28 Eylül 2009 Pazartesi

Baş Aşağı Figürleriyle Georg Baselitz

1938 yılında Deutschbaselitz’de doğan Hans-Georg Kern, 14-15 yaşlarında bazıları fütüristik tarzda olan portreler, manzaralar, natürmort ve dini konulu resimler yapar. Doğu ve Batı Berlin Akademilerinde öğrenim görürken Dadaistleri, Sürrealistleri ve diğer Avrupalı modern sanatçıları inceler. 16. yüzyıl Alman ahşap baskılarından ve Afrika heykelinden, Wassily Kandinsky’nin ve Kazimir Malevich’in teorilerinden, Friedrich Nietzsche, Charles Baudelaire, Comte de Lautréamont ve Antonin Artaud’un yazılarından etkilenir. Nazi mirasından dolayı yaralı Alman ressamlar geleneğine bağlı olan ve doğduğu kente atıfta bulunarak adını Georg Baselitz olarak değiştiren sanatçı 1961 ve 1962’de Pandämonium manifestosunu yayınlar. 1962’de evlenir ve akademik çalışmalarını tamamlar.


20. yüzyılın en önemli gravür ustalarından biri olan Baselitz, 1963 yılında Batı Berlin’de Werner ve Katz galerisinde sert karışık imgeli resimlerini sergiler. Bölünmüş bir kent olan ve kültürel öncülüğünü yeniden kazanarak Alman sanat merkezlerinin en önemlilerinden biri haline gelen Berlin’deki bu ilk kişisel sergisinde, sembolik olarak vücut bölümleri ve cinsel görüntüler içeren resimleri skandal yaratır ve polis tarafından kaldırılıp el konulur. İki yıl sonra geri alır. Almanya’ya özgü bir sanat yapmak istediği için ne toplumcu gerçekçiliği ne de lirik soyutlamayı benimser. 1950’lerin sonu ve 60’ların başında soyut sanatın karşısında durur ve onun yerine kökleri Art Brut’e ve zihinsel hastalıkları ele alan psikotik sanata dayanan kişisel, ifadeci figüratif sanatı getirmeyi amaçlar. “Bir fikir ile başlarım ama çalışırken resim kendisi ilerler. O zaman fikir ve kendiliğinden ilerleme arasında bir mücadele oluyor ve resim kendisi için savaşıyor.” Asi adlı resminde kendisini alışılmadık biçimde, kaba elli ve hantal vücutlu romantik bir anarşist ve anti kahraman gibi gösteren sanatçı 1965’de bir yıl boyunca Floransa’da kalır ve 1966’da Berlin’deki bir sergisi için ‘Büyük Arkadaşlar’ adlı manifestosunu yayınlar.

25 Eylül 2009 Cuma

Dolmabahçe Sarayı Cephe Süslemeleri

Sarayın ana yapısı üç bölümden oluşur; Mabeyn-i Hümayun, Muayede Salonu ve Harem-i Hümayun. Planda birbirinden ayrı olan bu üç bölüm cephe düzenlemeleriyle bütünleşmişlerdir. Bütün sarayda olduğu gibi bu cephelerde de 19. yüzyılın eklektisizm akımının özellikleri görülür. Rönesans, Barok, Neo-klasik akımların özellikleri birlikte ele alınmıştır.

Dolmabahçe Sarayı, Mabeyn-i Hümayun

23 Eylül 2009 Çarşamba

Dolmabahçe Sarayı Kapı Süslemeleri

Sarayın dışı ve cephesi Marmara mermerinden yapılmıştır. Abdülmecit Avrupa sarayları gibi bir saray istediğinden mimarı bu yapıları görmüş olanlardan seçmiştir. Plan olarak Batı sarayları örnek alınmamış olsa da, dış ve iç dekorasyonda Batı üslupları kullanılmıştır. Fransız yazar Teopile Gautier 1854 yılında Dolmabahçe'nin inşası sırasında İstanbul'u ziyaret eder. Bitmemiş olan sarayı gezer ve daha sonra sarayın hangi stile uygun olduğunu söylemenin güç olduğunu yazar. "Ne Yunan, ne Roma, ne Rönesans, ne Arap, ne de Türk. Anıtsal cephesi daha çok İspanyol tarzındadır. Fransızca konuşan mimar 14. Louis stilinde döşenmiş sarayı gezdirdi. Versailles Sarayı'nın gösterişinin burada örnek alındığı bellidir" (1). Cephe düzenlemesinde tek bir üsluptan söz edilemeyeceği doğrudur. Rönesans, ampir, barok, rokoko, neo-klasik gibi tarzların ve antik öğelerin bir arada kullanıldığı eklektik bir yapıdır.
 

