20 Temmuz 2013 Cumartesi

Fikret Mualla'nın Ölümünün 46. yılı

İnsanın yaşamındaki doğum ve ölüm arasındaki süreci sadece hüzünle ya da sadece mutlulukla sınırlamak yetersiz bir yaklaşım olur. Hayat, acılarla ve sevinçlerle; doğrularla ve yanlışlarla; adaletle ve adaletsizlikle bir bütün. Zaman içinde biri ön plana çıksa da yerini diğerine bırakabilir. Sanatçılar, şairler, filozoflar, müzisyenler için durum biraz daha farklı. Fikret Muallâ Saygı (1903, Moda – 20 Temmuz 1967, Reillanne) için kısa süreli mutluluk uzun süreli cefa gibi görünüyor. Onunla ilgili ilk göze çarpanlar: bohem* ve trajik bir hayat, kültür ve sanat başkenti Paris’teki ekonomik sıkıntıları, Picasso ile tanışması, deli ve alkolik olarak bilinmesi, dostlarının desteğine rağmen toplumdan kopuşuna ve gönüllü yalnızlığına eşlik eden içkisi ve fırçası… Van Gogh gibi acılarını resimle tedavi eden, yaşantısındaki zorlukları üretkenliğe dönüştüren, herhangi bir sanatsal hareket içinde yer almayan, kişisel özgürlükleri savunan, benzersiz ve içten çalışmaları kendi gerçekliğiyle var olan bağımsız bir sanatçı...

Fikret Muallâ’yı babası 1920’de mühendislik eğitimi için İsviçre’ye gönderir. Buradan ayrılıp Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş ve desinatörlük, ardından 1921’de Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimini tamamlayarak Paris’e geçer. Geçim sıkıntısı nedeniyle İstanbul’a döndüğünde opera kostümleri ve dergilere desenler çizer; şiir kitabı ve gazetelere hikâyeler resimler. 1934 yılında suluboya ve desenlerini sergiler. Ayvalıkta bir yıl süren resim öğretmenliği görevinden 1935’te istifa eder. 1939’da Uluslararası New York Fuarı’ndaki Abidin Dino’nun yönetimindeki Türk Pavyonu için İstanbul’un çeşitli görünümlerini konu alan resimler yapar. Aynı yıl babasının ölümünden sonra kalan mirasla (ülkesinde yeterince anlayış göremediğinden) Paris’e döner ancak eğlenceli ve lüks yaşam sürerek kısa sürede parasını bitirir. 20. yüzyıl başlarının Paris’te yaşayan bohemi Modigliani gibi çalışmalarını pazarlarda ve kafelerde çok az bir karşılıkla elinden çıkarıp, hayatını zor koşullarda sürdürür. Aslında bohemliği değil rahatı sever ama yaşam ve yapaylıktan uzak avangard tavrı onu savurarak düzensiz ve uyumsuz biri haline getirir. O bir kent gezginidir, kalabalık içinde kaybolan flâneur’dur. İz bırakmak ve dünya çapında tanınmak umurunda bile değildir. Sadece kendisi olmakla yetinir.

Düşlediği mutlu ve coşkulu yaşam, yalnızlığa son verecek dostluk ve aşk arayışı, hayatı olağan akışı içinde gösteren, sıcak ve soğuk tonların birlikte kullanıldığı şiirsel bir dile sahip resimlerinde canlanır. Kaygısız bir huzur içinde barda sohbet eden ve içki içen** deniz kıyısında güneşlenen, sokakta parkta gezinen, pazar yerlerinde alışveriş yapan, kafede oturan, restoranda yemek yiyen modaya uygun şık giyimli kadın, erkek ve çocuklar, melankolikler, deliler, müzisyenler doğal halleriyle günlük yaşamdan kalabalık sahnelerde izleyici ile buluşur. Bu çalışmalarında güçlü gözlemiyle kentteki insan ilişkilerini yansıtır. Ayrıca natürmortlar, manzaralar, yüzü olmayan nüler, belirgin gözlere sahip portreler, hayvanlar yaratıcılığını ve hayal gücünü ortaya koyan konulardır. Henri Matisse’in renkçiliğinden etkilenen sanatçının yağlıboya, suluboya, guaş, pastel tekniklerinde, kalem ve çini mürekkebiyle oluşturduğu desenlerinde ve grafiklerinde hızlı ve içgüdüsel fırça vuruşlarıyla, parlak renklerle, soyut lekelerle ve kıvrak çizgisellikle öznel, canlı, mizahi ve lirik bir anlatım gözlenir. Bazı kompozisyonlarda arka plan rengiyle ön plandaki figürün giysisi aynı tondadır ve belli belirsiz bir çizgiyle ayrılır. Gerçek yaşamdan alınan sahneler ressamın duyarlılığıyla, sezgilerinin ışığıyla, yumuşayan birbiri içinde eriyen konturlarla, çarpıcı, karşıt ama sakince uzlaşan renklerle, esrik bir rüya âlemine ve güçlü ifadeciliğe dönüşür.  

