9 Eylül 2008 Salı

Şeker Ahmet Paşa'nın Manzara ve Natürmortları - 2

Şeker Ahmet Paşa manzara ve natürmort resimleriyle tanınan ilk önemli Osmanlı sanatçılarındandır. Paris’te kaldığı süre içinde aldığı klasik eğitimin yanı sıra sanat olaylarını da takip eder. Türkiye’ye döndükten sonra Barbizon Okulu, Corot ve Courbet etkisinde resimler yapar. Köylü ve eşeğinin doğa içinde çok küçük olarak tasvir edildiği Ormanda Oduncu resminde ormanın gizi ve ağaçlar romantik bir ışıkla verilmiştir. Mistik bir atmosferin hakim olduğu ve doğanın yüceltildiği titiz bir çalışma örneği olan kompozisyonda zaman durmuş gibidir. Kır Peyzajı, Ceylan ve Ormanda Koyun Sürüsü gibi resimlerinde hep dikkatli doğa gözlemleri fark edilir. Ancak nesneler fotoğraf gibi birebir ve ayrıntılı olarak aktarılmamıştır. Resimlerde içtenlik, romantik bir anlayış, masalsı ve düşsel bir görünüm belirgindir.  
Ceylan
Ormanda Koyun Sürüsü, 1897
1898 tarihli Talim Yapan Erler ve 1899 tarihli 'Hisar ve Evler' adlı çalışmalarında da yalın ve naif bir tutum göze çarpar. Vadiden ve bulutların arasından gelen ışığın aydınlattığı resimde erler son derece küçük figürler olarak görülür. Şeker Ahmet Paşa’nın manzaralarında güçlü bir teknikle kendine özgü fırça darbeleri ve ışık kullanımı, saf duyarlılık, kişisel bir görüş ve yumuşaklık fark edilir. Önemli resimlerinden biri olan Otoportre’sinde kendini geleneksel bir şekilde, elinde palet ve fırçasıyla resim yaparken göstermiştir. Bu çalışması Batı resminin kurallarına göre yapılmış olsa da tasvir edilen kişi Osmanlıdır. 

Ormanda Oduncu
Hisar ve Evler
Şeker Ahmet Paşa
1873 yılından itibaren Mercan’daki konağındaki atölyesinde resim çalışmalarını sürdüren Ayvalı Natürmort adlı resminde ortada yükselen kalın gövdeli ağacın önünde düzenlenmiş olarak yer alan ayva ve nar gibi meyveler görülür. Bu resimde hem doğa hem de natürmort bir aradadır. Ağacın üzerine ayvalar tutturulmuş gibidir. Arka planda orman görüntüsü vardır. Özellikle meyveler, ağacın dallarındaki yapraklar, geri planda zemin ve otlar ışıklıdır. Işık tek kaynaktan değildir, dağınıktır. Meyvelerin renkleri doğayla uyumludur. Dikey ve yataylığın denge sağladığı bu çalışmada ressam doğa ve onun içindeki elemanları kendine göre estetik bir düzenle kurgulamış. 

Şeker Ahmet Paşa manzaralar yanı sıra natürmortlar da yapar. Masa üzerinde çeşitli meyvelerin yer aldığı bir natürmortunda da dikkatli ve titiz çalışıldığı fark edilir. Beyaz bir zemin üzerinde sepet içinde üzüm salkımları, sepet etrafına narlar, kesilmiş bir karpuz, ayvalar ve karpuz dilimi yerleştirilmiştir. Meyveler ve yapraklar ışıklı, açık ve koyu ton değerleriyle iri fırça darbeleriyle tasvir edilmiş. Arka plan koyu tutularak meyvelerin daha aydınlık bir şekilde ön plana çıkması sağlanmış. Arka planın koyuluğu ve zeminin beyazlığıyla karşıt renklerin kullanımı kontrast oluşturuyor. Çok gerçekçi olması için uğraşılmamış. 