20 Eylül 2009 Pazar

Eklektik Tarzıyla Dolmabahçe Sarayı

Sırasıyla Bursa, Edirne ve İstanbul Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentleri olmuştur. İlk Osmanlı sarayı Bursa'da yaptırılır ancak Timur ordularının ateşe vermesi sonucu yanar. Edirne'de I. Murat zamanında Eski, II. Murat zamanında Yeni Saray inşa ettirilir. Sarayın etrafında köşkler ve kasırlar yer alır. Bu saray da günümüze ulaşamaz. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul'da yaptırılan ilk saray da bugün mevcut değildir. Fatih döneminde Sarayburnu'nda Topkapı Sarayı'nın ilk ve bazı bölümleri oluşturulur. Kasırlar, köşkler, camiler, mutfaklar, çeşmeler, harem dairesi gibi 19. yüzyıl sonlarına kadar yapılan ilaveler sonucu saray bugünkü durumunu alır. Avlulardan birindeki Çinili Köşk Fatih dönemindendir ve Selçuklu geleneğini yansıtan çinilerle kaplıdır. Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde Batı'daki örneklerine göre yeni saraylar inşa ettirilir... 

Dolmabahçe Sarayı

13 Eylül 2009 Pazar

Myrelaion Manastır Kilisesi'nden Bodrum Cami'ne

İstanbul'un Bizans döneminden kalan pek çok kilisesinden biri olan Bodrum Cami, döneminde Myrelaion olarak isimlendirilmişti. Şehri ziyaret eden Gyllius'a göre Vlanga'nın bahçelerinin kuzeydoğusunda yükselen tepe, eski Thedosius limanı alanı Myrelaion olarak biliniyordu. Myrelaion şehir tarafında ve Marmara denizi yönüne doğru yer alıyordu. Bölgede inceleme yapmış olan Millingen buradaki evin Constantine Copronymus (740-775) için yapıldığını ve 8. yüzyıldan önce de mevcut bulunduğunu belirtir. İmparator 1. Romanus Lecapenus 920-922 yılları arasında binayı restore ettirir ve yeni sarayın yanına başkentteki Yunan Haçı planının en erken örneklerinden biri olan manastır kiliseyi kurdurur. Alt katta Romanus'un karısı, oğlu, kızı ve kendisi gömülüdür... 

Myrelaion Manastır Kilisesi'nden Bodrum Cami'ne

II. Bayezıd döneminde (1481-1512) camiye dönüştürülen Myrelaion 1784 ve 1912 yangınlarında zarar görür. 1930'lu yıllardan itibaren kazı ve araştırmalar yapılır. 1964-65 yıllarında İstanbul Arkeoloji müzesi tarafından restore edilir. Restorasyon sırasında yapının taş işi büyük ölçüde değişir ve yeni beton tuğlalarla kaplanır. Testere dişli bölümler ortadan kalkar. Myrelaion Manastır Kilisesi hakkındaki arkeolojik rapor eksiktir ve düzgün değildir. Van Milligen ve Ebersolt'un incelemeleri binanın cami olarak kullanıldığı zamana aittir. Talbot Rice kazılar sonucu üstteki kilisenin 11. yüzyıla, alttakinin ise 7. yüzyıla ait olduğunu bildirir. 1965 yılında Striker kazı sırasında alt ve üst kattaki kiliselerin taş işçiliğinin farklılığına rağmen kesinlikle çağdaş olduklarını saptar. Çanak çömlek buluntuları Striker’i haklı çıkarır. Striker bundan başka, alt kattaki kilisenin işlevinin dini olmadığını ispatlar. Binayı saray seviyesine kaldırma gibi bir görevi vardır. Yüzey çalışmaları bu alanın, Paleologlar devrine kadar kullanılmamış olarak ayakta olduğunu gösterir. Paleologlar devri 4. Haçlı seferi yangınından sonra tamirler zamanıdır. Bu devirde pencereler, baş apsis, kuzey ve güney haç kolları yeniden gözden geçirilir. 

Myrelaion zamanında önemlidir. Güzel bir şekilde dekore edilmiştir. Zengin mozaikleri, mermer dış kaplama duvarları ve tonozları destekleyici mermer sütunları vardır. Tüm bu dekoratif öğeler kaybolur ama orijinal inceliğini koruyan tonozlar bugüne kadar gelir. En son 1980'li yıllarda yeniden restore edilip cami olarak ibadete açılır.

