3 Ekim 2009 Cumartesi

Gerçeğin Sınırında ve Ötesinde Bulanıklaşan Düşünceler


Nesne; fazlalıklarından kurtulduğunda gösterir kendi gerçeğini. İşte o zaman ona yeniden bakmak gerekir daha önce binlerce kez bakılmış olsa da. Görebileni şaşırtır şeffaflığı ve sadeliğindeki yüceliği.

Sadelik ve teklikteki gizem sonsuzdur. Kaos ve kargaşa ise zihni yorar, karışıklığa neden olur. Bu da asıldan, öz olandan uzaklaştırır.


Bulanıklıklar, netleşmeyen belirsiz dünyalar, gözlerde huzursuzluk yerleşmişken ümitler kaybolur ardında çaresizliği bırakarak. Gerçek ve düş birbirinin içine geçer ve ayırmak zorlaşır.


Gerçek bazen tam olarak kendini ortaya koymaz. Gerçek sanılan görünüş aldatıcı olabilir. Sert bir kaya ya da duvar arkasında korunmasız olanı barındırır. Duvar veya kaya savunmaya yönelik bir kalkandır ve güçsüz bir varlığı saklar.


Müziğin içindeki renkler, renklerin içindeki notalar, tonların uyumu duyguların ötesine götürür...

28 Eylül 2009 Pazartesi

Baş Aşağı Figürleriyle Georg Baselitz

1938 yılında Deutschbaselitz’de doğan Hans-Georg Kern, 14-15 yaşlarında bazıları fütüristik tarzda olan portreler, manzaralar, natürmort ve dini konulu resimler yapar. Doğu ve Batı Berlin Akademilerinde öğrenim görürken Dadaistleri, Sürrealistleri ve diğer Avrupalı modern sanatçıları inceler. 16. yüzyıl Alman ahşap baskılarından ve Afrika heykelinden, Wassily Kandinsky’nin ve Kazimir Malevich’in teorilerinden, Friedrich Nietzsche, Charles Baudelaire, Comte de Lautréamont ve Antonin Artaud’un yazılarından etkilenir. Nazi mirasından dolayı yaralı Alman ressamlar geleneğine bağlı olan ve doğduğu kente atıfta bulunarak adını Georg Baselitz olarak değiştiren sanatçı 1961 ve 1962’de Pandämonium manifestosunu yayınlar. 1962’de evlenir ve akademik çalışmalarını tamamlar.


20. yüzyılın en önemli gravür ustalarından biri olan Baselitz, 1963 yılında Batı Berlin’de Werner ve Katz galerisinde sert karışık imgeli resimlerini sergiler. Bölünmüş bir kent olan ve kültürel öncülüğünü yeniden kazanarak Alman sanat merkezlerinin en önemlilerinden biri haline gelen Berlin’deki bu ilk kişisel sergisinde, sembolik olarak vücut bölümleri ve cinsel görüntüler içeren resimleri skandal yaratır ve polis tarafından kaldırılıp el konulur. İki yıl sonra geri alır. Almanya’ya özgü bir sanat yapmak istediği için ne toplumcu gerçekçiliği ne de lirik soyutlamayı benimser. 1950’lerin sonu ve 60’ların başında soyut sanatın karşısında durur ve onun yerine kökleri Art Brut’e ve zihinsel hastalıkları ele alan psikotik sanata dayanan kişisel, ifadeci figüratif sanatı getirmeyi amaçlar. “Bir fikir ile başlarım ama çalışırken resim kendisi ilerler. O zaman fikir ve kendiliğinden ilerleme arasında bir mücadele oluyor ve resim kendisi için savaşıyor.” Asi adlı resminde kendisini alışılmadık biçimde, kaba elli ve hantal vücutlu romantik bir anarşist ve anti kahraman gibi gösteren sanatçı 1965’de bir yıl boyunca Floransa’da kalır ve 1966’da Berlin’deki bir sergisi için ‘Büyük Arkadaşlar’ adlı manifestosunu yayınlar.

25 Eylül 2009 Cuma

Dolmabahçe Sarayı Cephe Süslemeleri

Sarayın ana yapısı üç bölümden oluşur; Mabeyn-i Hümayun, Muayede Salonu ve Harem-i Hümayun. Planda birbirinden ayrı olan bu üç bölüm cephe düzenlemeleriyle bütünleşmişlerdir. Bütün sarayda olduğu gibi bu cephelerde de 19. yüzyılın eklektisizm akımının özellikleri görülür. Rönesans, Barok, Neo-klasik akımların özellikleri birlikte ele alınmıştır.

Dolmabahçe Sarayı, Mabeyn-i Hümayun

23 Eylül 2009 Çarşamba

Dolmabahçe Sarayı Kapı Süslemeleri

Sarayın dışı ve cephesi Marmara mermerinden yapılmıştır. Abdülmecit Avrupa sarayları gibi bir saray istediğinden mimarı bu yapıları görmüş olanlardan seçmiştir. Plan olarak Batı sarayları örnek alınmamış olsa da, dış ve iç dekorasyonda Batı üslupları kullanılmıştır. Fransız yazar Teopile Gautier 1854 yılında Dolmabahçe'nin inşası sırasında İstanbul'u ziyaret eder. Bitmemiş olan sarayı gezer ve daha sonra sarayın hangi stile uygun olduğunu söylemenin güç olduğunu yazar. "Ne Yunan, ne Roma, ne Rönesans, ne Arap, ne de Türk. Anıtsal cephesi daha çok İspanyol tarzındadır. Fransızca konuşan mimar 14. Louis stilinde döşenmiş sarayı gezdirdi. Versailles Sarayı'nın gösterişinin burada örnek alındığı bellidir" (1). Cephe düzenlemesinde tek bir üsluptan söz edilemeyeceği doğrudur. Rönesans, ampir, barok, rokoko, neo-klasik gibi tarzların ve antik öğelerin bir arada kullanıldığı eklektik bir yapıdır.
 

20 Eylül 2009 Pazar

Eklektik Tarzıyla Dolmabahçe Sarayı

Sırasıyla Bursa, Edirne ve İstanbul Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentleri olmuştur. İlk Osmanlı sarayı Bursa'da yaptırılır ancak Timur ordularının ateşe vermesi sonucu yanar. Edirne'de I. Murat zamanında Eski, II. Murat zamanında Yeni Saray inşa ettirilir. Sarayın etrafında köşkler ve kasırlar yer alır. Bu saray da günümüze ulaşamaz. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul'da yaptırılan ilk saray da bugün mevcut değildir. Fatih döneminde Sarayburnu'nda Topkapı Sarayı'nın ilk ve bazı bölümleri oluşturulur. Kasırlar, köşkler, camiler, mutfaklar, çeşmeler, harem dairesi gibi 19. yüzyıl sonlarına kadar yapılan ilaveler sonucu saray bugünkü durumunu alır. Avlulardan birindeki Çinili Köşk Fatih dönemindendir ve Selçuklu geleneğini yansıtan çinilerle kaplıdır. Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde Batı'daki örneklerine göre yeni saraylar inşa ettirilir... 

Dolmabahçe Sarayı