20 Mayıs 2018 Pazar

Perge Antik Kenti

Antalya'da 2018 Perge Yılı ilan edildi. Pamfilya'da Geç Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin önemli bir merkezi olan Perge Antalya'nın yaklaşık 18 km doğusunda Aksu ilçesinde yer alıyor. Stadyum, agora, tiyatro, Hadrian Takı, bazilika gibi anıtsal yapılar yanısıra akropolis, Hellenistik Kuleler, kapılar, surlar, hamamlar, çeşmeler, su kanalı ve sütunlu caddelerin de içinde bulunduğu antik kentte kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor. 300 metre uzunluğundaki sütunlu caddenin tam ortasındaki bölmeli su kanalı kuzeydeki nymphaeumdan gelen suyu taşıyordu. 

Çok sayıda turistin ziyaret ettiği Perge Antalya'nın en yakınında olmakla birlikte kentin kültürel ve tarihi zenginlikleri açısından da ilk sıralardaki yerini koruyor. Buluntulardan Erken Tunç Çağı'nda kurulduğu düşünülen ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklenen antik kentten arkeolojik kazılar sonucu çıkarılan birbirinden değerli Roma dönemi heykelleri bugün Antalya Müzesi'nde sergileniyor.

8 Mayıs 2018 Salı

Adamlar

Bu grup çok çok iyi. Sözler, vokal, yorum, müzik harika, Sağlam sound, güçlü ses farklı yorum, sarsıcı, vurucu ve ironik sözler... Bu ülkede böyle bağımsız müzik yapan gençlerin olması iyi giden bir şeyler olduğuna dair de umut verici. The Doors sevdikleri öyle belli ki. -Favori gruplarımdan biri olan The Doors'u iyi ki seviyorlar.- 2013 yılında İstanbul'da kurulan Adamlar'ın üyeleri: Vokal ve gitarda Tolga Akdoğan, elektrik gitarda Emre Malikler, bas gitarda Can Aydemir ve davulda Berkan Tilavel. İki albümleri var: 2014 tarihli 'Eski Dostum Tankla Gelmiş' ve 2016 tarihli 'Rüyalarda Buruşmuşuz'. Grubun söz yazarı, gitarist ve solisti Tolga: "İnsan o kadar salak ki hayatı doğru yaşayamıyor. Ne yapması gerektiği çok belli aslında... Telefonuyla, aldığı kıyafetle var olmaya çalıştıkça kendini de hayatı da yoruyor... Siyaseti, politikayı yok edelim, dünya bize kalsın. Nasıl olsa bir yolunu buluruz. İnşaat sektörü de yok ola."

Şimdilik en beğendiğim şarkıları: Utanmazsan Unutmam 💙


5 Mayıs 2018 Cumartesi

Güneşin Kızkardeşi ve Çok Ağladım

Bazı şarkıları ilk duyduğumda ya müziği, ya sözleri ya da yorumu dikkatimi çeker ve yeniden dinlerim. Buraya eklediğim iki şarkıyı ise hem söz, hem yorum, hem müzik hem de video olarak beğendim ve ard arda onlarca kez hatta günlerce takıntılı dinledim -dinliyorum-, izledim -izliyorum-. Gökçe Kılınçer'in Güneşin Kızkardeşi adlı şarkısını ilk olarak Kasım 2016'da 'Cesur ve Güzel' dizisindeki Sühan'ın koşu sahnesinde duydum. Sonrasında sürekli Gökçe Kılınçer'in albümünü dinledim.  Bu şarkıyla birlikte Aşk Beni Bulunca ve Ne tadı Var Bu Dünyanın favorilerim.



31 Mart 2018 Cumartesi

Yazı Yazmak

Bir süredir araştırmak ve yazmak içimden gelmiyor. Kitaplara, zamansız ruhlara sığınmak ve  kötülüklerin egemenliğindeki korkunç cehennemsi dünyadan kaçıp başka olasılıkların peşinde kaybolmak isteği içindeyim. Burada  o zamansız ruhların kitap sayfalarından yansıyan birkaç düşüncesine yer verdim. Aslında bu sıralar gelecekteki uzak zamanları anlatan bilimkurgu romanları okuyorum. Ne yazık ki o kurgular da distopik. Bu bahar günlerinde denge için doğanın güzelliklerine ve huzur veren seslerine sığınmak ise tatlı bir hüzünle birlikte sevinç verici. Doğanın sesinde ama aynı zamanda sessizlikte...
...........................

"Yazı yazmak; boşuna kafamızı, ruhumuzu harcamak, hayallerimizi, düşüncelerimizi satmak, tabiatımızı zorlamak, durup dinlenmeden hareket içinde olmak, hep bir amaç için koşmak... Sonra da yazmak, yazmak, yazmak, dönen bir tekerlek gibi, makina gibi yazmak! yarın, öbür gün daha öbür gün yazmak. Tatil yok! Bayram yok! Ne zaman duracak ne zaman dinlenecek bu adam? Vah zavallı!" s: 43

"Ne saadet! Yüz parça olmamak, ruhun ve vücudun güçlerini ÖTEDE, BERİDE harcamamak." s: 43

"Alıştığı şeylerden korkmuyordu. Alışmadığı şey ise hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı. Fazla kalabalıkta boğulur gibi oluyordu." s: 77

"Her seferinde güneşe hülyalı gözlerle, hüzünlü bir gülümsemeyle bakar, ruhundaki fırtına yavaş yavaş dinerdi." s: 84

21 Şubat 2018 Çarşamba

Gökyüzünü Çalan Betonlar ve İstanbul'un Ruhu

İstanbul, doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehir. Ne onunla ne onsuz yapamadığım. Bu aralar soyağacını araştırmak gündemde ama sanırım 1850'ye kadar gidilebiliyor. Ben bakmadım zaten biliyorum. Fatih Sultan Mehmet bu eşsiz şehri 1453'te aldıktan hemen sonra atalarım İstanbul'a yerleşmişler. Yaklaşık 500 yıl önce... Anadolu'da 230 yıl hüküm süren Karamanoğulları Beyliği'nin merkezi Konya'dan Çatalca'ya göç etmişler. Piri Reis'in dedeleri gibi... Karamanoğulları Türkçe dışında bir dilin konuşulmadığı ve Oğuzlar'ın Avşar boyundan gelen Türkmen beyliklerinin en önemlilerinden biridir. Ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de soyu Karamanoğullarına mensup Türkmenler'e dayanır. Babamın doğup büyüdüğü Çatalca'ya bağlı küçük yerleşim birimine -dedem ve babaannemi- ziyaretlerimizde doğada yaşayıp doğal yiyeceklerle -şimdiki deyişle organik- beslenmenin değerini son on beş yılda anladım. Ne yazık ki dedem, babaannem ve babam artık yaşamıyor ve Çatalca'nın o küçük yerleşimi de fabrikalarla, sanayiyle, etrafındaki çok katlı sıradan konutlarla bir mahalle artık.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...