Natürmort, 1901
Bir başka sepetli natürmortunda meyve grubuyla karşılaşırız. Yine koyu bir arka fon, açık renk bir zemin göze çarpar. Masanın üzerindeki sepet içinde renkli üzüm salkımları, sepetin etrafında narlar, kesilmemiş bir kavun ve asma yaprakları yer alır. Kalabalık bir görüntü oluşsa da her biri ayrı ayrı algılanabiliyor. Düzenleme gözü yormuyor. Kompozisyonda oranların doğruluğu önemsenmemiş ama konturlar belirgin. Doğaya çok bağlı olmadan, özgürce fırça vuruşlarıyla, boya, ışık ve derinliği belirginleştiren gölge oyunlarıyla canlılık elde edilmiş. 

Natürmort
Kavun adlı çalışmasında kompozisyonu kaplayan basık bir kavun ve ondan kesilmiş bir dilim görülür. Diğer natürmortlarındaki gibi açık renk yatay bir yüzey arka plandaki koyuluğa dik olarak uzanır. Meyvenin sert kabuk dokusundan yumuşak iç kısmına doğal bir geçiş gözleniyor. Doku ve formdaki duyarlılık naif yönü belirginleştiriyor. 

Kavun, 1895
Küçük bir çalışma olan Karpuzlu Natürmort'unda bu kez koyu kahverengi bir masa ve daha açık tonda kahverengi arka plan vardır. Masa üzerinde ön planda kesilmiş kalın bir karpuz dilimi, yanında sarı yuvarlak bir kavun, kavunun etrafında yapraklarıyla birlikte armutlar, arkada pek de seçilemeyen basık bir sepet içinde üzüm salkımları ve armutlar yer alır. Ön planda masanın köşesinde yön belirleyen metal bir bıçak dikkat çeker. Doğanın ürünleri yanında metal bıçak soğukluk hissi uyandırır. Bir önceki resimde kalabalık nesneler yerine tek bir nesnenin tasviri vardı. Burada ise yine birkaç çeşit meyve görülüyor. Armutlar ve üzümler çok sayıdayken kavun ve karpuz dilimi büyük olarak kompozisyonun ortasında resmedilmiş. Bu resim Türk resminde güzel yerleştirme ve uyumlu renkler yönünden önemli sayılan, başarılı çalışmalardan biridir.  

Karpuzlu Natürmort
Şeker Ahmet Paşa’nın meyveli kompozisyonları yanı sıra çiçekli natürmortları da vardır. Çiçekler adlı resminde krem rengi bir zemin üzerindeki kahverengi bir kase içindeki leylaklar, kasımpatıları ve laleler koyu bir fonla çerçevelenir. Koyu arka plan dikkati çiçekler üzerine çekiyor. Kasenin yanındaki gül derinlik duygusu yaratıyor. Sanatçı çiçek tasvirlerinde yoğun boya kullanımıyla hacim ve doku elde ediyor. Çiçeklerin renkleri, ayrıntılı çizimleri, dokuları ve ışıklı yüzeyleri resme canlılık ve hareket kazandırıyor. 

Çiçekler
Şeker Ahmet Paşa doğa nesnelerini atölyesindeki masalara yerleştirerek kendine göre düzenlemelerle tuale yansıtıyordu. Paris’te klasik anlayışa göre figür, desen, anatomi ağırlıklı bir eğitim almış olsa da manzara ve natürmortu tercih eden ressam doğayı olduğu gibi aktarmak ve ayrıntıları önemsemek yerine kendine göre yorumlamıştır. Fotoğraf gibi objektifliği vermeyi seçmeyen sanatçı özgür ve rahat fırça vuruşlarıyla bazen koyu gölgeler, bazen parlak ve berrak renkler kullanarak doğayı ve doğa nesnelerini romantik bir ışıkla resmetmiştir. Natürmortlarda sağdan, soldan veya karşıdan gelen sakin, yumuşak bir ışık meyveleri ve diğer nesneleri kavrar. Nesnelerde dağınıklık ve çokluk görülse de dengeli ve simetrik bir düzenleme vardır. İyi bir teknikle yapılmış ve sabırlı çalışmanın ürünü olan kapalı formdaki natürmortlar içten ve şiirseldirler. Sanatçı ince bir renk işçiliğiyle oluşturulan nesnelerin birbirlerine olan oranlarına dikkat etmez. Bozulan oranlar, basık ve dar formlar naif yönü güçlendirir.

