26 Haziran 2013 Çarşamba

Ayasofya Mozaikleri

Roma imparatoru I. Konstantin’in (306-337) eski bir Yunan ticaret kenti olan Byzantion’u 330 yılında Konstantinopolis adıyla başkent ilan etmesiyle 1000 yıldan fazla sürecek Bizans* İmparatorluğu’nun da temelleri atılır. Aynı yıllarda hıristiyanlık da yaygınlaşır. İstanbul’u saldırılardan korumak için yüksek kulelerle çevrili kara ve deniz surları inşa edilir. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kenti fethetmesiyle Bizans İmparatorluğu son bulur.  Bizans Sanatı’nda Roma geleneği sürmekle birlikte Helenistik kültür ve hıristiyanlık belirleyici unsurlardır. Saraylar, kiliseler, martyrionlar, su kemerleri, sarnıçlar, anıtlar, konutlar; minyatürler, mozaikler, freskler, ikonalar; heykeller, kabartmalar, litürjik eşyalar, fildişi ve madeni eserler bu anlayışlara uygundur. Zamanla doğu sanatının etkileriyle üslupta farklılaşmalar da gözlenir.

Bizans’ın İstanbul’daki en büyük kilisesi ‘kutsal bilgelik’ anlamına gelen Ayasofya’dır (Hagia Sophia). Bugünkü Ayasofya** aynı yerdeki üçüncü yapıdır. Ahşap çatılı bir bazilika olduğu düşünülen ilk kilise 404 yılında yıkılır. İkinci Ayasofya II. Thedosios (415-447) döneminde tamamlanan ahşap çatılı ve beş nefli bir yapıdır. 532 yılındaki bir ayaklanma sonucu bu kilise de yanar. Bugünkü Ayasofya Justinianos tarafından 532-537 yıllarında, zamanının en ünlü mimarları olan Aydınlı Anthemios ve Miletos’lu İsidorus’a yaptırılır. En değerli malzemeler, renkli mermer ve taşlar İstanbul’a taşınarak gerçekleştirilen ve yapımında yüz ustanın, on bin işçinin çalıştığı kilise Justinianos için gurur kaynağı olur. Açılış günü imparator Süleyman’ın Kudüs’teki tapınağını kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırır. İlk kubbenin çökmesi sonucu yenilenen kubbesiyle 562’de Ayasofya Kilisesi yeniden açılır. Sarsıntılar ve yangınlar sonucu pek çok kez tahrip olan yapı onarılır ve güçlendirilir. 1453’teki fetihten sonra camiye çevrilir. 1934 yılından bu yana da müze olarak ziyarete açıktır. 

Yapı üzeri yaklaşık 32 metre çapında bir kubbeyle örtülü orta nefe, iki yan nefe, apsise, iç ve dış nartekse sahip üç nefli bazilika plan şemasındadır. Orta nef merkezdir ve yan neflere oranla daha geniştir. Yerden 55,60 metre yükseklikteki tuğla kubbenin baskısı kemerler, dört kalın paye, sütunlar, iki yarım kubbe, eksedralar ve tonozlarla karşılanır. Yan neflerde iki katlı galeriler yer alır. Osmanlı Döneminde iç mekâna mihrap, minber, hünkar mahfili, müezzin mahfili, maksureler, çiniler, hat levhaları; dışarıdan ise minareler ve destekleyici payandalar eklenir. II. Andronikos’un yaptırdığı destek duvarlarını Mimar Sinan yenileyip sağlamlaştırır. Çevresine türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, sebil, medrese, kütüphane, imaret gibi yapılar da inşa edilir. 19 yüzyılda İtalyan mimar Fossatti kardeşler kubbedeki çatlakları doldururlar, bazı kurşun kaplamaları yenilerler ve mozaikleri açarak onarırlar. Kubbe kasnağını demir çemberle sararlar. Muvakkıthane de onların eseridir.

 
Ayasofya Roma etkisindeki erken Bizans’ın anıtsal yapısıdır ama bugüne kalan figürlü mozaikleri İkonoklazma akımının*** (726-842) bitiminden sonraya tarihlenir. İç narteksin çapraz tonozlu tavanındaki ve kemerlerdeki dekoratif mozaikler olduğu gibi bırakılır. Figürlü mozaiklerin üzeri 18. yüzyılda ince bir sıvayla kapatılarak korunur. 1931 yılından sonra bütünüyle ortaya çıkarılır. Bazı bölümlerdeki dökülmeler önceki yüzyıllardaki depremler ve yangınlar nedeniyledir. Bizans resminde kubbe İsa’ya, apsis yarım kubbesi Meryem’e ayrılır. Apsis yarım kubbesindeki mozaikte, sade lacivert elbisesiyle Theotokos (Tanrı Anası) Meryem, kucağında altın renkli giysisi ve ışıklı halesiyle çocuk İsa ile değerli taşlarla süslenmiş bir taht üzerindedir. 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mozaik saray çevresinin benimsediği çizgi güzelliğine önem veren zarif başkent üslubundadır. Yarım kubbenin iki yan duvarında bir elinde kristal küre diğerinde uzun bir asa tutan beyaz giysili Cebrail ve sadece bazı izler kalan Mikail mozaikleri bulunur.
 



