7 Şubat 2010 Pazar

Francis Bacon'ın Dehşetli Figürleri

1909 yılında İrlanda’nın Dublin kentinde doğan ve erken yaşlarda kronik astıma yakalanan İngiliz sanatçı resim eğitimi almadan kendi kendini yetiştirir. 1926 yılında Londra’ya gittiğinde kafasında ne yapacağına dair bir planı yoktur. Annesinden gelen mütevazi bir harçlıkla yetinir. 1927’de Berlin’e seyahat eder. İki ay kaldığı Berlin’de yeteneklerini geliştirmede yardımcı olacak insanlarla karşılaşır. Bir sergi açılışında tanıştığı, görsel sanatlarla ilgilenen Yvonne Bocquentin Fransa’daki evlerinin yakınlarında Bacon için bir oda hazırlatır. Chantilly’de kaldığı üç ay içinde onu en çok etkileyen Nicholas Poussin’in ‘Masumların Katledilmesi’ adlı resmindeki çocuğunu korumaya çalışan kadının ağlayışıdır. Bu sahne zihninde yer eder. 1927’de bir sergide Picasso’nun desenlerini görür ve ressam olmaya karar verir. Suluboya desenler yapar. Sanatçıların yaşadığı bohem semt Montparnasse’a taşınır. Sergileri ve gösterime giren son filmleri izleme fırsatı bulur.

1928’de Londra’ya döner, iç mimar ve mobilya tasarımcısı olarak bir stüdyoda çalışır. 1933 yılında gerçek anlamda ilk resmi (
Çarmıha Geriliş) sergilenince ve Herbert Read’in kitabında röprodüksiyonu yayınlanınca artık ressam olarak kariyerine devam eder. Böyle umut verici başlangıçtan bir yıl sonra ilk kişisel sergisini açar. 1936 yılındaki Londra’da Uluslararası Sürrealist Sergisi’ne yeterince üstgerçekçi bulunmadığı için resmi kabul edilmez. Bu reddediliş sonrasındaki yıllarda ilk resimlerinin çoğunu tahrip eder. İkinci Dünya Savaşı sırasında sivil savunmada gönüllü olarak görev alan Bacon’ın astım rahatsızlığı ilerler. Kiraladığı yazlıkta savaşın bıraktığı etkileri yansıtan görüntüler üzerine yoğunlaşır. 1944’ten sonra Londra’da sanat çalışmaları hızlanır. Turuncu renkli arka plana sahip triptikleri eleştirmenlerin ilgisini çeker.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da yıkım endişesi, kaygılar, olumsuz koşullar figüratif sanatın konuları olur. Francis Bacon’ın korku veren imgelerden oluşan büyük boyutlu çalışmalarında günlük yaşam sahneleri yer alır. Bir oda içinde yalnız olan, çarpıtılmış ve belirli duruşlar içindeki insan figürlerinde var olmanın getirdiği acı, korku, trajedi, umutsuzluk, ruhun kötü yanları ve karanlığı belirgindir. İnsanlığın zayıflığını ve dürtülerini ortaya çıkaran, cinsellik ve ölümü de barındıran resimleri ilk zamanlar rahatsız edici bulunur. Bir ateist olarak Bacon tanrısız bir dünyada yaşamanın nasıl bir şey olduğunu tasvir eder. Dünya görüşü duygusallığın ve şiddetin zamansız görüntülerine dönüşür.

1960’lardan sonra ünü gittikçe artar. Dünya çapında kişisel ve retrospektif sergileri düzenlenir, resimleri müzeler için satın alınır, galerilerle uzun süreli anlaşmalar imzalar. Bu yıllardaki genellikle üçlü seriler halindeki çalışmalarının büyük bir bölümü portreler ve yakın arkadaşlarının resimleridir. İnsan durumunun görüntülerini ve tasvirini yeniden oluşturmak üzerine yoğunlaşır. Velazquez’in ve Van Gogh’un tasarılarıyla ilgili çalışmalar yapar. Özellikle Velazquez’in 1650 tarihli
Papa X. Innocent adlı tablosunu takıntılı bir şekilde defalarca kendine göre yorumlar. Farklı anlamlar yükleyerek yeniden üretir. Aydınlık dikey ve yatay çizgilerle oluşturulmuş bir kafes içinde oturan Papa’nın çığlık atan ve belirsizleşen yüzünde dehşetli bir ifade göze çarpar. “Vincent Van Gogh resmin en büyük dehalarından ve benim en büyük kahramanlarımdan biridir. Onun, nesnelerin gerçekliğinin muhteşem görüntüsünü abartısız resmetme yeteneği olduğunu düşünüyorum. Provence’da ve manzaralarını yaptığı Crau’da bunu çok açık bir şekilde gördüm. Tamamen çorak, düz ve çıplak arazilere sahip Crau’ya resimlerinde kendi tarzıyla inanılmaz bir canlılık ve gerçeklik kazandırdığını fark ettim.”
 

