20 Temmuz 2015 Pazartesi

Sanat Tarihinde Ekfrasis

Ekfrasis en basit tanımıyla bir görsel sanat çalışmasının yazılı veya sözel anlatımıdır. Görseli açıklamanın ve Batı sanatıyla ilgili yazmanın özel ve en eski örneği olan ve ek ile phrasis kelimelerinden türeyen sözcük Yunanca kökenlidir. Görüntü ve yazın arasında bağ kuran ekfrasis detaylı ve derinlemesine anlatmak anlamına da gelir. Amaç tanımlanan görünüşü okuyucunun karşısındaymış gibi algılatmaktır. Antik dönemde herhangi bir şeyi açıklamak olarak da kullanılır. Bazen söz edilen şey hayalidir; yazarın hayal gücü ve yazma yeteneğiyle var olur. Okuyucu veya dinleyici için konunun gerçek ya da uydurma olmasının önemi yoktur. Genellikle metinler sanat tarihsel ifadeler gibi olmak zorunda değildir. Retorik derslerinde öğrencilerin düşünme ve yazma alışkanlıkları oluşturması içindir. Retorikçiler zamanla resim, heykel ve mimari gibi konuları daha çok tercih ederler.

Antik dönemde Yunanlı filozoflar Sokrates, Platon, Aristoteles ekfrasisi gerçek dünyadaki bir nesnenin sanat yapıtıyla ifade edilmesi olarak ele alırlar. Sokrates Phaidros ile söyleşisinde yazı yazmayı resim yapmaya benzetir. "Ressamın yapıtı gerçeğin kendisi gibi gözlerimizin önünde durur ama onu sorgularsan, derin sessizliğini korur. Yazılı kelimeler için de böyledir aslında. Akıllılarmış gibi seninle konuşurlar ama anlattıkları hakkında daha fazla bir şeyler öğrenmek için soru yöneltirsen söylediklerini sonsuza kadar yinelerler." Ressam şekil ve renklerle bir nesneyi taklit ediyorsa, o nesneye ad verilerek de ses, hece ve kelimelerle özleri taklit edilir. Şiir ve resim birbirini tamamlar. Platon’a göre ressam ağaç resmi yaptığında bu varlık bakımından üçüncü sıradadır ve o yüzden değersizdir. İlk sırada zihinde kavranabilen idea vardır, daha sonra onun kopyası ve görünüşler dünyasına ait olan ağaç yani nesne ve son olarak da onun da kopyası resimdeki ağaçtır. Resim görünenin yansımasıdır. Bu da taklit yani mimesis’ten başka bir şey değildir. Platon için gençlerin yetiştirilmesinde araç olan sanat eldekinin biçimlenmesidir.  

Aristoteles içinse sanat -aynı zamanda zanaat, tekhne*- bir yaratış ortaya koymayı sağlayan yetenektir. İnsanın edinimleri: bilmek, istemek ve poiesis** dir. Sanat da sadece taklit değil aynı zamanda yaratım olan mimesis -sanatçı ve yapıtı arasındaki ilişki- ile başlayıp katharsis (arınma - sanat eseri ve alımlayıcı arasındaki ilişki- ile son bulur. Nesnenin kavranışı sonucunda ruhsal arınma gerçekleşir. Aristoteles de sanatı mimesis olarak görür ama ona göre sanat yararlıdır ve bir amacı vardır. “Ozan tıpkı ressam veya başka herhangi bir biçim verici sanatçı gibi taklit edici bir betimleyicidir.”(Poetika, 25. bölüm)

Ekfrasis geleneği tarihi şiirselleştiren ozan Homeros’un İlyada’sının onsekizinci bölümünde ayrıntılı şekilde anlatılan ve topal tanrı Hephaistos’un yaptığı beş halkalı ve çeşitli figürlerle bezeli eşsiz Akhilleus’un kalkanına kadar dayanır. Şiir içinde tarif edilen malzeme ve görsel detaylar gerçek değil kurgudur. Buna rağmen anlatımın gücü ve kullanılan sözcükler metal kalkanı hayranlık verici ve hareketli bir görüntüye dönüştürür. Kalkanın yapılış aşamaları anlatılırken okuyucu da bu sürece katılır. “…Tanrı kalkana koca salkımlar yüklü bir bağ koydu / altından güzel bir bağdı bu / kara kara üzümler sarkıyordu / salkımlar gümüş sırıklara yaslıydı boydan boya…” Hesiodosa ait olduğu sanılan şiirde yine maden işlerinde usta olan demirci ve ateş tanrısının değerli metallerle yaptığı Herakles’in kalkanı da son derece canlı tarif edilir.

Roma Dönemi’nde Yunanlı sofist retorikçilerin el kitabı Progymnasmata’da ekfrasis bir nesnenin, doğanın, olayların etkili bir dille anlatılmasıdır. Limnili retorikçi Philostratus resim sanatına duyduğu ilgiden dolayı, yazılarında mitolojik konulu resimlerden bahsederken kendi şiirsel yorumlarını da katar. Edebi retoriğin konusunu resimden alması gerektiği üzerinde durur. Yazı ile resim birlikteliğinde önemli bir dönemi başlatır. Yunanlı sofist Kallistratus 4. yüzyılda Ekphraseis adlı kitabında mitolojik karakterlerin heykellerinden esinlenen övgü dolu şiirsel metinler yazar. Vergilius ‘Aeneas’ adlı epik destanında Kartaca’daki bir tapınaktaki Troya savaşıyla ilgili duvar resmini ayrıntılarıyla betimler. Romalı şair Horatius ‘Ars Poetica’da resmin sözsüz şiir olduğunu belirtir. “Şiir de resme benzer -ut pictura poesis-. Kimine yakından baktığın zaman hoşlanırsın, kimine uzaktan bakınca. Kimisi yarı aydınlıkta bakılmak ister, kimisi de, eleştirenin titiz gözlerinden korkmadığı için, ışıkta! Kimini bir defa okusan hoşuna gider, kimini on defa okusan, yine tadına varamazsın.”

Araştırmamın tamamı lebriz sanal dergi'de

*****Bu sayfadaki yazının tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...