20 Şubat 2015 Cuma

20. Yüzyıl'ın ilk Yarısında Paris'te Sanat Ortamı

19. yüzyılın ortalarından itibaren öncü sanatçıların yaşadığı ve modern sanatın temellerinin atıldığı bir yerdir Fransa. Geleneksel sanata ve akademiye tepkiler arttıkça, klâsik resim kuralları yıkıldıkça Paris, 15. yüzyılda Floransa, 16. yüzyılda Roma gibi sanatın kalbinin attığı merkez olur. Bu dönemde Avrupa’da sanatsal etkinliklerin görüldüğü pek çok kent olsa da Paris’in bambaşka bir büyüsü vardır. Fransa diğer ülkelerin sanatçıları için Olimpos’tur. Bütün esin perileri orada yaşar sanki. O nedenle resim ve edebiyat alanında yetenekli kişiler dünyanın sanat merkezinde önemli hocaların atölyelerinde eğitimlerini, üretimlerini sürdürerek Montmartre kafelerinde sanat ile ilgili tartışmalar yaparak bu ortamı solumak isterler. Montmartre sadece ressamların (Pierre-Auguste Renoir, Edgar Degas, Maurice Utrillo, Vincent van Gogh, Henri Matisse, André Derain, Picasso vb...) değil oyuncu, şair, yazar, dansçı, heykeltıraş ve müzisyenlerinde uğrak yeridir. Buradaki kabareler, barlar, kafeler, atölyeler ve bohem hayat yeni zenginleri de kendisine çeker. Fransız ressam Henri Toulouse Lautrec, Moulin Rouge ve diğer kabarelerin ve yıldızlarının afişlerini yapar. 19. yüzyıl eski dönemlerin tersine çoğunlukla ölümünden sonra değerlendirilen ilerici sanatçıların çağıdır. 

Sanat kokan Montmartre 20. yüzyıl başlarında yerini yavaş yavaş Montparnasse’a bırakır. Görsel sanatlarla uğraşan tanınmış veya umudu ve çabası olan sanatçıların içinde yaşadığı bir başka kent gibidir kahve ve barlarıyla ünlü Montparnasse. Kimi zaman zorluklar ve yoksulluk içinde bohem bir hayatın yaşandığı bir yerdir. Henri Matisse, Pablo Picasso, Guillaume Apollinaire, Fernand Leger, Marc Chagall, Max Jacob, Amedio Modigliani, Ezra Pound, Marcel Duchamp, Constantin Brancusi, Juan Gris, Diego Rivera, Alberto Giacometti, André Breton, Salvador Dali, Jean Paul Sartre, Henry Miller, Samuel Beckett, Joan Miro, Ernst Hemingway gibi sanatçılar kısa veya uzun süre burada kalırlar.


20. yüzyıla gelindiğinde tarım kültürünün yerini endüstri kültürü alır. Endüstri çağı insanının dünyasının ve yaşam tarzının tasarlanması ve biçimlenmesinde sanatçıların rolü büyüktür. Bu dönem sanatçıları tekniğin olanaklarıyla insanın hizmetinde olacak yeni bir dünyayı oluşturmada öncü olurlar. Akademi yaşamdan kopuk ve yaratıcılıktan yoksun sayıldığı için sanat eğitimi atölyelere kayar. Paris’te genç sanatçılar Lhote, Léger, Gromaire gibi sanatçıların atölyelerini tercih ederler. İzlenimcilik büyüsünü yitirir ve illüzyon olarak nitelendirilir. Ressamlar İran minyatürleri ve halılarına, Kuzey Afrika çinilerine, heykellerine, maskelerine, ilkel sanata ilgi duyarlar ve incelerler. O zamana kadar Afrika heykellerinin sanat değeri olduğu düşünülmemiştir. Sosyal işlevlere sahip ve dinsel törenlerde büyü objesi olarak kullanılan bu heykeller 1906’dan sonra uygar toplumda üretilmiş gibi kabul görür. Bu objelerde biçim anlam ve ifadeden sonra gelir.


Gertrude Stein, 19. yüzyılda resmin yalnız Fransa’da Fransızlar tarafından yapıldığını bunun dışında resim diye bir şeyin olmadığını, 20. yüzyılda ise gene Fransa’da fakat İspanyollar tarafından yapıldığını belirtir. Paris dışında bir takım yaklaşımlar olsa da onlar da Paris ile bağlantı kurmaya çalışırlar. 19. yüzyılda Alman ressam grubu Nazarenler, İngiliz Pre-Rafaelitler yine İngiltere’de Arts and Crafts hareketi Fransa dışında ortaya çıkıp etkinlik kazanırlar. 20. yüzyıl başlarında sanat dünyasında hala Paris etkilidir bu doğru ama başka ülkelerde de hareketler görülür. Almanya’da Ekspresyonistler ve endüstri, tasarım, sanat ve üretimin aynı çatı altında toplandığı Bauhaus Okulu, İtalya’da Fütüristler ve Metafizik Resim, İsviçre’de Dadaistler, Rusya’da Konstrüktivistler, Süprematizm, Hollanda’da De Stijl grubu yanı sıra bireysel tutumlar modern sanatın oluşumunda ve gelişiminde önemlidir. Tüm bu yaklaşımların içinde yer alan sanatçılar kendi ülkelerinin dışında Paris’te de çalışmalarda bulunurlar, sergiler açarlar. Paris hala çeşitli ülkelerden sanatçıların buluştuğu odak noktasıdır. Avrupalı eleştirmenler içinde ağırlığını korur.

 Marcel Duchamp
 Giacomo Balla
İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da sanat açısından şartlar zorlaşır. Sadece İngiltere biraz daha iyi durumdadır. Soyut sanatçılar çalışmalarını sürdürürler. Savaş sonrası Paris’te sanatsal üretimde rastlantısallığı öngören Taşizm ve sanatçının ruhsal durumunu planlamadan dışavurmasını savunan Kobra akımları ortaya çıkar. Sanat piyasası 1940 yılından sonra ABD’ye kayar. Önemli sanatçılar bu ülkeye yerleşmeye başlarlar. Amerika’da sanat pazarı güçlenir. Avrupa’dan giden sanatçılar Soyut Ekspresyonizm’in öncülüğünü yaparlar. New York, Paris’ten sanat başkentliğini devralır. Yeni sanat anlayışları artık Amerika’da ortaya çıkıp dünyaya yayılır. Yine de günümüzde dünyanın pek çok ülkesinden sanatçılar yüzyıllarca kültür, sanat ve edebiyatla iç içe olan Paris’e ilgi göstermeye ve orada çalışmalarını sürdürmeye devam ediyorlar. 

Bir bölümünü yukarıya aldığım '19. yüzyıl ve 20. yüzyılın İlk Yarısında Dünya Sanatının Çekim Merkezi Paris' adlı yazımın tamamını lebriz sanal dergi'de okuyabilirsiniz.

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...