Bacon’ın sanatsal tutumu konunun derin gerçeğine ulaşmak için görünüşü bozmaktır. Bunun sonucu olarak modelleri farklı biçimlerde görülür. ‘
Uzanan Figürler’ serisinde modeller çıplak ve korunmasızdır. Bu eşi görülmemiş ham cinsellik Bacon’ın insan vücudunu basit bir et* gibi görmesinden kaynaklanır. ‘Bir Odada Üç Figür’ adlı triptikte insan varoluşunun anlamsızlığını ve hastalıklı durumunu gösterir. Boşlukla çevrelenmiş gerilimli yalnız bireyi günlük kullandığı nesnelerle resmeder. Umutsuzluğun ve mantıksızlığın karşısına duygusal terk edilmişliği ve fiziksel dürtüyü koyarak insanın hayvanlar gibi olduğunu hatırlatır. Sanatçı tuvalin astarlanmamış arka yüzeyinde çalışarak kendi mizacına da uygun bir teknik geliştirir. Alışılagelmiş estetik anlayışın dışında kurgulanan figürlerin yüzlerindeki ve vücutlarının devinimindeki vahşilik, kabalık ile bir endişeyi, sıkıntıyı, yalnız ve mutsuz insanın içten gelen haykırışını görünür kılarken, onları yarı fantastik bir duruma da getirerek neredeyse canavarlaştırır. Cesur bir yaklaşımla iyi giden şeylerin kabusa dönüşebileceğini, sağlam sanılan gerçek dünyanın, sürekli ölüm ve yok olma tehdidi altında olduğunu duyumsatır. Bacon’ın sanatında çürükler, yaralar, Nazi kollukları, kan da dikkat çeker. İnsanların acılarını ve derin duygularını resmetmesi onu ekspresyonistler yanı sıra Kafka’nın ve Beckett’in dünyasına da yakın tutar. “Resimlerim hayatın, her şeyin üzerinde oldukça zor olan benim hayatımın temsilidir. Bu nedenle resimlerim çok şiddet içeriyor ama bu bana doğal geliyor.”

1973 yılına ait 'Kendi Portresi’nde figür son derece yalın bir iç mekânda, akşamdan kalmış olmanın getirdiği sıkıntılı bir durumdadır. Bir eliyle başını destekler. Diğer eli yanında oturduğu lavabonun içindedir. Bu duruş ölüme ve zamana gönderme yapıyor olabilir. Lavabo boşlukta duruyor gibidir. Yukarıdan çıplak bir ampul sarkar. Sağ üst köşede duvar boyunca yükselen bir ayna ve Bacon’ın akseden görüntüsü vardır. Sakinlik ve sadelikle beraber boşluğun, yalnızlığın ve varoluşsal kaygıların sonucu melankoliye neden olan tedirgin edici bir hava hâkimdir.

Resimlerini fotoğraflara bakarak yapması dünyanın algılanması ve varlığın durumunun anlatımı ile ilgili farklı bir gerçeklik geliştirmesine neden olur. Soyut sanatın egemen olduğu yıllarda geçmişteki sanatı, fotoğrafları ve filmleri içeren geniş bir görsel imge dizisini biriktirerek anıtsal tuvallerine aktarır. Çeşitli duruşlar içindeki insanların ve hayvanların görüldüğü fotoğraflardan figür çalışmaları yapar. Hareketi ve bulanıklaşan görünümü konturları çok da belirgin olmayan, şeffaf ve ritmik çizgilerle verir. Ürkütücü hayvanlar veya ağızları açık, dişleri görünen allak bullak olmuş insanlar göze hoş gelen boyama ve yumuşak geçişlerle daha da sarsıcı olur. 


Son zamanlarında resimsel dili basitleşip tekniği incelen, paleti kırmızı-turuncu arka planlarla, krem, gri ve soluk mavi tonlarla bölünen sanatçı 28 Nisan 1992’de Madrid’de kalp krizi geçirerek hayata veda eder.
“Sonuçta çok talihsiz bir hayat yaşadım çünkü bütün sevdiğim insanlar öldü. Ve onları düşünmeden duramıyorsunuz. Zaman iyileştirmiyor. Saplantı haline gelen ve çalışmana koyman gereken bir şeye odaklanıyorsun.”

Notlar:


* “Tabi ki hepimiz etteniz, potansiyel cesetleriz. Bir kasap dükkanına gittiğim zaman oradaki hayvanın yerinde benim olmayışımı şaşırtıcı bulurum.” Francis Bacon

Nalan Yılmaz, Francis Bacon ve Korkuların Alegorisi, 1 Şubat 2010,  Lebriz Sanal Dergi

*****
Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License
' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...