renkleri, tamamlayıcı renkleri ve rengi etkileyen faktörleri bilmesi gerekir. Burhan Uygur resmi "yaşamın, sezgilerin, duyguların renk ve çizgilerle ifadesi" olarak yorumlamıştı kendisiyle yaptığım bir röportajda. O andaki duygularına göre renk seçiminin değiştiğini ve her rengin onun için ayrı bir değere sahip olduğunu belirtmişti. 1972 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu Milliyet Sanat Dergisine yazdığı bir yazısında Burhan Uygur’un beyazı çok iyi kullandığını, böyle bir beyaz tadını dünyaya kendini kabul ettirmiş ressamlardan Matisse ve Bonnard’da gördüğünü ifade eder. Burhan Uygur ise "Beyaz, siyah ya da kırmızı bana ait değil. Herkes dilediği rengi kullanır. Bazı renklere daha fazla sarılır. O renklerle duygularını bağıra bağıra ifade eder. O zaman da o renkleri sanatçıya mal ederler. Ama ben renklere fazla bel bağlamıyorum. Dediğim gibi herkes dilediği rengi kullanır ama iyi ama kötü. Ne var ki bir ressam kullandığı rengin hakkını vermeden tuvalin başından ayrılmaz. Bence resim bir yerde rengin hakkını vermektir." 
 
Resimlerinde siyahlar, kahverengiler, griler, sarılar, renkli beyazlar bir vurguyu gerektirmedikçe konulmayan mavi, yeşil, kırmızı gibi renkler ve biraz yaldızlar ustaca bir araya getirilirler ve gizemli lekecilikle bütünleşirler. Renkler bazen aydınlık bazen ise koyu olarak yer alır. Hemen hemen tüm resimlerinde -koyu ve gölgeli olanlar da dahil- beyaz görülür. Son çalışmalarında yoğun kırmızı rengi kullanmıştır. Ya yüzey tümüyle kırmızıya boyanıp üzerine çeşitli figürler yapılmış ya da kırmızı sonradan boyanmış. Karşıt renkleri bir araya getirir; kırmızı üzerinde veya yanında yeşil, mor ve mavi. Bazen de bu renklerin hepsi aynı tuvaldedir. Boyaları karıştırarak uygular. Renklerin lokaldir: figürü veya herhangi bir nesneyi belirli bir renkle sınırlar. Kimi zaman figür lekelerden oluşabileceği gibi kimi zaman da figürün çevresinde lekeler vardır. Ayvalık Köşkü adlı resmi leke ve renk düzenlemesi açısından ustacadır. Belirgin olarak beyaz lekelerle belirginleşen Köşk geçmişin kişilerini, yaşamlarını, seslerini yankılayan bir görselliği sunar. Yapraklar arasında insan yüzlerine rastlanır. Ressam yaz tatilini geçirdiği bu eski köşkün içinde yaşanmışlıkları hayalinde canlandırmıştır. Köşkün hemen arkasından ormanlık bir alan başlar. Ön bahçesinin önünden yol geçer, daha aşağıda ise deniz yer alır. Renklerle oluşturduğu lekelerle belirlenen figürlerin, nesnelerin konturlarının yok olması ve rengin figürün dışına taşması söz konusudur. Leke duyarlılığıyla vurguladığı figürler birbirinin içinde kaynaşır. Bir büyük leke içinden çıkıp lekeden daha aydınlık ve açık bir renge dönüşen ışık tabloya yayılır. Lekeler koyu gri ya da siyah olsa da bu ışığa rastlanır. Lekesel ve çizgisel doku yüzünden nesne, figür ve doğa görüntüleri asıl biçimlerini büyük ölçüde gösteremediklerinden soyutlama olur. Bu tarz resimlerden tek bir figür çıkarılsa bu tek başına bir şey ifade etmeyebilir. Bütünlük içinde bir anlama sahiptir. Burhan Uygur’un resimlerinde biçimsel özelliklerde tonlamada, renk, leke ve düzende kendine özgü bir birliktelik ve uyum göze çarpar. Çizgi, renk ve leke aynı oranda etkileyip birbirini tamamlar.