Fikret Muallâ’nın bunalımlarında, Saint Joseph Fransız Lisesi’nde okurken Moda’daki konağa getirdiği İspanyol gribinin annesine*** bulaşıp genç yaşta hayatını kaybetmesiyle ortaya çıkan suçluluk duygusunun, babasının yeniden evlenmesinin, çocukken geçirdiği bir kaza sonucu hafif topal kalmasının, kardeşinin uçak kazasında ölmesinin ve âşık olduğu kadınlardan karşılık görememesinin payı vardır mutlaka. Ayrıca yaşadığı dönemde iki dünya savaşına tanıklık eden her sanatçı gibi bu durumun ruhunda izler bırakması da olağandır. Polisle başının derde girmesi, içki ve sinir bozukluğu nedenleriyle İstanbul’da, Berlin’de ve Paris’te akıl hastanesinde tedavi olan sanatçı 1954’de Paris’te açtığı ilk sergisiyle büyük ilgi görür ve tüm tabloları satılır.  Son yıllarında resimlerini alan ve ona bir daire kiralayan Madame Anglés’nin korumasında hayatının en rahat günlerini yaşar. 1962 yılında sarhoş halde Montmartre’de dolaşırken düşmesi sonrasında felç olur. Anglés çifti onu bir bakıcı eşliğinde Alp Dağları’nın güneyindeki Reillanne Köyü’ne gitmeye ikna eder. Beş yıl boyunca yaşamını bu köyde geçirir, resim yapıp Madame Anglés’ye gönderir, böylece geçimini sağlar. Dostlarına sık sık mektuplar yazar. 1967’de bir huzurevinde hayata veda edince kimsesizler mezarlığına gömülür. Kemikleri 1974 yılında eski öğrencisi Emel Korutürk’ün ilgilenmesiyle İstanbul’a getirilir.

“Fikret Muallâ seyyar bir yaşam sürüyordu. Ne bir sehpası ne de bir atölyesi vardı. Resim kılıfı, hem sehpa hem de atölye yerine geçiyordu. Özellikle iri yaptırdığı palto ceplerinden kalemler, fırçalar ve boyalar çıkar, ister kahvede, ister kırda ya da bir otel odasında olsun, işe koyulunca dalar giderdi.” Abidin Dino

Notlar:

*Geçtiğimiz aylarda Tiyatrodor’un ‘El - Bohem Fikret Muallâ’ adlı oyunu sahnelendi.
**19. yüzyıl sonlarında Toulouse-Lautrec, 20 yüzyıl başlarında Picasso Paris’in barlarında, gece kulüplerinde eğlenen veya tek başına bir masada oturup hüzünle içkisini yudumlayan insanlara çalışmalarında yer verdi.
***Alman şair Hölderlin’in, filozof Schopenhauer’ın, Fransız şair Baudelaire’in hayatlarında ‘anne’ yazgılarını belirleyici bir karakterdir.

Kaynaklar:

1-  Aydoğan, Nesrin, Bir Fikret Muallâ Retrospektifi, Türkiye’de Sanat, Mayıs-Ağustos 2005, sayı: 69, s: 28-33
2-  Berk, Nurullah, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Akbank Sanat Kitapları Serisi: 1, Apa Ofset Basımevi, 1972, s: 38, 43
3- Dino, Abidin, Gören Göz için Fikret Muallâ, Cem Yayınevi, İstanbul, 1980
4- Fikret Muallâ Yeni Adam’dan Desenler, 1936-1937, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1993
5-  Özsezgin, Kaya, Cumhuriyet’in 75. yılında Türk Resmi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1999
6- Özsezgin, Kaya, Ölümünün 25. yılında Fikret Muallâ, Artist Plastik Sanatlar Dergisi, Eylül-Ekim 1992, sayı: 14, s: 20-28
7- Tansuğ, Sezer, Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993
8- Kentler ve Gölgeler - Paris - Fikret Muallâ 

Nalan Yılmaz, Fikret Mualla'nın Mutluluk Düşleri, 8 Temmuz 2013, Lebriz Sanal Dergi

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...