5 Haziran 2008 Perşembe

Varka ve Gülşah Minyatürlerinde Kedi Tasvirleri

Varka ve Gülşah Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan 71 minyatürlü Farsça bir el yazmadır ve nakkaşı 58b yaprağında adı yazılı olan Abdülmümin El Hoyi’dir. 13. yüzyıl başlarında Konya’da yapılan minyatürler Anadolu Selçuklu sanatına aittir. Uygurlardan itibaren gelişen üslubun Anadolu’daki devamı olan el yazmanın minyatürleri dönemin en önemli belgelerindendir. Orta Asya Türk tiplerinin görüldüğü resimlerde zamanının süsleme özellikleri de dikkat çeker. Figürler belirgin renklerle sade düzenlemeler içindedir.

Varka ve Gülşah hırs ve haksızlık dünyasında trajediye dönüşen bir aşk hikayesidir. Hikaye Hz. Muhammet’in döneminde Arabistan’da geçer. Ayyuki’ye göre kahramanlar Varka ve Gülşah Beni Şeyh Kabilesi’nin reisleri olan Human ve Hilal adlı iki kardeşin çocuklarıdır. Çocukluklarından beri birbirini seven gençler 16 yaşına geldiklerinde evlenmeye karar verirler. Düğün törenlerinde Gülşah’ın daha önce geri çevirdiği Beni Zeybe Kabilesi reisi Rabi İbn Adnan saldırıp Gülşah’ı kaçırır. Bunun üzerine Varka ve babası savaşmak için Beni Zeybe Kabilesi’nin yaşadığı yere giderler. Varka’nın babası da dahil bazı kişiler ölür. Rabi, Gülşah’ın sevgisini kazanmak için ona değerli hediyeler verir. Gülşah, Rabi’nin hediyelerini ve isteklerini kabul eder ama ondan bir hafta süre ister. Rabi, Varka’yı tutsak edince erkek kıyafeti giyen Gülşah kamptan kaçıp savaş alanına gelir ve Rabi’yi öldürür. Ancak Rabi’nin oğlu Gülşah’ı yeniden kaçırır. Varka, İbn Rabi’nin çadırına saldırıp başını kılıcıyla kesip Gülşah’ı kurtarır. Rabi ve oğlunun tehditlerinden kurtulan aşıklar beraber mutlu bir hayat sürmek isterken Gülşah’ın ailesinin engelleriyle karşılaşırlar. Gülşah’ın ailesi damatlarının zengin olmasını istedikleri için Varka, Yemen kralı olan dayısının yanına servet edinmeye gider. Gülşah’ın ailesi Varka’ya Gülşah’ın o gelene kadar evlenmeyeceğine dair söz vermiş olmalarına rağmen kızlarını altın, gümüş, deve ve köleler karşılığı Şam Şahıyla evlendirirler. Varka döndüğünde, Hilal ve eşi olayı örtbas etmek için Gülşah’ın öldüğünü söylerler hatta içine bir koyun gömdükleri mezar bile hazırlarlar. Çok fazla acı çeken Varka bir süre sonra yaralı olarak Şam Şahı’nın sarayına getirilir. Orada Gülşah’la karşılaştığında Şam Şahı’nın gösterdiği yakın ilgiyi kötüye kullanmak istemez. Acı içinde Allah’tan ölmeyi dileyerek saraydan ayrılır. İsteği gerçekleşince Gülşah onun mezarını bulur ve orada kendi hayatına son verir. Bundan sonra trajedi mucizevi bir şekilde değişikliğe uğrar. Hz. Muhammed aşıklara mutlu bir hayat bağışlar.


Ortaçağ İslam edebiyatında kedi hoş ve güzel olarak görülen bir hayvandır ama karakter olarak çirkin ve güvenilmezdir. Kedi ihanetin ve ruh kirliliğinin sembolüdür. Bu ikilik kedinin yaratılış mitinde de yer alır. Araplar ve İranlılar ilk kedinin aslanın aksırığından yaratıldığına inanırlar. Al Jahiz tarihçilerin ve yorumcuların Nuh’un Gemisi’nde haddinden fazla fare bulunmasından rahatsızlık duyduklarına dair iddialarından söz eder. ‘Böylece aslan aksırdı ve burun deliklerinden bir çift kedi döküldü’. Kisan ‘Onlar tüm kedilerin Adem ve Havvası gibi görünür’ der. Kazvini’nin ‘Acayübül Mahlukat’ında kedi Nuh tarafından aslanın aksırığından yaratılır, böylece hayvanlar kralı sayesinde rahatsızlık veren farelerden kurtulabilinir. Kedi bir aslan görünümüne sahip olsa da aslında fareleri yakalayan bir hizmetçi görevindedir. Ortaçağda İran’da şiirlerde bu taklidin küçük düşürücülüğü güçlü bir şekilde vurgulanır. Kedi aslanın haysiyetinden, cesurluğundan, cüretkarlığından ve asaletinden yoksundur. 
 