Myrelaion Manastır Kilisesi'nden Bodrum Cami'ne

Laleli’de binalar arasında sıkışıp kalmış durumdaki yapı, bugün Bodrum Mesih Paşa olarak anılır. Dikdörtgen bir alanı kaplayan küçük, kapalı yunan haçı planında bir kilisenin altında Roma’dan kalma merkezi planlı bir sarnıcı vardır. Caminin ön kısmına eklenen camekanlı bir bölüme giriş yandan sağlanır. Minare kapısı da buradadır. İçeri girince esas kilise planında yer alan nartekse geçilir. Üçlü bir bölümlenmenin olduğu bu kısımdan iki paye üzerinde yükselen üç kemer açıklıkla naosa girilir. Narteksin daha geniş tutulmuş orta bölümü kubbemsi tonozla, iki yan bölümde çapraz tonozla örtülüdür. Haç planın algılandığı kısımda bir mekan içinde, dört serbest ayak üzerinde yuvarlak kemer ve pandantiflerle geçilen dilimli kubbe yer alır Dilimlerin her birinde sekiz pencere bulunur. Haç kolları ve köşelerde kalan kısımlar yuvarlak kemer üzerinde çapraz tonozludur. Doğudaki haç kolu ile apsis arasında çapraz tonozlu bemanın iki yanında, apsisin kuzey ve güneyindeki pastaforion odaları -din görevlilerinin eşyalarını koydukları yer- ve apsis üzerinde kubbemsi tonozlar görülür. Bemadan pastaforion odalarına kemerli açıklıktan geçilir. Doğudaki üçlü apsisin ortası daha büyüktür. Yanlar içerden küçük yarım yuvarlak nişler şeklindeyken dışardan üç kenarlıdır
.

Yapıyı kuzey, güney ve batı cephelerinde, dıştan ve içten algılanan duvar payeler sağlamlaştırır. Bu payeler içte dikdörtgen, dışta ise kare üzerine yarım silindir şeklini alırlar. Narteks kısmı iki yanda dışbükey olarak biçimlenmiştir ve bu kısımlarda üstte yarım daire pencere altta dikdörtgen şeklindedir. Haç kollarının en üstünde yarım daire içinde bir pencere, altında ortadaki daha büyük bir pencere yer alır. Haç kollarının yanları daha alçaktır ve burada da üstte yuvarlak olmak üzere iki pencere vardır. Dışardan, minareden bakıldığında örtü sisteminde yunan haçı planı ve kubbenin oturduğu dört ayak belirgindir. Kilise camiye çevrildiğinde, bir mihrap, ahşap bir minber ve dıştan da güneybatı köşesine kesme taştan bir minare eklenir. Kemer içlerine, kubbe ve tonozların ortasına da kalem işleri yapılır
.

Kaynaklar
:

1- Millingen, a. Van, Byzaantine Churches in Constantinople, Macmillan and Co. Ltd., London, 1912, s: 196
2- Matheus, Thomas F., The Byzantine Churches in İstanbul, The Pennsylvania State University Press, Pennsylvania, 1976, s: 209
3- Krautheimer, Richard, Early Christian and Byzantine Architecture, The Pelican History of Art, London, 1965
4- Mango, Cyril, Byzantine Architecture, Harry N. Abrams Incorporated, New York, 1976

Nalan Yılmaz, 10 Şubat 2003, Hürriyet, A
gora
_______________________________________

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir. 
_______________________________________

Hiçlikte Bir An'ın yeni yazıları için buraya tıklayarak e-posta bültenine abone olabilirsiniz.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Piet Mondrian'ın Doğal ve Soyut Gerçekliği

20. yüzyıl başlarındaki pek çok öncü sanatçı gibi Hollandalı Piet Mondrian da (1872–1944) geleneksel sanat anlayışından kurtulup yeni sezgilerle, yeni amaçlarla yeni bir şeyler ortaya koymak gerekliliğine inanır. Biçimsel sorunlar üzerinde durarak görüntülerin ardındaki gerçekliğe ulaşmanın yollarını düşünür. Amsterdam Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitiren sanatçı Hollanda’da kaldığı yıllarda doğacıdır. Natürmortlar, portreler, pastoral sahneler, manzaralar, akşam görünümleri resmeder.