21 Şubat 2009 Cumartesi

Sınırları Kaldırandır Sanat

İnsanlar maddeyle, zamanla ve mekanla sınırlandırılmışlardır. Van Gogh’un güneşine girip Dionysos’un peşine takıldıklarında sonsuzluğun tadına varabilirler. Sınırları kaldırandır sanat. Coşkuyla kendinden geçişle doğayla bütünleşme, kendi dışına çıkma ve kendini kaybetme isteği içinde olma yaşama karşı sevinç duygusunu getirir ve sanatsal üretimlere neden olur.

Dünyaya geldiği andan itibaren insan bir oyunun içinde yer alır. Zamanla başkalarının oyunundan çıkıp kendisininkini oluşturur. Amaçsız ve çıkarsız olarak sadece eğlenmek için oynar oyununu farkında olmasa da. Sanat da çıkarsızdır ancak yalnız ortaya çıkaranın değil başkalarının da hoşuna giden ve yaşam hakkında belirli bir bakış açısı ileten anlamlı bir üretim olduğu için oyundan farklıdır...

Her insanın kendine özgü yaşamındaki ve düşlerindeki alternatif sonsuz yaşantılarının olağanüstülüğü hayranlık uyandırır. Dünya içinde bambaşka dünyaları barındırır. İnsanın yaşantılarından, çevresindeki olaylara karşı tutumundan, sorgulamalarından, araştırmalarından, düşüncelerinden, duygularından, sezgilerinden ve içindeki sevgiden yola çıkarak kendini ifade etmesindeki ve bunun dünyayı zenginleştirmesindeki büyülü güce yani sanata şaşırmamak ve saygı duymamak mümkün değildir.

Kişi diğer insanların içlerinden gelenleri ve güçlü iç varlıklarının arayışları sonucu dışavurdukları samimi, öz ürünlerden faydalanarak ruhunu geliştirebilir. Doğadaki seslerden yola çıkarak fark edip özümsediklerine kendi ruhundan katıp sonsuz olasılıklardan uyumlu melodiler yakalayan müzisyenleri dinlemek, milyonlarca görüntü ve yaşantı arasından kendi seçtiklerini yansıtan, nesneler arasındaki gizli ilişkileri ve benzerlikleri gösteren ressamların eserlerini, yönetmenlerin filmlerini izlemek, insanların ruhlarının derinliklerine inen, onların kendileriyle, çevreleriyle olan ilişkilerini kurgulayarak aktaran yazarların kitaplarını okumak yaşamın anlamını güçlendirir. Samimi bir şekilde, disiplinli çalışma sonucu kozmosun ve insanın derinliklerinden yola çıkarak meydana getirilen bu üretimler aynı zamanda duyguların gelişmesini, dikkat edilemeyeni ve görünmeyeni keşfedebilmeyi de sağlarlar.

Sanat dünya tarihinin bir parçasıdır. Sanatı insanlar ortaya koyduğuna göre insanın da tarihinden ayrılmaz. Felsefe, sosyoloji, psikoloji, fizik, edebiyat ve insanı çevreleyen her şey sanatın içinde yer alabilir. Bütün bunları anlayıp değerlendirebilenler yeni bir şeyler söyleyebilirler.

Sanat bilim gibi gerçeğin ve doğruluğun peşinde değildir. Sanatta sezgiler ve duygular düşünceden ve doğruluktan daha önemlidir. Sanat gerçeği eleştirel bir yaklaşımla yorumlarken kendi gerçeğini de oluşturur. Yaşamın anlam kazanmasında, insanın kendisini ve içinde bulunduğu evreni tanımaya çalışmasında yol göstericidir. Ama bununla kalmaz, yaşamı ve gerçeği de değiştirir.

Sanat zevk vermekten öte mutluluğa veya hüzne neden olduğunda önem taşır. Zevk ve keyif almak geçici durumlardır. Güzel olan hoşa gider ve sorgulanmaz. Anlamlı olması gerekmez. Oysa derin bir mutluluk duymak ender olan ve pek az şey karşısında hissedilendir. Bunun için alan tarafın da çabası gerekir.

Sanat yaşamdan ayrılmaz. Her şeye sinmiştir. Sanat ve yaşam birbirinin içinden çıkar. Sanatın dışında olan ve onu yadsıyan kişi hayatın da dışındadır. Yaşadığını sanır ama içinde hep bir eksiklik vardır. Sadece maddeye yönelik somut tutumlar verimsiz kuru bir toprak gibidir. Onu canlandırarak hayat verecek olan su sanattır.

Sanat sanat olması bakımından önemlidir. Kendi kendisinin amacıdır. Başka anlamları ve görevleri üzerinden silkeler. Başka idealler uğruna araç olarak kullanılmaya karşı çıkar. Bir anlamda bireyseldir ve hizmet anlayışı yoktur. Mesaj vermesi veya yararlı olması gerekmez.

Sanat üzerine düşünmek, konuşmak, yazmak derin ve kapsamlı bilgi, görsel ve estetik birikim ve geniş bir bakış açısı gerektirir. Sanat eserini anlayabilmek için her şeyden önce eserle karşı karşıya kalıp eserden yola çıkarak bir çözümlemeye gidilebilir. Ancak sadece sezgiler, çağrışımlar duygulara yönelik izlenimler değil kuramsal bir çaba ve eser üzerinde düşünmek de gerekir. Sanat eseri tek başına ele alındığında, sadece kendisinden yola çıkılarak incelendiğinde yeterince anlaşılamaz. Bu da bir yöntemdir ama eksik bir şeyler kalır. Sanatçının yaşantısı, ruh durumu, içinde bulunduğu toplum, sosyal yapı ve dönem o eseri oluşturmada kaçınılmaz olarak önem taşırlar. Tarihsel süreç içinde değerlendirmek, sanatçının diğer eserlerini, çağının sanatçılarını ve sanat ortamını da bilmek yeni görüşler kazandırır. Tarihsel boyut büyütülmemelidir ama göz ardı da edilmemelidir. Öznellik ve nesnellik arasında denge kurup bilgi yerinde ve eksiksiz kullanıldığında eleştiri veya değerlendirme daha akılcı olur.

Nalan Yılmaz, Sanat Üzerine Düşünceler, 2 Haziran 2003, Hürriyet, Agora
Nalan Yılmaz, Sanat ve Sanatçı, 14 Aralık 2010, Lebriz Sanal Dergi

*****Bu sayfalardaki yazıların tüm hakları yazara aittir. Sadece kaynak gösterilerek, yazar adı ve orijinal sayfanın aktif linki belirtilerek alıntı yapılabilir ve paylaşılabilir. Nalan Yılmaz adıyla tüm yazılar 'Creative Commons Attribution Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License' altında tescillidir.   2008-2017 Creative Commons License

0 yorum :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...