Kedi Farsçada gurbe, Arapçada simur, hirr ve gift olarak adlandırılır. Kedinin güzel görünmesi ama değersiz ve hain bir hayvan olmasına Ortaçağ İran edebiyatında sık sık rastlanır. Al Jahiz bir kediyi şöyle tarif eder ‘Kedi asaletsiz ve hırsız bir hayvandır. Hırslı ve haindir. Evin sahibi kediye biraz et atarsa kedi hırsız gibi kararsızlıkla bir odun yığınının veya büyük bir vazonun arkasında onu taşır çünkü irinin elinden almasından korkar.

Kedinin efsanevi özelliklerinden biri de onun hırsıdır. İstediğini elde edebilmek için her aldatıcı yola gider. Bu onun asaletsizliğine örnektir. Nasır Khusrav ‘alçak insanlar aç kediler gibidir, bazen ağlar bazen mırıldanırlar’ der. Şair Saif-i Farghani ‘onlar günlük ekmeklerini çalma niyetinde köpek gibidir, masanın etrafındadırlar’ diye yazar. Abu Saidi Jurgani bir şiirde kedilerin ve kurtların utanmaz hırslarını ve aç gözlülüklerini gösterir. Kedi sahtekar, tatmin olmayan, gözü doymaz, yüzsüz ve hasis bir yapıya sahiptir. Ubaid-i Zakani’nin ‘Kedi ve Fare’ adlı hikayesinde kedi zayıflığa karşı güçlünün haksızlığını, yalandan yapmayı ve aldatmayı temsil eder. Bir fareyi yiyen kedi camiye girer ve dua edip Allah’tan vahşi davranışı için af diler. Caminin minberinin arkasına saklanan diğer fare bunları duyar ve arkadaşlarına kedinin samimiyetine, hoş ve uysallığına dair harika haberler götürür. Mutlu ve sevinçli fare grubu her türlü hediyelerle bu değişen mümine yaklaşır ancak kedi onlara saldırır. Nizami ikiyüzlülük ve hırsla hızlı hareket eden kedinin günlük yiyeceğini nasıl bulduğunu anlatır. Kedinin güvenilmezliği derin bir şekilde kök salmıştır. Rumi ve diğer mistikler için hırs, şeytani ve güvenilmez kişilik kediyi sembolize eder. Rumi’nin Mesnevi’sinde ‘o habersiz avını uyur gibi yaparak en hızlı şekilde yakalar. Yüzlerce şüpheli hareket yapar’ diye yazılıdır. Kedinin en kötü özelliği kendi yavrusuna sırtını dönmesi ve onu yemesidir. Kazvini Acayübül Mahlukat’ta kedinin acıkınca kendi yavrusunu yediğini yazar. Bu şeytani özellik dehşet, hırs ve sert kalpliliğin örneklerini gösterir. Nasir Khusrav ‘bu dünya kötü, yavrusunu yiyen kedidir, böyle bir anneden tüm bağlarını kessen doğru olur’ der.

Ortaçağ’da İran’da kötü olaylara işaret eden kedi Rumi'ye göre ölümün, kehanetlerin ve felaketlerin simgesidir. Kedinin çağrışımları olarak hile, ihanet, hırs, bencillik, güvenilmezlik tüm İran atasözü ve deyimlerinde yer alır: ‘Bir çantada kediye sahip olmak’ yalancı ve hilekar olmayı, ‘birinin kolundan kedi düşmesi’ birinin dertlerinin sona ereceği, ‘bir kedi taramak’ hileye ve sahtekarlığa, ‘kedi yüzüne sahip olmak’ nankör olmayı, ‘kedi dansı yapmak’ birinin yoluna engel koymak anlamına gelir.

Varka ve Gülşah’ın altı minyatüründe kedi tasvir edilmiştir. İlk olarak 28. minyatürde iki kedi silüet halinde İbn Rabi’nin çadırının girişinin yanında, diğeri 33. minyatürde Gülşah’ın ailesi tarafından ayrılmaya mecbur bırakılan aşıkların ağladığı yerde görülür. 


Bir diğeri 47. minyatürde iki kedi  birbirlerinin kuyruklarını ısırırken gösterilir. 


Burada sözünü edeceğimiz minyatürlerden 48. sinde pençesini yukarı kaldırmış oturan bir kedi yer alır. 52. minyatürde bir fareyle oynayan kedi, 59. minyatürde ise iki aşığın bir araya geldiği yerde havada atlayan bir kedi vardır.


Varka ve Gülşah’ın 48. minyatüründe Gülşah’ın arkasında ön ayakları üzerinde duran kedinin pençelerinden biri havaya kalkmıştır. İki eşit kısma ayrılmış minyatürün sağ tarafında Gülşah ve kedi, karşı bölümde Gülşah’ın hizmetçisi ve onun arkasında bitki motifi tamamlayıcı olarak bulunur. Hizmetçi Gülşah’ın elindeki yüzüğü almak üzere eğilirken gösterilmiştir. Hikayeye göre Gülşah Şam Şahı’yla evlenmeden önce Varka’nın ona hatıra olarak verdiği yüzüğü Varka’ya göndermek için bir hizmetçiye verir. Bu yüzük olayların tersine döndüğünü, ihanete uğradıklarını ancak Gülşah’ın suçsuz olduğunu vurgulamak için bir mesajdır. Böylece kedi burada ihaneti simgelemek için yer almıştır. 
 

