27 Haziran 2008 Cuma

Picasso'nun Mavi Dönemi ve Hüzünlü Resimleri

20. yüzyılın avangard ressamlarından biri olan Pablo Picasso’nun (1881-1975) özellikle kübist anlayış öncesi çalışmalarında üzgün figürlere rastlanır. Picasso, 1901’den sonra Barselona ve Paris’teki sanat yaşamında resimlerinde belirgin olarak mavi renge yer verir. Sanatçının bir süre Barcelona-Paris arasında gidip geldikten sonra Paris’e yerleştiği bu dönemde yaşam koşulları iyi değildir. Maddi sıkıntı içindedir. Çok sevdiği bir arkadaşının intiharı da onu etkiler. Resimlerinin konusu olan yoksulları, dilencileri, yaşlıları, çocukları, çaresiz insanları, körleri acı, umutsuzluk ve üzüntü içinde tasvir eder. Mavi dönemindeki çalışmalarında hüzün ve melankoli hakimdir. “Tabloda tek renk kullanımı üzerine Goethe 1810 yılında şunları yazmıştır: Mavi hristiyan sanatında Tanrısal olanı sembolize eder. Dünyevi olmayanı aynı zamanda melankolik ruh halini de simgeler. Aslında gökyüzünün rengi olan mavi çocukluğundan itibaren Picasso’nun en sevdiği renkti (1). Bu rengi, ilk dönem resimlerinde güçlü duyguları ve hüznü ifade edebilmek için kullanır. Mavi çıplak'ta -1902-  Van Gogh’un ‘Hüzün’ adlı çalışmasındaki gibi oturan çıplak bir kadın arkası dönük resmedilmiş. Siyah saçlı kadın kollarını sağ dizi üzerinde kavuşturmuş ve başını kollarının arasına almıştır. Başı eller veya kollar arasında tutmak, Picasso’nun resimlerini sevdiği Munch’da da çok görülen bir ifadedir ve melankolik, üzgün ruh halini simgeler. Mavi tonların ağırlıkta olduğu kompozisyonda figürün konturları sert ve belirgindir...

1902 tarihli Melankolik Kadın'da yüksek arkalıklı bir kanepede mavi giysisi içinde kollarını karnında kavuşturmuş tek başına oturan bir kadın vardır. Siyah saçlı kadının bakışları sabittir. Düşüncelidir, bulunduğu ortamdan soyutlanmış ve nerede olduğunun farkında değil gibidir. Düşler içinde olduğu için melankoliktir. “Melankolik insanlar arada durmayı severler; çünkü burada yaşamın çift zenginliği hakimdir: Bu bir her şeye açık oluş anıdır, böyle mi yoksa öyle mi sorusu ise sadece korkutur. Yaşam mı ölüm mü dualist ve depresif bir sorudur; hem yaşam hem ölüm, melankolik bir yanıt(2). Buradaki kadın da aradadır. Bir karar anındadır ve durumu geçicidir. O tatlı düşüncelere dalma, soyutlanma, her şeyden kopma anındadır. Başka dünyalar içinde gezinen bu tarz hülyalı kadın figürleri daha önceki yüzyıllarda da ele alınan bir konudur. 16. yüzyılda Dürer’in, Cranac’ın, 19. yüzyılda romantiklerin, Ön-Rafaellocuların ve sembolistlerden Edvard Munch’un bu tür tasvirleri vardır.
 
Picasso’nun Barselona’da yaptığı resimlerinden biri de -1903- Yaşam’dır. Arka planda oturan, birbirine sarılmış çıplak figürlerin olduğu bir desen; onun altında çömelmiş, elleri ve başı dizlerinde, kederli birinin görüldüğü bir başka desen asılıdır. Ön plandaki aşık çiftin karşısında kucağında bir çocuk bulunan üzgün orta yaşlı bir kadın vardır. Kompozisyon mavi, gri tonları, yer yer beyaz ve siyah renklerle oluşturulmuştur. Hakim renk mavidir. Ayakta duran genç erkeğin ve kadının ifadeleri dalgın ve düşüncelidir. Birbirlerine sarılmışlar ama mutlu görünümden çok hüzünlü, çaresiz bir ifade dikkat çeker. Yoğun acı ve keder sahnenin tümüne yayılmıştır ve bu durum renklerle de vurgulanıp güçlendirilmiştir. Yüzlerde yaşamı, canlılığı simgeleyen renkler değil ölü ve soluk renkler kullanılmıştır. Bu çalışmada cinselliğin kötümser bir hale dönüştüğü görülür. Cinsellik insanın kaderidir ve kaçınılmazdır. Bu dönemde yaptığı resimlerinde figürler incelip başkalaşarak dünyadan öte, gerçekdışı görünüme ulaşır. Diz çökmüş dilenci kadın'da -1902- yerde, duvarın dibine oturmuş bir kadın görürüz. Kadın üzerindeki örtüye sarınmış ve başını eğmiştir. Gözleri kapalıdır. Duruşu çaresizliğini ortaya koyar. Kıvrımlı giysisi altında büzüşmüş, hareketsiz bedeni de bunu güçlendiren bir etki yaratır.