Malzeme ve Teknik 
 
Sanat eseri yapımında kullanılan malzemenin seçiminde pek çok faktör rol oynar. Öncelikle malzemeye uygulanacak teknik göz önünde tutulur. Suluboya resim için suda eriyen türde boyalar seçilirken, yağlıboyada eriyen boya türleri seçilir. Belirli bir sanat dalında bir malzemenin ötekilere göre daha yaygın kullanılması onun tekniğe uygun ve yatkın olmasındandır” (1). Burhan Uygur resimlerini tuval, karton, kağıt, sunta, ahşap, taş, sandık, duralit, seramik -tabak-, papirüs ve kapı gibi malzemeler üzerine yapmıştır. Sadece tuvale bağlı olmadan çok farklı malzemeleri deneyen ressamın özgün baskı tekniğinde de çalışmaları vardır. Bunlar Süleyman Sait Tekcan atölyesinde 1982 yılında basılmıştır. 1992 yazında eski bir Volkswagen’i resimlemeyi ve içine çamurdan heykeller yapmayı planlar. Ne yazık ki bu düşüncesini gerçekleştiremez. Üzerine resim yapacağı malzeme için sürekli arayışlar içinde olur. Özgün baskıyı tadında bıraktığını kapı ve sandıkların artık ona göre bittiğini söyler. 

Az sayıda da olsa resimlerindeki duyarlılığın yansıdığı pişmiş topraktan küçük heykelleri de vardır. “Sanat bir yetenek işi olduğu kadar beceri ve teknik işidir de. Yaratıcılık temelde bir içten gelme ve yetenekten kaynaklansa da eserin somut olarak ortaya çıkışı malzemenin biçim kazanmasıyla olur -objektivitasyon-. Zihinsel sürecin ardından teknik süreç gelir. Bu da bir maddeyi sanat eserine dönüştürürken sanatçının izlediği yol, yöntem ve kullandığı becerilerin tümüdür

Burhan Uygur akademiden geldiği halde tekniğinin kıt olduğunu, istediği tekniği kullandığını akrilik-yağlıboya birlikteliğini tercih ettiğini, biçimsel sorunları çok fazla önemli bulmadığını sanatın içindekileri yansıtması gerektiğini belirtmiştir. “İyi ve sağlam bir teknik sanat için gereklidir ama yeterli değildir. Yalnızca teknik beceri sanatçıyı üstün kılmaz. Teknik öğrenilen bir şeydir. Sanat ise doğar. Pek çok sanatçı teknik bakımdan olgun sayılmadığı halde sanat eseri verebilmiştir. Buna karşın çok iyi bir teknikle yapılmış üretim sanat eseri düzeyine ulaşamadan kalabilmiştir” (3). İlk dönemlerinden beri pek çok tekniği dener. Sadece çini mürekkebiyle yapılmış renklendirilmemiş desenleri olduğu gibi önce çizip sonra boyadığı desenleri de vardır. Bazılarında pastel, suluboya ve çini mürekkebi birlikteliği görülür. Desen dışında çeşitli malzemeler üzerinde akrilik, yağlıboya veya karışık tekniklerle resimlerini yapar. Çoğu zaman fırça yerine parmaklarını kullanarak resimlerini oluşturur. Kimi zamanda boyayı sürdüğü yüzeyin üzerini jiletle kazır. Alttaki figür ve renk boyanın altından görülürken saydam bir renk de elde eder.

Notlar: 

(1) Mülayım, Selçuk, Sanata Giriş, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi Yayınları, İstanbul, 1989, s: 52
(2) Mülayım, Selçuk, a.g.e., 54
(3) Mülayım, Selçuk, a.g.e., 55

NALAN YILMAZ, 14 Nisan 2003, Hürriyet, Agora

Burhan Uygur ile ilgili diğer yazılarım:

Burhan Uygur - Sergiler, Ödüller, Kitaplar
Burhan Uygur ve 19. yüzyıl Sembolistleri
Burhan Uygur'un Resimlerinde Simge ve Dışavurum
Burhan Uygur'un 'Kapı' adlı Resmi
Bir Kitapta Resim Şart
Zamanın Sarkacındaki Adam

Önemli Not: Bu blogdaki yazıların kopyalandığını, pek çok web sayfasında, hatta ödev, tez, katalog ve kitaplarda kullanıldığını biliyorum. Çoğunlukla sanatla ilgili olan blogumda araştırma yapanlar için makale ve yazılarımı ekliyorum. Paylaşıma itirazım yok. Uyulmasını istediğim TEK ŞARTIM: metnin yazarının belirtilmesi ve yazının ilk kaynağına yani bu blogdaki sayfasına bağlantı verilmesi...  "Uygar dünya adına (6:45)" bu zor olmasa gerek... *

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.  2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...