52. minyatürde de sağ kısımda fareyle oynayan kedi, önünde Gülşah’ın babası Hilal, karşısında ise ağlayan Varka ve onun arkasında da muhtemelen üzüntüyü ve yası simgeleyen bitki motifi görülür. Kedi fareyle oynarken ve onu kuyruğundan tutarken resmedilmiştir. Kedi avıyla ölümcül bir oyun oynar. Gülşah’ın Varka’ya yüzüğü göndermesinden sonra Varka Gülşah’ın sıkıntıda olduğunu anlar ve üzüntü içinde yola çıkar. Amcasının kampına gider. Hilal hırsı yüzünden sadece aşıkların ayrılmasına neden olmaz aynı zamanda Yemen’den dönüşünde Varka’ya Gülşah’ın öldüğünü de söyler. Zavallı Varka’yı mezara götürdüğü yetmezmiş gibi onun bir koyunun bedeni üzerinde ağlamasına da izin verir. Sonunda Varka’yı sakinleştirebilmek için ona güzel bir eş bulmayı talep eder. Bu tabi ki onun kederini ve kaybını daha çok farkına vardırır. ‘Bu mezar benim eşim, başka bir şeye ihtiyacım yok’ der. Ağlamaktan bedeni bir saç teli gibi incecik hale gelir. İslam edebiyatında fareyle oynayan kedi zalim bir oyuncu gibi anlatılır. Bu sahnede kedinin fareyle oynaması Hilal’in Varka’ya zalim davranışına işaret eder.
 

Kedi son olarak 59. minyatürde görülür. Çelişkili bir görünüştür bu. Hikayenin bu sahnesinde Varka ve Gülşah pek çok acıdan ve sıkıntıdan sonra Şam Şahı’nın sarayında sevinç gözyaşları dökerek -aynı zamanda hüzünlü olarak- bir araya gelirler. Minyatürde Şam Şahı’nın sarayında birbirlerini uzaktan gören Varka ve Gülşah’ın sevinçten bayıldıkları an gösterilmiştir. Varka sağ tarafta atının yanında yere düşmüştür. Ortada sarayın kapısı yer alır. Sol tarafta ise yan duran Gülşah ve onun solunda duran kedi görülür. Ayakları yere basmayan kedi havada uzanmıştır. Havada kedinin atlaması şans göstergesidir. Aynı zamanda ‘birinin kollarından atlayan kedi’ ya da ‘birinin kollarından kedi atmak’ deyişlerini hatırlatır. Bunların anlamı birinin sıkıntılarının son bulmasıdır, gerçeğin açığa vurulmasıdır ve kurtuluştur. Aldatmanın sona ermesi ve özgürlüğe kavuşma söz konusudur.

‘Varka ve Gülşah’ta Hayvan Sembolizmi’ adlı kitabında Abbas Daneshvari, el yazmanın minyatürlerindeki hayvan tasvirlerinin özelliklerini pek çok Ortaçağ İslam yazarına, şairine ve edebi kaynaklara dayandırarak açıklamıştır. Kedi, köpek, kuş, tavşan, tavuk, horoz, atmaca, tilki ve çekirge gibi hayvanların sadece dekorasyon elemanı olarak değil tüm bunların ötesinde hikayenin alegorik tasvirleri olduğunu da belirtir. Bu figürler hikayeye paralel bir tema olarak kurulurlar ve metin ile resimlerin anlaşılmasında anahtar gibidirler. Hayvanların anlamları ve temsil ettikleri minyatürlerdeki sahneleri destekleyicidir.

Kaynaklar

1- Aslanapa, Oktay, Türk Sanatı, Remzi kitabevi, İstanbul, 1984
2- Daneshvari, Abbas, Animal Symbolism in Warqa wa Gulshah, Oxford Studies in Islamic Art II, Oxford, 1986
3- Tansuğ, Sezer, Resim Sanatının Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993.
4- Yeni Türk Ansiklopedisi, C.7, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul, 1985

Nalan Yılmaz, Varka ve Gülşah Minyatürlerinde Kedi Tasvirleri, 3 Haziran 2008, Lebriz Sanal Dergi 

*****Bu sayfadaki yazının tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

1 yorum :

  1. Merhaba sayin Nalan hanim
    Yazdiginiz makaleden yararlandim. ellerinize saglik
    Bu nakkas hakta baska bilginiz varsa, bana gonderseniz cok memnun olarim. onun hakkinda bir makale yaziyorum.
    Derin saygilarimla
    Aliriza Mukaddem
    Muqeddem@gmail.com
    Hoy - Iran

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...