Absinthe drinker’da -1901- önünde içki şişesi ve kadehi duran, eli çenesinde, mavi giysili düşünceli bir kadın yer alır. Bakışları dalgındır. Bulunduğu ortamda değil, bambaşka bir dünyadadır. Absent özellikle 19. yüzyılda Fransa’da bohem çevrede yaygındır. Sanatçılara ilham verdiğine inanılan bu sert içki epilepsiye, ataklara ve halüsinasyonlara neden olur. 1902 tarihli aynı adlı yandaki resimde üzerinde içki kadehi duran yuvarlak bir masanın kenarına oturmuş ve giysisine sarınmış başı öne eğik, gözleri kapalı bir kadın yalnız ve kederli bir görünüm içindedir. Kompozisyonda bu durumu güçlendiren yine mavi rengin tonlarıdır. Yaşlı gitarist -1903- ise koyu renkleriyle dikkat çeker. Figürün başı eğik, ifadesi hüzünlüdür. Yaşlı adam ince uzun bir surata, parmaklara ve bedene sahiptir. Fiziksel görünümdeki bu zayıflık yoksulluğunu, güçsüzlüğünü, çaresizliğini de açığa vurur. Beyaz saçları, yüzü, elleri ve ayakları resmin en aydınlık bölümleridir. 
1903 yılına ait Trajedi mavi ve kahve tonlarla dikkat çeken yalın bir çalışmadır. Deniz kenarındaki kadın, erkek ve çocuktan oluşan çıplak ayaklı figürler anıtsal bir görünümdedir. Karşılıklı duran kadın ve erkek kollarını kavuşturmuş halde yere bakarlar. Sanatçının 1901-1904 arası resimlerindeki figürlerin kolları genellikle karınları üzerinde kavuşur. Bu duruş zorlayıcı bir sıkıntıyı, tehditi ve düşünceli hali pekiştirir. Trajedi'de melankolinin, soyutlanmanın, yoksulluğun güçlü bir ifadesiyle karşılaşırız. Yine mavi dönemden bir başka resim Ütücü kadın’dır -1904-. Başı eğik, ince yapılı kadın iki eliyle ütünün sapını tutarken eğilmiş vücudu ve yüzü ütüye dönüktür. Üzgün görünen kadının gözleri koyu bir lekeyle çevrilidir. Çenesi sivridir. Koyu renk saçları üstten topludur. Beyaz, gri ve kahve tonlarındaki kompozisyon bir hareket hali gösterilse de durgun ve hüzünlüdür.




Sanatçının ölüme, acıya, umutsuzluğa yakın duran, yenilmiş figürleri konu olarak seçtiği mavi döneminden sonra çoğunlukla soytarıları, sirkte çalışanları, oyuncuları resmettiği daha az melankolik olan pembe dönemi gelir. Pembe dönemin ardından Picasso iki boyutlu düzlemde üçüncü boyut arayışlarına girerek kübizmin oluşmasına öncü olur. Ev eşyalarında, müzik aletlerinde, natürmortlarda ve portrelerde cisimlerin parçalanıp, dışa katlanıp, açılıp, önden, arkadan, yandan gösterilmesi söz konusu olur. Nesneyi görüldüğünün ve algılandığının ötesinde düşünüldüğü gibi de resme geçirir.  1937 yılında yaptığı Ağlayan Kadın’da ruhsal acıyı kübist anlayışa uygun olarak vermiştir. Yüzde çarpıtma ve kırılma görülür. Üzgün kadının acısının yoğunluğu şiddetli fırça vuruşları ve sert renklerle belirginleştirilmiştir. Ağız ve dişlerin çevresindeki mavi ve beyazlar dikkat çeker. Acıdan ve üzüntüden parçalanmış gözlerden akan yaşlar fark edilebilmektedir. Bu resim aynı yıl yaptığı İspanyol iç savaşında öldürülen kadın ve çocukların gösterildiği Guernica’yı çağrıştırır. 

Paris Dünya Sergisindeki İspanyol pavyonu için yaptığı anıtsal duvar resminde Picasso, Guernica adlı küçük bir Bask kentinin bombalanmasını göstermiştir. Bağıran ve parçalanmış figürler kübizm anlayışına uygun olarak önden, yandan bakılarak değişik görünümleriyle verilmiştir. Bütün yüzeye yayılmış olan figürler birbirlerinin üzerine yerleştirilmiştir: başı yukarıya dönük haykıran, kucağında çocuğu olan anne, yerde bir mızrakla vurulan bir adam, solda yukarıda bir boğa, yanında kuş, ortada acı çeken bir at, yukarıda bir lamba, resmin sağ kısmında üstte elinde bir gaz lambası tutan kadın, altında koşmaya çalışan bir başka kadın, arkasında ellerini havaya kaldırmış feryat eden başka biri. Biçimlerde çarpıtma, vücut oranlarında abartı vardır. Sanatçı "boğanın şiddeti, atın da halkı simgelediğini" söylemiştir. Sadece siyah, beyaz ve gri renklerle kompozisyonun oluşturulması dramatik etkiyi arttırır. 20. yüzyılın trajedisinin sembolü olan bu resimde Picasso “bir takım eylemleri ve simgeleri anıtsal bir düzenlemeyle bir araya getirmiştir. Havasız ve mekansız olan resimde elektrik ışığı, gaz lambası ve yangın resme hemen hemen hiç ışık vermez gibidir(3). Picasso, savaşın dehşetini ve acıyı gösterdiği Guernica dışındaki resimlerinde yer verdiği nesnelere ve figürlere kendileri dışında bir anlam yüklemediğini belirtmiştir.
Notlar
(1) Wiegand, Wilfried, Picasso, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1985, s: 51
(2) Binkert, Dörthe, Melankoli Kadındır, çev: İ. İlgan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, s: 51
(3) Lynton, Norbert, Modern Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1991, s: 193
NALAN YILMAZ, 2001
Bu yazım  14 Ağustos 2005 tarihinde Hürriyet Agora'da ve Türkiye'de Sanat dergisinde (Chirico ve Picasso’nun Resimlerinde Melankoli, no 71, Kasım/Aralık 2005, s: 52-57) yayınlandı. Gözden geçirilip yeniden düzenlenmiş ve geliştirilmiş son hali ise lebriz sanal dergi'de 17 Mayıs 2010.

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2014 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...