İmparator Kapısı üzerindeki panonun ortasında sağ eliyle takdis ederken, sol elinde İncil tutan ve arkalıklı bir taht üzerinde oturan Pantakrator (Kâinatın Hâkimi) İsa tasviri bulunur. İncil’in açık olan sayfasında Yunanca ‘Barış sizinle olsun. Ben dünyanın ışığıyım.’ yazılıdır. Başkent üslubunun zengin, ince, çizgisel ve köklü sanat geleneğine dayanan özelliklerinin uygulandığı mozaiğin sol kısmında İsa’nın önünde diz çökmüş imparator VI. Leon tasviri vardır. İsa’nın iki tarafındaki madalyonlar içinde Meryem ve başmelek figürleri görülür. 



İç narteksin güney girişinde kapı üzerindeki Sunu Mozaiği’nde Konstantin İstanbul’u, Justinianos Ayasofya’yı Meryem’e takdim eder. Bu sunum Meryem’in İstanbul’un ve Ayasofya’nın koruyucusu olduğunu gösterir. 10. yüzyılın sonlarına ait simetrik mozaikte ayrıntılardan kaçınılmıştır. Arka plandaki altın rengi figürleri ön plana çıkarır. Çok ender rastlanan gümüş rengi mozaik kullanımı açısından da önemlidir. Kucağında İsa ile perspektife uygun gösterilmiş bir kaide üzerinde tahtta oturan Meryem’in iki tarafında madalyonların içindeki monogramlar ‘Tanrı Anası’ olduğunu sembolize eder. Justinianos’un arkasında yukarıdan aşağıya ‘Hatırası Ünlü İmparator Justinianos’, Konstantin’in arkasında ise ‘Azizler Arasında Büyük İmparator Konstantin’ yazılıdır. Figürlerin başları kutsallıklarını simgeleyen halelerle çevrilidir.

 

Güney galerideki bir pencerenin yanında İmparator Konstantin Monomakos ve karısı Zoe’yi Pantokrator İsa ile birlikte gösteren mozaik (11. yüzyıl) yer alır. Zoe’nin babası imparatordur ama oğlu yoktur. Ölünce üç kızından biri olan ve 40 yaşından sonra üç kez evlenmiş, dindar ve entrikalarıyla ünlü Zoe’nin eşleri imparator seçilir. Eşi değişince figürün başının ve isminin de değiştirildiği mozaikteki izlerden anlaşılır. Zoe elinde bir ferman, üçüncü eşi ise kese tutar.
 

Aynı duvarda Meryem’in iki yanında mücevherlerle süslü tören elbiseleri içindeki İmparator II. Ioannes Komnenos ve karısı Irene tasviriyle karşılaşılır. Macar asıllı Irene sarı örgülü saçları ve pembe yanaklarıyla yansıtılmıştır. Ayasofya onarımları için yaptıkları bağışları göstermek amacıyla imparatorun elinde para kesesi; imparatoriçenin elinde ise rulo bulunur. Koyu mavi giysili Meryem kucağında çocuk İsa ile, bu kez ayakta durur. Bu panodan sonra köşede genç yaşta ölen oğulları Aleksios Komnenos mozaiği görülür.

 

Ortada sağ eliyle kutsama yapan İsa, başları hafifçe öne eğik durumda solda Meryem ve sağda Vaftizci Yahya figürleriyle oluşturulan Deisis panosu galerinin güney bölümündedir. Bizans’ın en bilinen eserlerinden olan kompozisyonda (12. yüzyıl sonları) güçlü ifade, uyumlu renk, üstün bir teknik gözlenir. Biçim ve üslup önceki dönemlerden farklıdır. Helenistik resim sanatının 12. yüzyılda yeniden canlanmasına ve Bizans sanatında Rönesansın başlangıcına işaret eder.

 
Kilise kuzey duvarının alt bölümündeki kemerli nişler içindeki patrik tasvirleri 9. yüzyıl sonuyla 10. yüzyıl başlarına tarihlenir. Pandantifler üzerindeki altı kanatlı seraphim denilen dört melekten doğudaki ikisi mozaiktir. 2009’da yapılan onarımlarda koruyucu meleklerden birinin yüzündeki metal kapak kaldırılmıştır. İmparatorluk ailesinden kişileri gösteren portreler galerilerde dağınık olarak yerleştirilmiştir. Bizans portreciliğinin izlenebildiği bu panolarda ifadecilik, sahiplerinin özelliklerini yansıtmadaki ustalık göze çarpar. Ziyarete açık olmayan papaz odalarındaki deisis kompozisyonu, bir kısmı bozulmuş olmakla birlikte günümüze ulaşır. Dini konulu Bizans mozaiklerinde insan figürü ön plandadır. Etrafındaki çeşitli eşyalar, peyzaj, altın yaldız fon gerçek bir izlenim için değil ikonografik bütünlüğe yöneliktir.

Notlar:


*Bizans İmparatorları kendilerini Roma İmparatoru olarak görürler ve Romalı anlamına gelen ‘Romaios’ olarak adlandırırlar. Bizans adı 19. yüzyılda tarihçiler tarafından verilir.
**Ünlü yazar Dan Brown’ın son romanı ‘Cehennem’de adının geçmesiyle son zamanlarda dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Ayasofya’nın altındaki dehlizlerin ve sarnıcın gizemi başka yazarların romanlarına ve belgesellere de konu olmuştur.
***Bu dönemde figürlü resimlerin yerine dekoratif motiflere ve yalın haç biçimlerine rastlanır.

Nalan Yılmaz, İstanbul Ayasofya Mozaikleri, 24 Haziran 2013, Lebriz Sanal Dergi

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...