20 Eylül 2013 Cuma

13. İstanbul Bienali

Tophane'de Antrepo 3 nolu binada 20 Ekim'e kadar ücretsiz gezilebilen 13. İstanbul Bienali'nde  Fulya Erdemci küratörlüğünde, Lale Müldür'ün 'Anne ben barbar mıyım?' kitabından alınan başlık altında  kamusal alan, kamusallık ve sanat ilişkisi üzerinde duruluyor. Toplumda baskı altında olanlara odaklanılıp, sanatla protesto ve sanatın gerçek hayatın içinde olduğu gündeme geliyor. Aslında önceden planlandığı gibi bu etkinlik kamusal alanda yapılsaydı daha çok anlam bulacaktı ama Gezi Parkı protestoları sonrası açık alanlar yerine kapalı olanlar tercih edildi. Bienal'in diğer mekanları: Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER, Salt Beyoğlu, 5533. Bu mekanlarda 88 yerli ve yabancı  sanatçının video, yerleştirme, desen, fotoğraf, ses, tuval ve teknik olanaklardan da yararlanıp çok çeşitli malzemelerle oluşturdukları çalışmalarını görebilmek mümkün...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Rönesans'ta Sanat Koruyucuları

Din karşısında aklın egemenliğinin görüldüğü Rönesans’ta dini konulu sanat eserleri yapılmakla birlikte sanatçılar daha özgürdür. Hümanizmin, bireyselliğin ve doğanın önem kazandığı, Antik Çağ’a ilginin arttığı, arayışlar ve keşifler içindeki bu dönemde kiliseden başka sanat koruyucuları arasına zengin tüccarlar da (örn. Alberti’nin saray tasarladığı Giovanni Rucellai, Palla Strozzi) katılır. Ticaretle zenginleşen bu aileler sanatçılara büstlerini, gerçekçi portrelerini, mimarlara evlerini yaptırırlar. Ayrıca dini konulardaki kompozisyonların içinde sanat patronlarının tasvirleri de yer alır. En bilinenlerden biri İtalyan Rönesans sanatının gelişimine katkıları olan banker Medici’lerdir. 15. yüzyılda Avrupa’nın en zengin kentlerinden olan Floransa şehir devletinin başında bulunan ve Platon Akademisi’ni kuran Cosimo Medici sanata ve sanatçılara kapısını açan entelektüel bir yöneticidir. Onun girişimiyle bazı ressamların atölyelerinde din dışı konulu yeni kitaplar resimlenir. Medici kütüphanesi değerli belgelerle zenginleşir. Ekonomide, politikada ve sanatta söz sahibi Cosimo’nun ölümünden sonra ailenin diğer üyeleri de birkaç kuşak mesenliği sürdürür.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Fikret Mualla'nın Ölümünün 46. yılı

İnsanın yaşamındaki doğum ve ölüm arasındaki süreci sadece hüzünle ya da sadece mutlulukla sınırlamak yetersiz bir yaklaşım olur. Hayat, acılarla ve sevinçlerle; doğrularla ve yanlışlarla; adaletle ve adaletsizlikle bir bütün. Zaman içinde biri ön plana çıksa da yerini diğerine bırakabilir. Sanatçılar, şairler, filozoflar, müzisyenler için durum biraz daha farklı. Fikret Muallâ Saygı (1903, Moda – 20 Temmuz 1967, Reillanne) için kısa süreli mutluluk uzun süreli cefa gibi görünüyor. Onunla ilgili ilk göze çarpanlar: bohem* ve trajik bir hayat, kültür ve sanat başkenti Paris’teki ekonomik sıkıntıları, Picasso ile tanışması, deli ve alkolik olarak bilinmesi, dostlarının desteğine rağmen toplumdan kopuşuna ve gönüllü yalnızlığına eşlik eden içkisi ve fırçası… Van Gogh gibi acılarını resimle tedavi eden, yaşantısındaki zorlukları üretkenliğe dönüştüren, herhangi bir sanatsal hareket içinde yer almayan, kişisel özgürlükleri savunan, benzersiz ve içten çalışmaları kendi gerçekliğiyle var olan bağımsız bir sanatçı...

12 Temmuz 2013 Cuma

Story Of Stuff

Kendimizin ve gelecekteki nesillerin sağlıklı ve mutlu yaşaması için: Mecbur kalmadıkça AVM'ye gitmeyelim ve alışveriş yapmayalım. Tüketim çılgınlığının bizi esir almasına izin vermeyelim. Reklamlara, medyanın yönlendirmesine kanmayalım. Dünyanın kaynaklarının harcanmasına, doğanın katledilmesine katkıda bulunmayalım. İşlenmiş, paketlenmiş ve raf ömrü uzun besinlerden uzak duralım. Doğal olana ulaşmaya çalışalım. Bir ürün veya eşya işlevini yerine getiremeyecek duruma gelmeden yenisini edinmeyelim. Wabi Sabi felsefesini benimseyelim :). En önemlisi farkında olalım. Geç olmadan daha çok kişinin anlamasını, görmesini sağlayalım... Biraz düşünerek siz de bu listeye çok fazla şey ekleyebilirsiniz.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...