Şeker Ahmet Paşa çalışmalarında uyumlu ve canlı renkler kullanıp düzen duygusunu önemseyerek ve çizgide de ustalık göstererek özgür bir stil oluşturmuştur. Batı tekniğindeki kompozisyonlarına Doğuya bakışındaki kişisel ve özgün değerlerini de katmıştır. Canlı ve yaşayan, ifadeci resimleri Paris’teki eğitimin sağladığı dikkatli, temiz çalışma, sağlam desen oluşturma, ışığı iyi kullanma, düzenlemede özenli olma gibi özellikler sonucudur.

Kaynaklar

1- Gelişim Hachette, 8, Interpres Basın ve Yayıncılık, İstanbul, 1993, s: 2914 
2- Giray, Kıymet, Sabancı Koleksiyonu, Akbank Yayını, İstanbul, 1995, s: 234  
3- Gören, A. Kamil, Şeker Ahmet Paşa ve Sanatta Betimlemeye İlişkin Bir Değerlendirme,  Antik Dekor, 39, İstanbul, 1997, s: 85 
4- Gören, A. Kamil, Jeon-Leon Gerome, Antik Dekor, 34, Nisan, 1996, s: 104  
5- Gören, A. Kamil, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Derneği, İstanbul, 1997, s: 34   
6- Gören, A. Kamil, 50. Yılında Akbank Resim Koleksiyonu, Akbank, İstanbul, 1998, s: 34 7- İslimyeli, Nüzhet, Asker Ressamlar ve Ekoller, Doğuş Matbaası, Ankara, 1965, s: 38,  
8- Öner, Sema, Tanzimat Sonrası Osmanlı Saray Çevresinde Resim Sanatı, Milli Saraylar, 1992, s: 74  
9- Renda, Günsel, Erol, Turan, Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, 1, Tiglat Basımevi, İstanbul, 1980, s: 41

NALAN YILMAZ. 2002.

Bu araştırmam 13 Mayıs 2002 tarihinde Hürriyet, Agora - Sanat sayfalarında ve 20 Nisan 2007'de  lebriz sanal dergi'de yayınlanmıştır.

Şeker Ahmet Paşa'nın Hayatı - 1
______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Şeker Ahmet Paşa'nın Hayatı - 1

1841 yılında Üsküdar’da doğan Şeker Ahmet Paşa’nın babası Ali Efendi’dir. Gerçek adı Ahmet Ali olan ressam, çocukken eniştesi Yahya Paşa tarafından himaye edilir. 1846 yılında beş yaşındayken Üsküdar İlkokulu’na başlar. On dört yaşındayken sınavla girdiği Tıbbiye Mektebine kısa bir süre devam eden Şeker Ahmet Paşa doktorluğun kendisine göre olmadığını anlayıp okuldan ayrılır ve 1856 yılında Harbiye Mektebi'ne geçer.

Şeker Ahmet Paşa resme olan ilgisi nedeniyle bu alanda kendini geliştirmek için çok çalışır. Bu çabaları on sekiz yaşındayken Harbiye Mektebinin resim öğretmenliği bölümüne atanmasını sağlar. Harbiye Mektebi'nden en üst dereceyle mezun olur. Sanata düşkün bir padişah olan Abdülaziz teğmen Şeker Ahmet Paşa’nın çalışmalarını gördükten sonra onu resim eğitimi alması için 1861-62 yıllarında Paris’teki Mekteb-i Osmani’ye gönderir. Mekteb-i Osmani Paris’e eğitim için gönderilen gençlerin dersleri izleyebilecekleri bir düzeye getirilmeleri ve disiplin altında tutulmaları için açılan bir okuldur. Öğretim kadrosunun çoğunluğu Fransızlardan oluşan bu okul 1860’da kurulmuş ve 1878’de Fransa-Prusya savaşı sonrasında kapanmıştır...

6 Eylül 2008 Cumartesi

Deniz Kabukları ve Rüzgar Çanı

Dün sabah kız kardeşim, Tayland'ın Phuket'ten sonra 2. büyük adası olan ve beyaz kumlu kumsallara, durgun turkuaz denize sahip Ko Chang'den deniz kabukları, deniz minareleri ve rüzgar çanı getirdi. Deniz minareleri daha önce gördüklerimden farklı. İnce, uzun ve pürüzsüzler. Deniz kabuklarından yapılmış rüzgar çanının benzerlerini ise Bodrum'da görmüştüm. Orada satılan kırmızı deniz yıldızları da göz alıcıydı. Herhangi bir sahilde güneş ardında müthiş renkler bırakarak denizin üzerinden batarken, çeşitli renklerdeki taşları, kabukları ve deniz yıldızlarını toplamak ve hafif dalgayla kıyıya vuran suyun sesini dinlemek sonsuzluk hissi uyandıran dingin ve huzurlu bir ortam oluşturuyor. Kaçırılmayacak anlardan biri bu. Bir de sabahın erken saatlerinde, tüm kumsal boyunca kimsenin girmediği durgun denizde yüzmek inanılmaz bir keyif. Geçmiş yazlardan birinde kuzey Ege sahillerinde 7.00 civarında sisli bir havada denize girmiştim. Sise doğru yüzmek o andan kopmamı sağlayan bir eylemdi. Grinin tonlarında bir bulut içinde kaybolmak. Başka boyutlara geçmek gibiydi ve unutulmaz anlardan biriydi. 


_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

5 Eylül 2008 Cuma

Melankoli Gizem Hiçlik Gölge

Bulunamıyor içten gelenlere cevap verecek his köşe bucak aransa da. Miskinlik kaplayınca bedeni bahaneler uydurmak boşuna. Uyuşukluk sinsice gizlenmiş dehlizlerimde.

Geçmiş yadsıyorum seni ve tüm görkemini de. Sen miydin beni getiren bu günlere? Öyleyse tüm gücümle vuruyorum tekmemi ardından. Hatırlayabildiğim bir şeyler olsa da geçmişten değil.

İmgeler nasıl doluştunuz böyle! Ne o dar mı geldi yeriniz? Nefes almaksa isteğiniz, buysa seçiminiz yer açıyorum size. Ama duruşum mesafeli.

Görülmüyor mu coşmuş yüreğim dans ediyor uçsuz bucaksız ormanın derinlerinde. Tüm oyunların yasaklandığı ürkek bakışlı çocuk yok mudur bir arkadaşın? Perçemlerin alnında uçuşuyorken kaçar mıydın o çok bilmiş küçümser sosyallerin bakışlarından? Bil ki senin gölgendir aşacak olan o görülmeyen erişilmez dağları...

Dar, ışıksız koridorlarında geleceğin, kaybolan korkularda, ıssız çöllerde kimsesiz, insansız. Duydum bir melodi içimden gelen, çıkarmak ister ruhu saklandığı yerden. Felsefe ve din besleyin bu doymak bilmeyeni! Sanatı ve bilimi de ekleyin mutlaka. Aç kurtlar gibi saldırıyor etrafa. Göndermeyin kapılardan bir dilenci gibi.

Kötülük bulaşma bana desem de gitmeyecek. Yüzsüz bir sivrisinek gibi niyetli kanımı emmeye. İçimdeki güce inanıp alacağım onu karşıma.

Hiçliğe çarpıp duran yaratıklar. Nasıl da korkuyorlar. Nasıl da kaçıyorlar. Kaybolmak hiçliğin hiçliğinde. Boşluklara dalmak. Denize dalar gibi atlayışlar yükseklerden. Islanıyor saçlarım, bedenim, ayaklarım. Gerek yok avlamanıza bir avcı gibi. Hep buradaydım karşınızda.

Acılar her zaman koşarak geldiniz sadık müşterinize. İşte giyindim üzerime. Hüznün şapkam olduğunu unutmadım hiçbir zaman. Güvendim size. Güçlendim, korku nedir bilmedim, çünkü korku parçanızdı. Biliyorum terk etmeyeceksiniz kolay kolay.

Sürekli savunmalar çalışmamaya. Üstelik arkaya güçlü isimler alarak aylaklığı yüceltmek. Sevdiği bir işi olanlar ne mutlu size, yaşayın keyfinizce. Bir iş, uğraş değil benim gerçeğim, bağlılık değil. Ruhum özgürlük isterken. Öyleyse niye bu huzursuzluk?

Eylemlerle belirlemedim ki yaşamı. Boşuna güç gösterilerinde mi bulundum? Sonuçsuz harcanmışlıklara girişmedim. Görülmüyor mu? Boşuna cevap beklemek. Kör, sağır ve dilsizsiniz anlayışınızın dışındakilere.

Gerek yok kendimi kandırmak için yolculuklara çıkarmaya. Belki sonsuz can sıkıntısından kurtuluş bir süre için ama dış yolculuklar ilgilendirmiyor beni. Her an gezinebilirim evrenin her bir gizemli köşesinde. Değil mi ki beynim evrenin haritası.

NALAN YILMAZ. 1996
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

2 Eylül 2008 Salı

Schirn Kunsthalle Frankfurt’ta Optik Sanat

1986 yılından itibaren 170’den fazla serginin gerçekleştiği Schirn Kunsthalle-sanat galerisi- 17 Şubat-20 Mayıs tarihleri arasında büyük bir sanat olayına daha ev sahipliği yapıyor. Martina Weinhart küratörlüğündeki sergide İkinci Dünya Savaşı sonrasının sanat anlayışlarına karşı Avrupa’da ortaya çıkan Optik Sanat’ın (Op Art) ve üç boyutlu hareketin önem kazandığı Kinetik Sanat’ın örnekleri yer alıyor.

1950’lerde bireysel veya grup içinde bazı sanatçıların çalışmaları olsa da 1960'lı yıllarda gelişme gösteren Optik Sanat’ta renklerden, çizgilerden ve biçimlerden yararlanarak izleyende görsel tepkiler uyandırmak amaçlanır. Tual resmi olarak durağan bir devingenlikle iki veya makine gösterileriyle üç ve çok boyutlu nesneler bakışla ve ışığın etkisiyle ilişkili olarak oyunlar oluşturur...

Önceden çalışılmış tasarıma göre geliştirilen Optik Sanat eserleri seyredenin kültürel bir birikime gerek duymadan o anki görsel algılamasına yöneliktir. Bu tasarımlarda yan yana gelen çizgiler, açıklı koyulu renkler, geometrik düzenler ve tekrarlarla sağlanan ritim yanılsamaya neden olur. Titreşimler ve farklı görünüşler ortaya çıkar. İfadeyi azaltmak için yalınlık benimsenir. İzleyenle önem kazanan göz yanılmasına dayalı akıma gösterilen ilgi kısa süreli olmuştur. Yine de eserlerini galerilere ve müzelere kabul ettirmişlerdir. Günümüz görsel kültürünün meydana gelmesinde rol oynayan akımın en önemli sanatçıları: Victor Vasarely, Bridget Riley, Jesus Raphael Soto ve Carlos Cruz-Diez’dir. Jesus Raphael Soto’nun 'Titreşim' adlı çalışması seyircinin yer değiştirmesiyle hareket kazanır ve farklılaşır. Bridget Riley’in siyah-beyaz resimlerinde iki boyutlu düzlemde matematik bir düzenle sağlanan biçimlerle statik-kinetik görünüm elde edilir.